İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 8 · 7 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 8

8.Bölüm

°°°

Esin Bigenin anlatımıyla;

Barışı gördüğüm anda oturduğum yerden kalkıp içeri girdim. Onunla muhatap olmaya hiç niyetim yoktu. Kapının önüne bıraktığım ayakkabılarımı giyip çantamı ve mutfak tezgahındaki araba anahtarını alarak evden çıktım. Aracıma tam binecekken, Barış'ın kolumdan yakalayıp beni kendisine doğru çevirmesiyle neye uğradığımı şaşırdım. Kaybettiğim dengemi, boşta olan elimle Barış'ın kolundan tutarak sağlamıştım. Çok yakınımdaydı ve dünden sonra o öz güvenli, kendini beğenmiş adam yerine çok masum bakan ve mahcup bir adam vardı karşımda. Fakat benim yumuşamaya niyetim yoktu. Gözlerim gözlerindeyken bu kadar yakın olduğumuz için bir anda utanarak bakışlarımı yere doğru çevirdim.

"Beni bırakır mısın?" dedikten sonra tuttuğum kolunu bırakıp kafamı kaldırıp etrafa bakındım. "Çevrede benim için çalışan, seni ve beni çekecek birileri vardır; sonra yeniden magazinde bulmayalım kendimizi," dedim.

Yüzündeki hafif tebessüm de benim söylediklerimle kaybolmuştu. Kolumu bırakıp geri çekildiğinde, üstümü başımı düzelttim ve ona bakmadan arka kapıyı açıp çantamı bıraktım.

Üzerimdeki ceketi çıkarıp onu da arka koltuğa bırakırken, "Lütfen yüzüme bakar mısın? Konuşalım, hatamın farkındayım," dediğinde onu hiç duymamış gibi yaparak arka kapıyı kapattım. Ön kapıyı açacakken elini koyup kapıyı açmamı engelledi. Sinirle kafamı çevirip doğrudan gözlerinin içine bakmaya başladım.

O da inat etmişti, gözlerini gözlerime kitledi. Öylece birbirimize bakıyorduk. "Çok fevri davrandım, öfkeme yenik düştüm. Yazdığım şeylerin hepsi için senden özür dilerim," dediğinde, ayakkabımın topuğuyla yavaş yavaş yere vuruyordum. "Konuşmayacak mısın?" demesiyle sabrımın sınırlarını zorluyordu.

"Sen hep böyle ne istediğini bilmez misin? Sen değil miydin, 'merhaba, merhaba, bana uzak olsunlar' diyen? Tamam işte, kestim tüm iletişimi, bir problemin kalmadı. Ne istiyorsun daha benden?"

Kaşlarını yukarı kaldırıp kafasını hafifçe sağa sola salladı. "Diyorum ya hataydı, kızım işte. Haklıydın, dağ ayısıyım, ne yapayım? Gel, bir şans ver yeniden tanışalım," deyip elini uzattı.

Bir eline bir ona bakarak arabanın kapısını bırakmasını fırsat bilerek hafifçe ona yaklaştım. Fısıltı gibi çıkan sesimle, "Ben iki günde yeteri kadar tanıdım seni. Keyfine bak, kurtuldun bizden, öyle düşün," deyip araca bindim.

Cama tıklatarak kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "İnat etme işte, yalvartacaksın illa değil mi?" dediğinde kafamı eğip güldüm.

Hâlâ inadımdan yaptığımı düşünüyordu. Zaten bu dağ ayısının birini üzmüş olacağını, haksız olacağını kabullenmesini beklemek aptallıktı.

Aracı çalıştırdığımda, kollarını iki yana açarak, "İnatçı keçi!" diye bağırdı. Yüzüne bile bakmadan gaza basıp evin önünden uzaklaştım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Ne yaptıysam inadını kıramadım. Benden de beterdi. Gaza basıp çekip gittiğinde ağır adımlarla Kerem ve Sena'nın yanına yürümeye başladım. Gittiğimde gülerek sohbet ediyorlardı. Asık suratımla Kerem'in yanına oturdum. İkisi de meraklı gözlerle bana bakarken, "Konuşmayı kabul etmedi, değil mi?" dedi Sena, kendinden emin bir şekilde.

"Konuşmadık, ben konuştum," dedim derin bir nefes alıp. "İnat etti, ağzını açarsa ölecek gibi iki kelime zor söyledi," dediğimde Sena gülümsedi.

"Kırdın çünkü kalbini," diye ağzının içinde mırıldandı. Anlamıştım ama anlamamış gibi, "Ne dedin?" diye sordum.

"Hiç, öyledir o, kesin inat etmiştir," dedi. Sanırım o da bana tepkiliydi.

Sena oturduğu yerden kalkıp, "Kerem abiye çay dolduracaktım, sen de içer misin? Hem çay Rize'den geldi, özlemişsindir," dediğinde sırıttım.

