İçeriğe geç

Köprü

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Köprü

Bölüm 5

4. Bölüm

Ertesi gün, bir önceki gece boyunca uyumamış olan Emris kardeşler için yorucu bir şekilde başlamıştı.

Güneş ışıkları oldukça geniş olan odalarının içini doldururken büyük duvar saatinin 6'yı göstermesiyle kapıları tıklatılmış, evdeki bir çalışan kendilerini kahvaltıya çağırmıştı. Normalde güne birkaç saat daha geç başlayan çocuklar için bu da alışmaları gereken yenilikler arasında başta gelecek gibi duruyordu.

Amcalarını bekletmelerinin ayıp olacağını dakika başı söyleyen Gökçe sağ olsun, sadece 5 dakika içinde hepsi pijamalarından kurtulup diğer işlerini de halletmiş ve aşağı inmeyi başarmışlardı. Görünen o ki hiçbiri uykulu bir Gökçe'yi sinirlendirmek istemiyordu.

Onlar Dünya'yı yarı kapalı göz kapaklarının arasından algılamaya çalışırken yemek odasına vardıklarında onlar hariç herkesin çoktan masaya oturmuş, kahvaltı için kendilerini beklediklerini fark etmişlerdi.

Gökçe'nin yönlendirmesiyle merdivenden inerken en az 5 kere aşağı yuvarlanma tehlikesi geçiren Umay ve Güney, dün akşam yemek yerken oturdukları sandalyelere yerleşirken Gökçe; Gizay'ın yanına, kendilerine boş gözlerle bakan Ateş'ten en uzak köşeye yerleşmeyi tercih etti.

Diğer odaların koyu ve asil renklerine karşı altın üstüne beyazın gelmesiyle zarif bir hava veren yemek odasının ocak ayına rağmen sıcacık olması daha da uykularını getirse de Gökçe kibarlığından bir ödün vermeden gülümseyerek "Günaydın." dedi.

İnci ve Atlas da samimi bir gülümsemeyle günaydın diye cevaplarken ikizlerden bir cevap gelmemiş, hatta Toprak onları görmezden geliyor gibi çocuklara bir saniye olsun bakışlarını çevirmeden ikiz kardeşine bahçede gördüğü garip bir kuşun, elindeki yiyeceği çaldığına dair yaşadığı garip bir olayı anlatmaya devam etmişti.

"Hani peşinden gidip canım elmamı geri alabilirdim ama çok profesyonel bir hırsızdı o kuş. Emeğine saygı duyduğumdan almak içimden gelmedi."

"Asla uçamadığın için değil yani?" dedi Ateş, kaşlarını kaldırarak. Ekmeğine çilek reçeli sürmekle meşgul olsa da kardeşinin tabağındaki zeytine dadanmaktan geri kalmamıştı.

Babaları hafifçe öksürene kadar ikizlerin arasındaki muhabbet devam etse de Atlas Bey'in kuzenlerinin selamına cevap vermeleri ve yaptıklarının kabalık olduğuna dair uyarısından sonra, Ateş boş gözlerle bir şey söylemeden 5 kardeşe döndü ve hafifçe başını eğip yeniden ikiz kardeşiyle ilgilenmeye başladı.

Toprak ise babasını duymamış gibi gamsızca portakal suyunu kafasına dikerken her zamanki gibi son derece asil görünen İnci derin bir nefes verdi. Elini yanında oturan eşinin omzuna koyarken kahve gözlerinden ikizlere karşı anlayışlı davranmasını istediği anlaşılabiliyordu.

Yanında duran 3 şişe sütün farkını hepsini tadarak denemeye karar veren Gizay olmasaydı onların bu halini elbette Arın da fark edebilir ve Ateş hakkındaki düşüncelerinin doğruluğundan biraz daha emin olabilirdi. Ancak maalesef kral sofrasını aratmayan bu masada, kardeşinin 3 şişe sütü kafasına dikmesini engellemekle meşgul olduğu için bu sahneyi kaçırmıştı.

Gökçe hızlıca abisinin Gizay'dan kaçırmakla uğraştığı süt şişelerinden ikisini alıp küçük çocuktan uzağa, yemek masasının diğer tarafına iteledi. Bir yandan da tabağı yastık olarak kullanma kararı veren kardeşlerini kendine getirmeye çalışıyordu ki bu göründüğü kadar kolay gerçekleşmiyordu ne yazık ki. Güney neler olduğunu anlamak için Umay'ın kömür siyahı saçlarını çekerken Umay ise onu umursamadan oğlanın omzunda uykusuna devam ediyordu.

