İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 29 · 11 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 29

29.Bölüm

°°

Esin Bigenin anlatımıyla;

Sabah gözlerimi araladığımda Barış'ın kollarındaydım. Sıkıca sarılmış, bir bacağını da bacağımın üzerine atmıştı. Bir süre ayılmayı bekleyip esnerken komodindeki telefona uzandım. Saate bakıp Barış'a doğru dönüp yüzüne minik minik öpücükler kondurmaya başladım. Aynı zamanda kısık sesle konuşuyordum.

"Sevgilim, hadi uyan artık," diye söylenirken, Barış gözlerini aralayıp bana baktı ve gülümsedi. Yeniden gözlerini kapattığında, aynı şekilde öperek "Hadi ama uykucu, bugün uçağımız var, kalk bakalım," dedim.

Barış gözlerini aralayıp saçlarımı öperek bana daha sıkı sarıldı. "Bu ne güzel bir uyandırmak, güne seninle başlamak öyle güzel ki, oh ya," dedi.

"Hadi ama kalk, daha kahvaltı yapacağız, havaalanına da erken gitmek lazım," dedim.

Barış esnerken kollarından kurtulup kendimi banyoya attım. Elimi yüzümü yıkayıp odaya döndüğümde, o da yatakta doğrulmuş oturuyordu. Yanına gidip dizine oturup ellerimi omzunda kenetledim.

"Çok heyecanlıyım ben Barış ya," dediğimde, kafasını kaldırıp yüzüme baktı. "Güzelim, benim heyecanının farkındayım ama her şey çok güzel geçecek, inan bana," dedi.

Yaklaşıp burnumu burnuna sürterek dudağına minik bir öpücük kondurup ayaklandım.

"Hadi kalk, duşunu al, ben de kahvaltı hazırlıyorum," dedim.

Kafasıyla onayladığında kapıya doğru gidip dün gece Barış'la beraber hazırladığımız valizlere bakıp gülümsedim.

Dün gece, beni her valize koyduğum kıyafeti açık bularak çileden çıkarsa da sonunda tatlıya bağlamıştık.

Alt kata indiğimde, Kerem ve Semih hâlâ uyuyordu. Ses yapmadan mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Güne onun yüzünü görerek başlamak, beni aşırı motive etmeye başlamıştı. 3 gündür her gece onun kokusuyla soluksuz uyuyordum.

Kahvaltıyı hazırlamaya gitmesiyle ben de yataktan kalkıp üstümü çıkararak kendimi soğuk suyun altına attım. Bir süre sonra duştan çıkıp üzerimi giyindim. Yatağın üzerinde duran telefonumu alıp annemi aradım. Bir süre çaldıktan sonra telefonu neşeyle açtı.

"Günaydın aslan oğlum," dedi.

"Günaydın annem, ne yapıyorsun?" dedim neşeli bir ses tonuyla.

"Ne yapayım, senin için hazırlık yapıyoruz," dedi.

"Yine abartıp yorma kendini anne. Bir misafirim de var yanımda, sizinle tanışmaya geliyor, haberin olsun. Benim için çok değerli biri," dediğimde, hafifçe gülerek, "Umarım kız arkadaşındır, artık senin de hayatında birini görmeyi istiyorum," dediğinde sırıttım.

"Bilmem, artık gelince görürsün. Hadi, şimdi kapatıyorum, anne, haber vereyim diye aradım," dedim.

Oflayıp puflayarak, "Ah be Barış, daha önce haber ver insan, oğlum, nasıl yetişeceğim şimdi ben?" dedi.

Tebessüm edip, "Anne, lütfen bak, abartma. Geçen seferki gibi tepsi tepsi tatlı falan yapmaya kalkma mesela," dediğimde, "Çok geç, hadi kapat, oyalama beni," deyip telefonu kapattığında sırıtarak yataktan kalktım. Tam odadan çıkacaktım ki, Esin'in telefonu çalmaya başladı. Geri dönüp komodinin üstünden telefonu aldım. Kayıtlı olmayan bir numara arıyordu.

Telefonu da alıp alt kata indiğim esnada kapanan telefon, saniye geçmeden yeniden çalmaya başladı. Mutfağa girdiğimde omlet yapan Esin bana bakıp, "Kim arıyor, açsana, elim dolu," dedi.

