°°
Esin Bigenin anlatımıyla;
Florya'da antrenmanı izlemeye gittiğim gün fizyoterapistleri olduğunu öğrendiğim sarı saçlı o kız, şu an tam olarak karşımda yüzüme bön bön bakıyordu. Kapı açıldığında karşısında beni görmeyi beklemediği mimiklerinden belliydi. Saçımı geriye doğru atarak "Buyurun, kime baktınız?" diye sordum onu tanımamış gibi yaparak.
Gözlerini kısıp beni incelerken "Yanlış geldim sanırım. Barış Alper'e gelmiştim ama..." dedi.
Kaşlarımı kaldırıp "Hıı, Barış Alper'e geldin demek," dedikten sonra kafamı hafif içeri doğru uzatıp, "Barışşş hayatım, bakar mısın? Kapıda seni görmek isteyen biri var," dediğimde kızın gözleri büyümüştü.
Barış seri bir şekilde "Kim gelmiş güzelim?" diyerek kapının önüne geldiğinde, karşısında bu kızı görmek onu da şaşırttı. Bir bana, bir kıza bakarken, "Sana gelmiş," dedim imalı imalı.
Barış sanırım ağzına edeceğimi anladığı için elini belime doğru atarak kıza bakındı. "Evet İpek, ne işin var burada? Niye geldin?" dedi.
İpek, üstündeki şoku atlatmaya çalışırken, "Şey, ben..." diyerek elindeki poşeti kaldırıp, "Sen yok desen de bacağımda bir sıkıntı vardı, sana kas gevşetici krem falan getirdim," dedi.
Gözlerimi kısıp bir kıza, bir de Barış'a bakıyordum. "Ne kadar ilgili bir fizyoterapistiniz var ya, evlere kadar servis, harikaymış," dediğimde Barış belimdeki eliyle hafif hafif belimi okşarken, "Ben de şaşkınım gerçekten güzelim bu duruma," demişti.
İpek, yüzsüz yüzsüz hâlâ karşımda dururken, "İçeri davet etmeyeceksin sanırım Barış," diye serzenişte bulundu. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için kendimi sıktım.
Barış yüzüne yansıyan gergin ifadeyle, "Yani sanmıyorum içeri davet etmen gerekti..." diyecekken, sözünü yarıda kesip onu da kenara çekerek, "Aa, tabii canım, geç bir kahvemizi falan iç," dedim sinirden kudururken.
Şaka maka kız gerçekten içeri girdiğinde kapıyı kapatırken kulağıma eğilip, "Vallahi haberim yoktu, bu kız ruh hastası, dengesiz," diyen Barış'a sert bir bakış atıp, "Bunu senle daha sonra konuşacağım, geç de misafirine kahve yap," dedim.
Belimdeki elinden kurtulup salona giderken Barış da oflayarak mutfağa gitmişti.
Kerem, oturduğu yerden şaşkın bir suratla İpek'e bakarken, "Kerem, gerçekten ne kadar şanslısınız, eve servisiniz varmış," dediğimde Kerem gözlerini kısarak bana bakındı. Ben de gözlerimi kısıp ona bakarken, "Vallahi yengecim, ben de ilk kez karşılaşıyorum bu durumla, şaşırdım doğrusu," dedi bana göz kırparak. Kerem bana "yenge" dediğinde kızın yüzü asılmıştı.
Barış, elindeki bardakla gelip İpek'e bardağı uzattı. "Kahve kalmamış, kusura bakma, su iç, al soğuk," dedi. Kerem gülmemek için kendini şekilden şekile sokarken, İpek Barış'tan suyu alıp içmişti.
Ben koltuğa oturduğumda Barış da hemen yanıma koltuğun köşesine oturup kolunu omzuma atmıştı.
İpek, Barış'a derin derin bakıp, "Sevgilin olduğunu bilmiyordum," dedi. Gözlerimi kısıp bakarken, "Niye, sana haber vermesi mi gerekiyordu?" diye sordum. Bu kadın biraz daha karşımda böyle gevşek gevşek konuşursa sinirlerime hakim olamayacaktım. Barış omzuma attığı elini öne alarak elimden kavramıştı.
İpek gülerek bana bakıp, "Yoo, hayır, genelde Barış anlatırdı bana da, ondan öyle söyledim. Sen biraz gergin misin?" dedi.
Kerem, ortalığın karışacağını düşündüğü için ortamdaki gerginliği uzaklaştırmak amacıyla, "Ee İpek, neden gelmiştin sen?" diye bir soru yöneltip dikkatleri kendi üstüne toplamıştı.