"Sence hayır der miyim?" diye sordum. "Asla," deyip Kerem'in bardağını alıp içeri girdi.

Kerem'e doğru dönerek merakla baktım. Benim evden gitmemi bekliyor gibi, evden çıktığım an buraya damlamıştı. Fısıltıyla konuşuyordum.

"Ne işin var burada, rüyanda mı gördün?"

"Davet edildim, aslanım, hayırdır ne olmuş?" dedi diklenerek, kaba dayı sanki başıma.

"Ne oldu, bir şey dedi mi? Esin benim hakkımda konuştunuz mu hiç? Kesin konuştunuz duramazsın sen dedikodu seversin. " diye sorarken çekinmiştim açıkçası. Hakkımda çok kötü şeyler de söylemiş olabilirdi.

"Konuşmadık, istemedi. Dün olanlarla ilgili hiç muhabbet açtırmadı bile."

"Katır inadı var mübarek, sürekli alttan alttan iğneliyor, bir görsen," dedim, oflayıp pufluyordum. Sonra Kerem bacağıma vurunca susmuştum. Sena, elinde çay bardaklarıyla geldiğinde gülümsedim.

Oturmuş çaylarımızı yudumlarken sohbet ediyorduk. Sena o kadar tatlı ki, Kerem'in geçen bahsettiği küçük kız kardeş muhabbetine tamamen hak vermiştim. Yine heyecanlı heyecanlı maça geldiği bir günü anlatırken telefonunun çalmasıyla açıp kulağına dayamıştı. Arayan ablasıydı; çok yakın oturduğumuz için az çok konuştuklarını duyabiliyorduk.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Ajansa geldiğimde, ağır adımlarla çalışanların masalarının bulunduğu alandan etrafı kontrol ederek yürüyordum. Herkesin gözü üzerindeydi. Suratımdaki ciddiyetle masaların arasından dolanıp odama geçip yerime oturdum. Reklam yüzü seçileceği için toplantı odasına hızla Duygu'nun hazırladığı dosyaları da alıp gitmem gerekiyordu.

O sırada masadan kalemi almak için elimi uzattığımda iki ay önce kendime yazdığım not gözüme ilişti. Notu okurken gözlerim açıldı, hemen tarihe baktım, iki gün kalmıştı. Siteye girip bilet kontrol ettim ama tabii ki kalmamıştı. Neyse ki önceden Sena, ikimizin biletlerini ayarlayacaktı. Telefonumu çıkararak Sena'yı aradım. Birkaç çalmadan sonra telefon açıldı.

"Buyurun ablaların en ballısı," dediğinde sırıttım. Bu kız tam bir yağcıydı.

"Sena, yağ çekmeyi bırak, çok vaktim yok. Sana söylemiştim ya, Yalın'ın 20. yılına özel Harbiye konseri için bilet alacaktık, konuşmuştuk. Aldın, değil mi?"

Bir sessizlik olunca, "Sakın bana almadım deme," diye çıkıştım.

Sena derin bir nefes alıp, "Abla, gerçekten aklımdan çıkmış. Hemen alırım ben."

Sesim düşmüştü. Hayallerim yine suya düşmüştü. Herkesin kafasında kurduğu "ölmeden yapılacaklar" listesinde kesinlikle olan maddeler vardır ya, benim maddelerden biri de kesinlikle Yalın konserine gitmekti. Daha önce fırsat ve zaman bulamamıştık. Sena ile bunu 20 yıl özel konserine giderek daha anlamlı kılmak istemiştik. Ama canım kardeşim sağ olsun, tüm planlar çöp olmuştu.

"Alamazsın, Sena, çünkü tükenmiş. Satışta bilet yok," dedim üzülmüştüm.

"Nasıl ya! Gerçekten unutmuşum ama," dediğinde, "Neyse, sağlık olsun," diyebildim.

Sena tam özür faslına başlayacaktı ki toplantım olduğu için onu geçiştirmek zorunda kaldım.

Odadan çıktığımda yine herkes bana bakıyordu. Ne var canım, suratımda gelen geçen bakıyor. Kaşlarım hafif çatılmıştı. Etrafı gözlemlerken elinde dosyalarla gelen Duygu koluma hafif vurarak, "Bu ne güzellik," dedi. Gülümsedim ama keyfim kaçmıştı.

"Neyin var senin, Karadeniz'de gemilerin mi battı," deyip benimle göz göze gelip gülmemek için bakışlarını yere çevirdi.

Ters ters ona bakarak kolundan tutup toplantı odasına sürükledim. Gelen yeni modellerle görüşüp geçen yaptığımız çekimin fotoğraflarını inceledik ve reklamda oynayacak modellere karar verdik.