Telefonu açıp kulağıma dayadığımda, karşıdaki kişi ses vermedi.

"Konuşsana kardeşim?" diye serzenişte bulunduğumda, Esin kulağımdan telefonu alıp ekrana baktı, daha sonra kulağına dayayıp bekledi.

"Konuşmayacaksan ne diye arıyorsun?" deyip telefonu kapatarak tezgaha bıraktı.

Bu olay dikkatimi çekse de çok üstünde durmadım; belki de yanlış numaraydı.

Esin sofrayı kurarken ben de salona geçip Kerem ve Semih'i uyandırdım. Sena'nın da uyanıp aşağı gelmesiyle hep beraber kahvaltımızı yapmaya başladık.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Kahvaltı yaptıktan sonra hazırlanıp evden çıkmıştık. Barış'ın ayarladığı araçla havaalanına giderken içimdeki telaşı bir türlü yatıştıramıyordum. Camdan dışarıyı izlerken, Barış'ın dibime sokulup "Ee, bu kadar gerilme ama," demesiyle hafifçe yerimden sıçradım.

"Aklımı aldın Barış, sağ ol," dediğimde, gülerek "Nereye daldın bakayım öyle?" dedi.

Onun bu rahatlığı beni daha da geriyordu. "Sanırım ben kalpten giderim sizinkilerin önünde, haberin olsun," dedim.

"Ya güzelim, diyorum ki seni sevmeme gibi bir lüksleri yok. Adımın Barış olduğu kadar eminim ki annem seni benden çok sever," dedi.

"Umarım beni rahatlatmak için söylemiyorsundur bunları Barış, aksi olursa seni boğarım," dediğimde, "Vay arkadaş, kabak yine bana patladı," dedi. Gülerek saçlarını karıştırdım, daha sonra omzuma attığı koluna yaslanıp yolu izlemeye devam ettim.

**

Uçağa binene kadar Barış'la birlikte sürekli insanlarla fotoğraf çekiliyorduk. Evet, özellikle benimle fotoğraf çekilmek için gelenler oluyordu, ama Allah Barış'a gerçekten sabır versin, bir anda etrafımızı sardıklarında neye uğradığımı şaşırmıştım. Barış'a olan ilgi ve sevgi de büyüktü. Uçağa bindiğimizde, beraber çekildiğimiz fotoğrafı bana gösterip gülümsedi.

"Ne oldu, hoşuna gitti herhalde?" dedim.

Gülerek, "Hikayeme attım," dediğinde gözlerimi kocaman açıp ona baktım.

"Ee, herkes öğrenecek," dedim.

"O yüzden attım ya zaten, yavrum. Az önce bizi beraber gördüklerinde başladılar dedikoduya, oraya buraya düşer zaten. Ben onlardan önce davrandım," dedi.

|Barışın hikayesine attığı fotoğraf|

Yaklaşık iki saat süren bir uçak yolculuğunun ardından valizlerimizi alıp Barış'ın önceden kiraladığı araçla birlikte İkizdere'ye doğru yola çıkmıştık. Barış, yüzündeki keyifli ifade ile bir şarkı açarak bana bakındı. Şarkıyı duyar duymaz kıkırdamaya başladım.

Barış, gülerek bana bakıp "Çayır biçiyorum, çayır yanıyorum cayır cayır, o kırmızı yanaktan, o kiraz dudaklardan..." diyerek dudaklarıma bakıp şarkıyı söylemeye başladığında, onun yüzünü ellerimin arasına alıp mıncıklayarak "Benim payımı ayır" diyerek şarkıya eşlik ettim. İkimiz de hem şarkıyı mırıldanıyor hem de eğleniyorduk. Barış'a doğru baktığımda, gülümsemesi tüm stresimi azaltıyordu.

Şarkılar ve kahkahalarla geçen bir saatlik yolculuğun ardından Barışların evinin önüne gelmiştik. Heyecandan elimi kolumu nereye koyacağımı bilemiyordum. Barış, aracı park edip motoru durdurduktan sonra elimden tutup, "Sakin olur musun artık? Boşuna heyecan yapıyorsun," dedi.

"Tabii, senin için söylemesi kolay," dedim.