Bu esnada Atlas Bey, oğluna onaylamayan gözlerle baksa da yeğenlerinin bu haline gülümseyerek "Sanırım birileri dün gece uyuyamamış?" dedi sorarcasına.

Hâlâ uyumakla meşgul olan Umay hariç diğer çocukların bakışları birbirine dönerken en büyükleri olmanın sorumluluğunu taşıyan Arın, elini ensesine attı. "Kusura bakmayın, yeni bir ortamda uyumaya alışmak biraz zor oldu..." diye minik bir yalanla cevapladı. Onun bu cevabına karşılık Ateş kısa bir süre gözlerini ona çevirip bir şey diyecek gibi olsa da kelimelerini yutarak kahvaltısına devam etmişti.

"Haklısınız." dedi Atlas Bey anlayışlı gözlerle. "Sizi daha rahat hissettirecek bir şey olursa söylemeniz yeterli."

Çocuklar kısaca teşekkür ettikten hemen sonra İnci, elindeki porselen fincanı masanın üstüne bıraktı. Kırmızı bir ruj ile süslediği dudaklarına yine o nazik gülümsemesi yerleşmişti. "Bu arada aklımdayken söyleyeyim, eğitiminizden geri kalmanızı istemiyoruz. Eğer siz de hazır hissederseniz bu hafta derslerinizi başlatabiliriz."

Eğitim ve ders sözcüklerini aynı cümlede duyan Umay hızlıca başını kaldırarak "Okula mı gideceğiz?.." diye sordu tereddütlü gözlerle. Kendini bildi bileli okulu sevmiyordu. Özellikle ablası, abisi ve kardeşleri kendi dersleri ve arkadaşlarıyla meşgul olduğunda...

"Aslında tam sayılmaz." diye, kızın düşüncelerini okuyabiliyormuş gibi sakinleştirici bir tonda cevapladı kadın. Ardından ellerini masaya yaslarken gözlerini diğer çocuklara çevirdi, "Evde eğitim görmek sizler için sorun olur mu?"

"Onlarla mı?" diye sordu bu kez kömür saçlı kız, kardeşlerini işaret ederek. Gökçe ufak bir endişeyle kendi kendine neşeyle cıvıldayan Umay'ın saçlarını okşarken derin bir nefes aldı. Zaten yeni bir lise hayatına başlamak kolay olmayacaktı ama evde eğitim almak… Tamamen farklı bir şeydi.

Diğerleri de bu duruma Umay kadar sevinememiş olacak ki çocukların yüzlerinde oluşan mutsuzluk rahatça okunabiliyordu.

Arın derin bir nefes verdi, neden evde eğitim almaları gerektiğini anlayamamıştı. "Sormamın sakıncası yoksa neden okula gitmiyoruz?" Bu sorusu, bir nevi diğerlerinin de iç sesine tercüman olmuştu.

"Güvenliğiniz için daha iyi olduğunu düşünüyoruz." dedi Atlas, dalgın bir gülümsemeyle. "Her ne kadar böyle şeylerin olmasını istemesek de geliri iyi ailelerin çocukları büyük bir risk içinde oluyorlar."

Adamın cümlesine karşılık çocuklar, reddedecekleri varsa bile suskunlaşarak yeniden önlerindeki sofrayla bakışmaya başlamışlardı. Ne diyebilirlerdi ki? Hiçbiri okulu, oraya giderken ölmeyi göze alacak kadar sevmiyordu.

Kardeşlerinden kısa bir bakışmayla onay aldıktan sonra, "Sorun değil, anlıyoruz." diye cevapladı Arın.

Onların anlayışına istemsizce gülümseyen Atlas Bey, kendi oğullarını işaret ederek "O zaman isterseniz bugün ikizlerle gidebilirsiniz." diye teklif etti. Ancak 5 kardeşin arasındaki yaş farkının tekrar farkına varmasıyla gözlerini Arın'a çevirerek "Minikleri farklı bir sınıfa alsak sizin için daha kolay olabilir aslında." dedi sorar gibi.

"Ya bizi farklı odalara çektikten sonra kapana kıstırıp yerlerse... Hansel ve Gretel'de de öyle oluyordu." Gizay'ın şüphe dolu gözleri amcasını süzerken fısıldadı. Kitap okumayı fazla seven bir çocuk olmasa da ablasının ona anlattığı masalları kelimesi kelimesine hatırlayacak kadar keskin bir hafızaya sahipti.