İpek, kafasını Kerem'e çevirip, "Barış'a söyledim o kadar, bir bakayım diye aceleden bakamayınca krem getirdim ona, kas gevşetici, en azından ağrısını alır. O gün sekiyordu," dedi, çantadaki kremleri çıkarıp Barış'a döndü. "Daha rahat bir yere geçelim, hem bir kontrol edeyim hem de şu kremi sürelim," dediğinde sinirden tırnaklarımı Barış'ın eline geçirmiştim. O ise yüzünde alık bir ifadeyle bana bakarken, "Gerek yok diye kaç kere söylemeliyim İpek," dedi.
Kıskançlıktan sinirim tepeme çıkmışken, oturduğum yerden kalkıp, "Sen hiç zahmet etme canım, benim kremi ben sürerim ona, alayım onu," dedim, elindeki poşeti çekip alırken.
"Olur mu, öyle bir kontrol ederdim. Takım için önemli bir oyuncu, maçlara sakatlıkla başlasın istemeyiz, tedbir her zaman iyidir," dedi.
Sinirden sırıtıyordum. Barış yüzündeki ciddi ifadeyle, "İpek, senin anlama kapasitenle ilgili bir sorun mu var? Ben iyiyim, sakatlık yok. Ne bu diretme? Yeter bence, sıkılmaya başladım çünkü," dedi.
Dudaklarını büzüp üzgün gibi bakarak, "Ben sadece yardım etmek istemiştim," dediğinde Barış hafif yüksek sesle, "Etme! Yardım isteyen mi oldu senden? Ayrıca yardım edecek bir şey yok, iyiyim diyorum," dedi.
Kerem, oturduğu yerden kalkıp İpek'e doğru bakarak, "Ee, sana ayrılan süremizin sonuna gelmiş bulunuyoruz sanırım, gel canım, ben seni geçireyim," dedi.
İpek, Kerem'e bakınıp oturduğu yerden kalktığında, kafasını bana çevirip sert ve kin dolu bakışlar atıyordu. Yürümeye başladığında bir an duraksayıp imalı bir ses tonuyla, "Çok yakışmışsınız, umarım ayrılmazsınız," demişti.
O sırada elinde bardaklarla Semih bahçeden içeri girip, "Ne oluyor ya, soğuk rüzgarlar esiyor, o kadın kim?" diye sorduğunda, Barış'ın yanından kalkıp mutfağa doğru yürümeye başladım. "Sor Semihcim, biricik abine anlatsın sana o kadın kim?" diye mırıldandım.
Mutfağa geçip yarım kalan işime devam etmeye başlamıştım.
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Evet, trip yiyeceğimin farkında bir şekilde koltukta bir süre oturup düşündüm. İpek'in eve kadar gelmesi benim de beklediğim bir durum değildi. Aslında benim bir suçum da yoktu; evimde oturmuş masum masum oyun oynarken yine yanan ben olmuştum.
Semih bana doğru merakla bakıyordu. "Beş dakikada ne yaşanmış olabilir abi, niye asık yüzün? O kadın kim?" dediğinde Kerem salona girip bana doğru yanaştı. Elini omzuma koyup, "Bu kız sana ağır asılıyor, Esin o kadar sabırlı durdu ki helal olsun," dedi.
Semih isyanla, "Ya bu kadın kim diyorum, beni duymuyor musunuz? Görünmez mi oldum ben, amk," dediğinde kafamı kaldırıp ona baktım.
"Bizim kulübün fizyoterapisti işte," deyip biraz daha sessizleşip, "Önceden biraz daha yakın davranıyordum, şimdi onu fırsat bilip yapıyor bunları," diye ekledim. Kerem "bravo sana" dediğinde omuzlarımı silktim.
Oturduğum yerden kalkıp mutfağa doğru usul usul yürüdüm. İçeri girmeden kapıdan bakındım. Kendi kendine bir şeyler söyleyerek marul doğruyordu.
Beni görünce bir süre sabit bakıp yeniden bakışlarını önüne çevirmişti.
"Benim bir suçum yok gerçekten," dedim masumca.
"Hadi ya, benden cesaret bulup kapıya kadar gelmiştir, doğru," dedi.
"Ya ne cesareti? Kendi ağzıyla söyledi, kaç kere peşimde dolandı, reddettim, baktırmadım bile sakatlığıma," dedim üzgün bir ses tonuyla.