O sırada dışarıda birçok çocuk aracın etrafında koşturup "Barış abim gelmiş!" diye bağırıyordu. Barış, onlara doğru bakıp tebessüm edince ben de gülümsedim. Bu çok güzel bir sevgiydi Barış gerçekten çok şanslıydı.

Araçtan indiğimizde, Barış çocuklarla tek tek ilgilenirken bana doğru bakıp elini uzattı. Bana doğru uzattığı elini sıkıca tuttum. Çocuklara bakıp, "Akşam hazır olun, maça bak, burada bekleyeceğim," dedi gülerek. Bu adama neden aşık olduğumu daha iyi anlıyordum...

Daha sonra kapıdan bize doğru bakanlara el sallayıp bana doğru yanaştı ve "Kız kardeşim ve ablam," dediğinde gülümsedim.

Her adımda kapının önünde bekleyenlere biraz daha yaklaşıyorduk. Barış, yeniden kulağıma doğru yanaşıp, "Ben yanındayım, merak etme," diye fısıldadı. Kafamı sallayarak onayladım.

Kapının önüne geldiğimizde, Barış kibarca elimi bırakıp anne ve babasının elini öperek onlara sarıldı. Herkes güler yüzle bana doğru bakarken, Barış elimden tutarak beni yanına çekti. "Evet, siz zaten tanıyordunuz Esin'i. Sen söylemiştin anne. Bizden önce oradan buradan duymayın istedik, aldım gelininizi size getirdim," dedi. Bana bakıp gülünce, utançtan kızaran yüzümle tebessüm ettim. Hemen hanım kızlığımı konuşturup önce babasının, sonra da annesinin elini öptüm. Annesi aniden beni kendine çekip sıkıca sarılınca, ben de karşılık verdim. Kulağıma doğru, "Hoş geldin güzel kızım," dedi. Geri çekilirken "Hoş buldum," diye karşılık verdim.

Barış, kız kardeşleriyle sarılırken ben de onlara doğru bakıyordum. Barış'tan ayrılan kızlar, Barışa sarıldıkları gibi bana da sevgi dolu bir şekilde sarıldılar.

Barış, yeniden yanıma gelip elimi tutunca hep birlikte içeri girdik.

Geçip koltuklara oturduğumuzda, annesi gülerek bizi izliyordu. Babası, "Ee, anlat bakalım aslanım, ne var ne yok?" dediğinde, Barış arkasına yaslanıp "Ne olsun, bana her şey iyi gidiyor çok şükür," dedi.

İlk heyecanı atlatmış olsam da hâlâ kalbim ağzımda atıyordu. Ailesi de Barış gibi aşırı güler yüzlüydü. Bir süre hepsiyle sohbet ettikten sonra, Barış'ın kız kardeşi oturduğu yerden kalkıp, "Abla, istersen gel, sana kalacağın yeri göstereyim. Biraz dinlenmek falan istersen," dediğinde ayağa kalktım. "Tabii, zahmet olacak sana ama olur," dedim.

Barış kolumdan tutup, "Gelmemi ister misin?" diye mırıldandı.

"Yok, sen ailenle hasret gider, ben hallederim," dedim gülümseyerek.

Yelda önde, ben arkasında kalacağım odaya doğru yürüyorduk.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Esin'in heyecanı hâlâ hissediliyordu. Yelda ile birlikte eşyalarını alıp odaya giderlerken, ablam yanıma oturup bana sarıldı. "Ay Barış, çok güzel kız, çok güzel," dedi. Gülerek ona göz kırptığımda, "Ne zamandır berabersiniz? Hiç söylemiyorsun ablana," diyerek parmak salladı.

"Abla, aldım getirdim, daha ne yapayım? Zaten çok uzun zaman olmadı, ama istedik ki herkes gibi haberlerden değil, bizim ağzımızdan öğrenin," dedim.

Annem kıkırdayarak, "Ben biliyordum zaten, hissetmiştim, ana yüreği," dediğinde babam da dahil hepimiz güldük. Annem bana bakarak, "Boyu boyuna, huyu huyuna, maşallah size, çok yakışmışsınız," dedi. Bizimkilerin sevineceklerinden emindim ama bu kadar mutlu olacaklarını tahmin etmemiştim.