Toplantı sonunda odama geçip yerime oturmuştum. İşimin erken biteceğini bilsem, Gökay'ın getirdiği dosyaları yanıma alır, buradan şirkete geçerdim. Çantamı toplarken odamın kapısı çalındı. İrem içeri girip, "Esin Hanım, misafiriniz var," dedi.

"Kim?"

"Emre Bey gelmiş, sizinle acil görüşmesi gerekiyormuş," dediğinde gözlerimi devirdim.

"İyi, al gelsin. Neymiş karın ağrısı bakalım," dedim çantamı toparlamaya devam ederken.

İrem'in dışarı çıkmasıyla Emre kaşları çatık bir şekilde içeri girdi.

"Senin amacın ne?" diye bağırınca oturduğum yerden kalkıp öne doğru ilerledim. Açık bıraktığı kapıyı insanlara rezil olmamak için kapattım. "Ne istiyorsun, Emre?"

"Kızım, sen beni katil falan etmek için mi uğraşıyorsun? O adamla ne var aranda?"

Gözlerimi kısarak bakındım.

"O adam?"

"Temize çıkarmak için sayfalarca yazı paylaştığın futbolcu mu ne sikimse artık," dedi.

Gerçekten sövmemek için kendimi sıkıyordum. "Ya sana ne? Biz ayrılalı koca bir yıl geçti. Sen hâlâ ne istiyorsun? Kimsin de kapıma hesap sormaya geldin?"

"Biz değil, amk, sen ayrıldın. Seni bırakmayacağımı söyledim sana," dediğinde sinirle bağırdım.

"Beni aldatmanı kabul mü edecektim, gerizekalı? Çık git, benim sinirimi bozma."

Adımlayarak dibime kadar gelip derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp "Kokun," dedi, bekledi uzun süre. Psikopat gibi davranıyordu, ruh hastası.

"Bu koku bana ait, başkası olamaz, Esin. Beni hafife alma, ayağını denk al," dedi yanağımdan makas alarak çıkıp gitti. Elimle suratımı silerek arkasından çok güzel küfürler etmiştim.

Ben de sinirle çantamı alarak yürüdüm. Odanın dışında sesleri duymuş bana bakan bir sürü meraklı göz vardı. İrem yanıma yaklaşıp, "İyi misiniz, Esin Hanım?" dediğinde, İrem'e yanaşarak, "Güvenliğe haber ver, o adam bir daha içeri alınmayacak. Ben çıkıyorum," dedim ve hızlı adımlarla ajanstan çıktım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Sena telefonu kapattığında yüzü asılmıştı. Kerem, "Kötü bir haber mi?" diye sormuştu meraklı bakışlarıyla. Ben de merak etmiştim.

"Yani, ablam için kötü diyelim," dediğinde daha çok merak ettim. "Ne oldu, özel değilse belki yardımcı olabiliriz," dedim.

"Şöyle söyleyeyim, 2 ya da 3 gün sonra Yalın'ın konseri var ve 20. yıl özel. Ablam da çok seviyor kendisini, beraber gidecektik. Beni tembihlemişti, 2 ay önceden biletler satışa çıktığı gibi al diye," dedi dudaklarını büzüp. "Ve sen de unutup almadın," dedi Kerem.

Sena kafasını sallayarak, "Ve tükenmiş biletler," dediğinde aklıma birkaç fikir belirmişti.

Kerem, "Talihsiz olmuş biraz," dediğinde kafamı sallayarak onayladım.

Kerem saatine bakıp, "Ohoo, kaç saattir oturuyoruz burada, kızı da esir aldık," dediğinde Sena gülerek, "Kerem abi, duymamış olayım bunu."

"Hadi eve geçelim. Barış, Yunus gelecek zaten akşam üstü. Belki misafirperverliğini sergileyip bir iki bir şey yaparsın da yeriz," dedi. "Hıhı ben kesin yaparım sizde kesin yersiniz" dedim sırıtıp.

Sena bana yaklaşarak, "Yunus mu geliyormuş? Var ya, iyi ki buraya taşımışsın, bu iş bana yaradı," diye sırıtınca gözüme çok sevimli gelmişti. Elimi uzatıp saçlarını karıştırdım.

Senayla vedalaşıp bizim bahçeye geçtiğimizde Kerem'e bakarak, "Sence ben Esin ve Sena'yı o konsere soksam affedilir miyim?" dedim.

Kerem şaşırmış bir şekilde bana bakıp, "Bu fikri senin düşünmüş olman gözlerimi yaşartıyor," deyip eliyle sırtımı sıvazlıyordu. "Denemekten zarar gelmez de, nasıl olacak iş? Kalmamış bilet."

"Biz de boş adam değiliz, tanıdıklarımız var herhalde," deyip gülmüştüm.

Daha sonra telefonumu alarak arkadaşıma mesaj attım. Belki ona böyle bir güzellik yapabilirsem, yaptığım hatayı telafi edebilirdim.

Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum ❤️

Bölüm sonu

2 yorum