Duraksayıp bana baktı, "Sakatlandın mı gerçekten?" dedi endişeli bakışlarıyla.
"O gün bir darbe almıştım, normalde göstermem gerekirdi ama ben o bakacak diye sıkıntı yok diye geçiştirdim. Gerçekten benim bir suçum yok yani," dedim.
Elindeki bıçağı bırakıp, "İyisin değil mi? Keşke baksaydı, gerizekalı. Gitmeden bilmiyordum, özür dilerim," deyip bana döndü. Gülümseyerek ona sarıldım.
Birbirimizden uzaklaşınca, "O kremleri aldım ben, işe yararsa ben sürebilirim," dediğinde kaşlarımı kaldırıp ona baktım. Gözlerim parıldamıştı. "Yarar, yarar tabii," dedim.
Esin gülerek bana bakıp, "Tamam hadi gel buraya, şu sosu karıştır bakayım, sen de bir işe yara," dedi.
Tahta kaşığı alıp tenceredeki kremayı karıştırmaya başladım. Bir yandan da Esin'i izliyordum.
**
Bir süre sonra yemekleri beraber hazırladıktan sonra bahçeye sofra kurarken ona yardım ediyordum. Elimde tabaklarla bahçeye çıktığımda Esin ellerini beline koymuş Semih ve Sena'ya bakıyordu.
"Siz sakın kalkmayın, bir yardım edelim falan demeyin, öyle oturun orada," dediğinde Semih minderden destek alıp kalkarak bize yanaşmıştı. "Ayıp ettiniz, şimdi şunu yap deseniz gelirdim ben," dedi.
Esin gülerek, "Şaka yapıyorum ama gelip, yardım etseniz hiç fena olmaz. Ben bayağı acıktım çünkü," dediğinde Sena da dahil herkes mutfaktan bir şeyler alıp masaya getirmişti.
Semih içeri doğru adımlayıp kapıdan kafasını uzatıp Kerem'e, "Paşam, buyurun,herşey hazır sofradan bekleniyorsunuz," dediğinde hepimiz kıkırdamıştık.
Kerem'in de gelmesiyle hep beraber sohbet eşliğinde yemek yemeye başladık.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Yemekten sonra herkes bir yere dağılmıştı. Sena ve Semih yürüyüşe gitmiş, Kerem salonda TV izliyor, Barış da bahçede oturuyordu. Bulaşıkları makineye dizip yaptığım kahveleri tepsiyle alarak salona geçtim. Kahvelerden birini Kerem'e bıraktıktan sonra bahçeye çıktım. Barış salıncakta oturmuş telefonunu karıştırıyordu. Tepsiyi masaya bırakıp yanına sokuldum.
"Ne yapıyorsun bakalım, vahşi kelebek?" dediğimde sırıtarak bana döndü. "Sen yine bana yapılan editleri mi izledin?" dedi.
Sırıtarak, "Evet, yanımdasın ama oradaki hallerin bir başka, yani arada günlük dozumu alıyorum."
Kolunu omzuma atarak beni kendine doğru çekip, "Ya kızım itiraf et, daha ilk tanıştığımız günde benim editleri izliyordun sen, ilk görüşte vuruldun bana," dedi.
"Hadi ya, havalara bak," dedim. Daha sonra yüzüne doğru bakıp, "Of, siz onu gördünüz mü ya, çok rezil bir andı. Ayrıca sırf meraktan bakmıştım, Sena sağ olsun," dedim.
"Ya tabi, meraktandır canım, bir şey demiyorum ben," dedi, hala sırıtıyordu.
Hafif kolunu sıkarak, "Ya Barış," dediğimde gözlerini kısarak, "Ya şaka yapıyorum, gel buraya," diyerek sarıldı.
Daha sonra birden doğrulup telefonun ekranını bana çevirdi. "Bilet bakıyordum bize," dediğinde ekrana doğru bakınıp, "Rize'ye mi?" dedim.
Kafasını sallayarak onayladı. Bir anda düşünceli bir hale bürünmem dikkatini çekmişti. "Ne oldu, keyfin kaçtı sanki? Eğer tanışmak istemezsen,yani hazır hissetmiyorsan.. " dediğinde sözünü kesip, "Hayır, çok istiyorum da biraz korkuyorum sanırım, istenmezsem falan diye," dedim.
Barış yanağımdan öperek, "Saçmalama, senden iyi gelin mi bulacaklar ya," deyip sırıttı. Ben de ona doğru bakıp gülümsedim.