Babam bana bakıp elini dizime koyarak, "Annen orada burada gezer şimdi, 'gelinim şöyle, gelinim böyle' diye," dedi.

Annem de babama yan yan bakıp, "Ee, ne var bunda Yüksel Bey, gezeceğim tabii," dedi.

Gülerek ablama bakıp, "Yandık ya," dediğimde, ablam yanağımı severek, "Dur sen, daha sizi alıp köyde gezdirmezse ben de Yeliz değilim," dedi.

"Onu kesin yaparız zaten. Oğlum geldi diye havasını atıyordu her geldiğimde, şimdi gelinim geldi diye gezer," dedim.

Bizimkilerle uzun uzun hasret giderdikten sonra Esin ve Yelda'nın ortada olmadığını fark edip müsaade isteyerek oturduğum yerden kalkıp koridorun sonundaki odaya doğru ilerledim. İçeri girmeden aralık kapıdan bakındım.

Yelda uyanığı, Esin'i yakalamış, nasıl tanıştık, nasıl ettik, onu anlattırıyordu. Esin de halinden pek memnun gibiydi. Kulağımı kapıya dayayıp dinlemeye başladım.

"Abime bak sen, konser falan, ne kadar romantikmiş! Biz onu hep hayvanlıklarıyla bildiğimiz için şaşkınım," dedi Yelda.

Esin kıkırdayarak, "Aramızda kalsın, zaten ilk tanıştığımızdan beri dağ ayısı diyorum ben buna," dediğinde, Yelda gülerek, "O kadar güzel bir lakap ki abla, tebrik ederim cuk diye oturmuş" diyip merakla, "Ee, nasıl, bari kıskanç mı abim, yoksa hödük mü her zamanki gibi?" dediğinde, kaşlarımı çattım. Fakat Esin'in söyledikleri yüzümü güldürmüştü.

"Yok, bir şeyler oldu abine. O ilk tanıştığım dağ ayısı gitti, yerine böyle kibar, sevgi dolu bir adam geldi," dedi.

Kapıyı açıp içeri dalarak, "Heh, sizi yakaladım pis dedikoducular!" dedim. Yelda korkudan yerinden sıçramıştı. Yanına oturup yanağından öperek, "Ya korkarsın öyle, abim hâlâ hödük mü, he?" dedim, onu gıdıklayarak.

"Ya abi, dur! Yalan mı, doğruları söyledim," dedi gülerken. Durup kafamı kaldırıp Esin'e baktığımda, gülümseyerek bizi izliyordu.

"İyi anlaşmışsınız, bakıyorum," dedim.

Yelda koluma vurup, "Neden anlaşmayalım? Çok sevdim ben yengemi," dedi gülerek. Esin utanarak başını eğdiğinde, annem odaya geldi. Yelda'ya bakarak, "Kızı soru yağmuruna tuttun, değil mi?" dedi.

"Size aşk olsun, gerçekten! Analı oğullu benim üstüme oynamayın. Şurada biraz sohbet etmişiz, ne olacak, gözünüze mi battı?" dedi.

Annem, Esin'in utandığını anlayıp, "Tamam, hadi gelin de yemeğe geçelim, acıkmışsınızdır çocuklar," dedi.

"Tamam, siz geçin, biz de geliyoruz," dedim.

Bizimkiler çıktıktan sonra Esin'in yanına oturup, "Ne oldu, boşa heyecanlandın, o kadar dedim sana," diyerek saçlarından öptüm.

"Evet, biraz fazla endişe etmişim. Hepsi o kadar tatlılar ki," dediğinde gülümsedim. Onların birbirini sevmesi benim için çok değerliydi. Bir yanımda ailem, bir yanımda sevdiğim kadın, memleketimdeyim. Benden daha mutlusu yoktur, sanırım.

Elinden tutup onu oturduğu yerden kaldırdım. "Hadi, yemek falan yiyelim. Annem yine bir ton şey yapmıştır. Akşamüstü çıkar, biraz yürürüz; buraları gezdiririm sana," dedim.