Neyse ki Gökçe, Gizay kendilerini evden attırmadan önce kardeşinin ağzına bir domates tıkıp tatlı bir gülümsemeyle amcasını onayladı. "Bizim için sorun olmaz, eminim bizimkiler de hemen uyum sağlayacaktır."

Gizay'ın homurdanmaları ve diğerlerinin konuşmaları eşliğinde kahvaltı son bulurken herkes yavaş yavaş kendi işleriyle uğraşmak üzere devasa yemek salonundan ayrılmaya başlamıştı. Atlas Bey'in işe gitmesi gerekiyordu ve İnci de onu yolcu edecekti. Çocuklar ise ilk gün evi dolaşmış olsalar da bu denli büyük bir yapının haritasını akılda tutmak zor olduğundan, yerini en net bildikleri yere, odalarına geri dönmek veya bahçeye çıkmak arasında bir seçim yapmaya çalışıyorlardı.

Ancak ne yazık ki onlar daha bir karara varamadan yemeğin başından beri kendilerini izlediğini hissettikleri Ateş kardeşini de yanında getirerek "Sizi müzik odasına götürelim, dün orayı görmemiştiniz." dedi, altın saçlarıyla kulağının arasına sıkıştırdığı gözlüğünün sapını düzeltirken. "Yanılmıyorsam Gökçe piyano çalıyordu, değil mi?"

Beşlinin bakışları ikiliye döndü. Bunun öylesine bir teklif olmadığını elbette anlamışlardı. Dün geceden sonra sarışın çocuğun hiçbir şey olmamış gibi bunu teklif etmesi yeterince garipken dün kendilerine neşeyle bakan ikiz kardeşi Toprak'ın, şu an kollarını kavuşturmuş çatılı kaşlarıyla grubu süzmesi de yeterince şüphe çekiciydi.

"Teşekkürler, güzel olur." diyerek gülümsedi Arın. Gözleri özellikle Ateş'in üstündeydi. Her ne oluyorsa kafasındaki soru işaretlerine yanıt bulabileceğini umarak bu teklifi kabul etmişti.

İtiraz etmek için hazır bekleyen Gökçe, abisinin aniden verdiği cevapla sessizleşerek kollarını kavuşturmuş yine de onları takip etmek için arkalarından gitmekte tereddüt etmemişti. Ta ki Güney elbisesinin eteğinden çekiştirerek bahçeye gidip gidemeyeceklerini sorana kadar.

"Dışarı mı çıkmak istiyorsunuz?" diye sordu kumral saçlı kız. Sanırım arkada müzik odasındaki gizli geçitleri keşfetmek adına çırpınan Gizay'ın ağzını kapatmış, tatlı tatlı gülümseyen Umay'ı görmezden gelmesi gerekiyordu.

Güney hevesle başını sallayarak onaylarken o ise gülerek izin verdiğini gösterir gibi başını salladı. Zaten ortada her ne dönüyorsa onları bulaştırmamak en akıllıcasıydı.

Onlar mutluca bahçeye giderken diğer dörtlü uzun koridorlar ve bol basamaklı merdivenler arasında müzik odasına ulaşmışlardı. Artık pek şaşırtmayan bir biçimde burası da evin diğer yerleri gibi oldukça büyüktü. Beyaz rengin iç açtığı odanın en köşesinde, kuyruklu bir piyano dururken onun tam karşısındaki duvarda biraz eski görünümlü ahşap bir klasik gitar vardı. Gitarın tam yanında ise yeni alındığı, sırf cilasından bile belli olan bir keman duruyordu. Sadece evin bu bölümü bile ailenin durumunun ne kadar iyi olduğunu bir kez daha anlamalarını sağlamıştı.

Ancak Gökçe daha kuyruklu piyanonun güzelliğinden etkilenmeye zaman bulamadan Ateş tokmaklarından beyaz püsküller sarkan kapıyı kapatmış ve buz gibi gözlerini Arın'ın üstüne dikmişti. Oğlanı köşede bırakacak şekilde üstüne yürümeye başlarken Arın'ın bir kavga başlayacağını düşündüğü kısımda, Ateş derin bir nefes alarak elini uzatmış ve tek bir cümle söylemişti.

"Anahtarı geri ver."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.