Beraber uçak seferlerine bakıp üç gün sonraya uçak biletimizi almıştık. Şimdiden aşırı heyecanlanmıştım. Barış aşırı rahat olsa da ben hem heyecanlı hem de tedirgindim. Bu sadece bir tanışma değildi; bu, benim için hayatımda yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı.
Kendi kendimi sakinleştirmeye çalışıp her şeyin güzel geçeceğini düşünerek başımı Barış'ın omzuna yasladım. Birçok olumsuzluğun ortasında onun yanında olduğumda her şeyi unutuyordum.
Elleriyle saçımla oynarken bir yandan telefonuna bakıyordu. Bir süre daha ona iyice sokulup yüzünü incelerken hafifçe doğrulup, "Hadi gel şu kremini sürelim, sonra ben yatacağım, sanırım fena uyku bastırdı," dedim.
"Uykun geldiyse yat güzelim, sen, ben hallederim," dediğinde ayağa kalkıp çocuk gibi kolundan çekiştirmeye başladım. Tebessümle kalkıp peşimden geliyordu. Salona girip merdivenlere doğru yürürken Kerem çoktan uyumuştu.
"Sessiz ol, uyumuş," dediğimde kafasını salladı.
Koltuğun üstünden poşeti de alarak üst kata çıktık. Poşeti ona doğru uzatıp, "Al, geç odana rahat bir şey giy, altına. Ben de üstümü değişip geliyorum," dedim.
Onu odasına yollarken ben de koridorun sonundaki odaya gidip valizin içinden geceliğimi bularak üstümdeki kıyafetleri çıkarıp onu giyindim. Saçlarımı topuz yapıp yüzümdeki makyajı silip yüzümü bir güzel yıkadıktan sonra Barış'ın odasına yöneldim. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde altına şort giymiş, üstü çıplak yatağa uzanmış sırıtarak bana bakıyordu.
Bakışlarım karın kaslarına takılı kaldığında gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp hemen bakışlarımı yüzüne çevirdim. "Ne oldu?" dediğinde yutkunup, "Hiç, hani nerde krem, streç film var mı? Aşağıdan alıp geleyim hemen," dedim.
Cevap vermesini beklemeden odadan çıktım. Heykel gibi adam maşallah bu kadar yakından karın kaslarını görmek beni biraz etkilesede mutfağa inip soğuk bir su içtikten sonra streç filmi de alıp odaya geri döndüm. Derin bir nefes alıp içeri girdim.
Şortunun bir bacağını yukarı kaldırmıştı. Elindeki kremi alıp yatağa oturdum. Kremi bacağına sürerken ellerini ensesinde birleştirmiş dikkatle beni izliyordu. Kremi bacağına iyice sürdükten sonra krem yatağa bulaşmasın diye streç filmle sarıp kapattım.
Ellerimi yıkamak için yataktan kalkıp diğer elimdekileri başucundaki komodine bırakıp banyoya geçtim. Ellerimi yıkayıp kuruladıktan sonra odaya döndüğümde, "Hayatım, ben gidiyorum yatmaya, gözlerim yanıyor artık uykusuzluktan," dememle koluma uzanıp beni yatağa çekmesi bir oldu. Yüzüme doğru yanaşıp, "Beraber uyuyabiliriz bence," dedi gülümseyerek. Ardından boynuma ve omzuma minik minik öpücükler bırakıyordu. Hafifçe ona dönüp, "Ben deli yatıyorum bak, dönüp dururum, rahatsız olursun," dediğimde kollarını iki yana açıp kaşlarını kaldırıp bana baktı. Gülerek iyice ona doğru sokulup kafamı göğsüne koyarak yanına yattım.
Saçlarımdan öpüp derin bir nefes alarak, "Kokun beni sakinleştiriyor biliyor musun?" dediğimde hafif tebessüm edip, "Senin kollarında ben de sakinleşiyorum," dedim.
Çenemden tutup yüzümü yüzüne doğru çevirip dudaklarımı öpmeye başladı. Bir süre sonra geri çekilip burnuma da ufak bir öpücük kondurduğunda omzunu öperek kafamı tekrar göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldım. Gözlerimi kapatıp bir süre sonra kendimi onun kollarında huzurlu bir uykuya bıraktım...
---
Beğenip yorum bırakırsanız sevinirim diğer bölüm 3 günlük bir zaman atlaması olucak. Rize yolcusu kalmasınn🥳😽