Kafasını sallayarak beni onayladı. Elinden tutup arka bahçeye doğru yürüdük. Tahmin ettiğim gibi annem yine masayı donatmıştı. Esin'in sandalyesini çekerek oturmasını bekledim. O otururken, ablam bana bakıp gülerek göz kırptı. Esin, yanına oturduğumda, anneme bakarak, "Bu kadar şeye ne gerek vardı? Neden zahmet ettiniz? Çok güzel görünüyor her şey, elinize sağlık," dedi.

Annem elini onun sırtına koyup sıvazlarken, "Ne demek o kızım, ne zahmeti? Oğlumla kızım gelmiş bizi ziyarete, yapacağım tabii," dedi.

Annem ona "kızım" dediğinde, Esin bana doğru dönüp parıldayan gözlerle gözlerimin içine baktı. Yüzündeki gülümseme kocaman olmuştu. Elimi masanın altından bacağına koyup okşadım.

**

Hep beraber yemeğimizi yiyip sohbet ettik. Gerçekten her şey çok güzel ilerliyordu. Yemek bitiminde, annem ne kadar izin vermese de Esin oturmadı; masayı toplarken bizimkilere yardım ediyordu. Ben de babamla önümüzdeki maçlar hakkında konuşuyordum.

Bir süre daha babamla sohbet ettikten sonra, oturduğum yerden kalkıp mutfağa gittim. Esin ve Yelda bulaşıkları makineye yerleştirirken, ablam da çay demliyordu. Annem yanıma yaklaşıp elini belime atarak sessizce, "Maşallah, pek de hamarat," dedi. Ben de annemin kulağına eğilip, "Bu ne ki anne, bir kuru fasulye pişirdi bana, yok böyle bir şey," dedim.

"Vallahi, artık aklım sende kalmaz, bu kız seni adam eder," dedi gülerek.

"Oh, yine laf yedik, sağ ol ya annecim," dediğimde, ablam bize bakıp, "Ne kaynatıyorsunuz bakayım?" dedi.

Esin arkasını dönüp bana doğru baktığında, ablamı es geçerek ona, "İşin bitince yürüyelim mi biraz?" dedim.

"Olur, fark etmez. Sen nasıl dersen, uyarım ben," dediğinde, annemleri unutup Esin'e öpücük attım. Gözlerini kocaman açıp bana bakarken utanıp önüne döndü. Yelda kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırırken, annem belimdeki elini birkaç kez sırtıma vurdu.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Barış'ın kırdığı pot yüzünden o an yerin dibine girmek istesem de, kimse bozuntuya vermemişti. İşler bittikten sonra Barış'la ayakkabılarımızı giyip evden çıkarken, Yelda Barış'a bakıp, "Abi, ben de gelebilir miyim?" diye sordu.

Barış daha ağzını açmadan, "Gel tabii, neden soruyorsun?" diye cevap verdim.

Hep birlikte evden çıkıp yürümeye başladık. Yol boyunca amcalar ve gençler Barış'la konuşup tokalaşıyorlardı. Her yer yemyeşildi, hava mis gibi kokuyordu. Bir süre daha yürüdükten sonra, Barış kolunu omzuma attığında ona doğru bakıp, "Yanlış anlarlar insanlar," dedim.

"Ne yanlışı kızım, çekincem mi var milletten? Gel buraya," deyip beni iyice kendine çekti.

Evlerin önünden geçerken teyzeler oturmuş sohbet ediyorlardı. Barış'ı görünce, "Aa, Barış oğlum gelmiş!" dedi bir teyze. Barış gidip elini öptüğünde, hepsi bana doğru bakıp beni baştan aşağı süzdü. Adının Fatma olduğunu öğrendiğim teyze, bana bakıp, "Kızımız kim, maşallah, ne kadar güzel," dediğinde Barış bana bakıp sırıttı.

"Size gelin getirdim," dedi. Bu çocuğun bu ani hareketleri beni deli ediyordu. Utanıp kafamı önüme eğdiğimde, arka evden çıkan kumral, uzun saçlı bir kız, "Aa, Barışım" diyerek koşarak Barış'a sarılınca sinirle kaşlarımı çattım.

Pardon, bu ne samimiyet?

---

Evet, beğenı ve yorumlarınızı bekliyorum. Lütfen sadece okuyup geçmeyin! 😽

Bölüm sonu

13 yorum