°°°
Esin Bigenin anlatımıyla;
Bizim insanlara yakalanma pozisyonlarımız gerçekten beni artık güldürüyor. Barış, babamın sesini duymasıyla bir adım geri atıp ona doğru bakındı. Ben de oturduğum yerden kalkıp bir Barış'a bir de babama baktım. "Utanmazlar" diye başlayan cümlesi, bana demediği şey kalmadan devam etmişti.
"Utanmaz yalancı seni, bana işim var deyip evden çekip gidiyorsun, işin bu adamın kollarına koşmak mı kızım? Sen niye böyle oldun?" dedi sert sert bakarken.
O sırada Barış bana doğru bakarak elini uzattı. Ona gülümseyip uzattığı elini sıkıca tuttum.
"Biz birlikteyiz baba. Sen ne söylersen söyle, artık bu gerçeği değiştiremezsin. Ben aşık oldum" dediğimde, bana doğru adımlayıp elini kaldırdı. "Seni terbiyesiz rezil" diye mırıldandı.
Gözlerimi kapatıp sadece gelecek tokadı bekliyordum ki, Barış'ın ciddi ses tonuyla gözlerimi araladım. "O kadar da değil, yavaş" dedi.
Babamın elini boşta olan eliyle havada yakalamış, sert sert ona bakıyordu. "Öyle ileri geri konuşuyorsunuz, susuyorum ama babası falan demem, o kalkan elinizi kırarım" dedi. Daha sonra bana doğru bakıp babamı ittirip "Siz de dahil kimse ona zarar veremez" diye ekledi.
Öyle duygusallaşmıştım ki, gözlerim dolu dolu Barış'a bakıyordum. Bu yaşıma kadar ilk kez biri yanımda durup bana destek oluyordu. İlk kez değer gördüğümü hissettiriyordu bana. Babam, Barış'a doğru sinirli sinirli bakarken "Baba, lütfen git, her şeyi daha da kötü hale getirmeden git" dedim.
Barış yan gözle bana doğru bakarken, bir anda boşta olan elini uzatıp nazikçe gözyaşlarımı sildi. Ona bakıp gülümsedim. "Görmeyeceğim ağladığını" diyerek bana göz kırptı. Tuttuğu elimi dudaklarına götürüp bir öpücük kondurdu.
Babam bana doğru bakıp "Eminsin yani, bu adamla olmak istediğinden, öyle mi? Sözümü çiğneyeceksin, beni dinlemeyeceksin yani?" dedi.
Barış'ın elini nazikçe bırakıp masamın üstündeki imzalanmış kağıtları alıp babama doğru uzattım. Kağıdı aldıktan sonra tekrar Barış'a bakıp elimden sıkıca tuttum.
"Hayatımda hiç olmadığım kadar eminim" dediğimde, elini telefonuna atarak bir numara tuşladı. Telefonu kulağına götürüp bir süre bekledi. Telefonun açıldığını anladığımda, "Söylediğimi yapın, dediğim her şey geçerli" dedi.
Telefonu kapatıp bana bakarak "Bu adam senden hevesini alıp seni ortada bıraktığında hatanı anlayacaksın ama çok geç olacak. Artık benim senin gibi bir kızım yok..." dedi. Elindeki kağıtları buruşturup gözlerimin içine iğrenerek bakarak kapıyı açıp çekip gitti.
Bir süre olduğum yerde kendimi sıktım. Ağlamak istemiyordum. Öylece çıkıp gittiği kapıya baktım. Daha sonra elimle yüzümü sıvazlayarak Barış'ın sıkıca tuttuğu elime bakındım.
Barış fısıltı gibi bir sesle, "Değil baban, bu tuttuğum elini kimsenin bıraktırmasına izin vermeyeceğim, sana söz veriyorum, her zaman yanındayım" dediğinde, daha fazla dayanamadım ve gözyaşlarını serbest bıraktım. Barış başımı hafifçe göğsüne yaslayıp, "Ağla tamam, belki biraz rahatlarsın ama bu son gözyaşların olacak" dedi.
Kollarımı beline iyice dolayıp sıkı sıkı sarıldım. Bir yandan ağlıyor, bir yandan tebessüm ediyordum. İçimdeki korkuların çoğu onun kollarında silinip gidiyordu. Saçlarımı öpüp derin derin kokumu içine çekerken başımı kaldırıp ona baktım. Elini yüzüme götürüp baş parmağıyla yüzümü severken dudaklarıma öpücükler konduruyordu. Her öpüşüne geri çekilip tek kelime söylemesi beni güldürmüştü.
"Imm tuzlu dudaklar" dediğinde, gözyaşlarımın yüzümden dudaklarıma süzülmesini engellemek için elimin tersiyle gözlerimi sildim. Barış gözlerimin içine bakıp, "Silmene gerek yoktu, ben bu tattan da gayet memnunum" diyerek cümlesini bitirdi ve alt dudağımı çekiştirerek öptü.
Öpücüğüne karşılık verip geri çekilip kafamı yeniden göğsüne yasladım. Keşke zaman tam şu an dursaydı.
Çalan telefonuma doğru bakıp masaya uzandım. Sena'nın aradığını görünce telefonu açıp kulağıma yasladım.
Sesi ağlamaklıydı, "Abla" dedi cılız çıkan sesiyle. "Söyle ablacım, dinliyorum" dediğimde, sesimi duyar duymaz ağlamaya başlayarak "Eşyalarımızı götürüyorlar" dedi ve ağlaması daha da şiddetlenmişti.
"Sakin ol, önce ağlama lütfen, kim götürüyor, nereye götürüyorlar?" dedim sinirle. "Babam valizini alıp gitti, ardından kapıya bir kamyon falan geldi. Babamın isteğiymiş, bu eşyalar onun parasıyla alınmış, bir tane çöp bile kalmayacakmış, her şeyimizi alıyorlar" dediğinde sinirle yumruğumu sıkıp, "Tamam ablacım, sen sakin ol, çık yukarı, valizlere kıyafetlerimizi doldur. Odamdaki çekmecede ve kasadaki eşyaları da ayarla, geri kalan ne varsa alıp defolup gitsinler. Sana söz veriyorum, o evi seninle daha güzel döşeyeceğiz. Hem bunlar bizim zevkimiz değildi, hatırla" dediğimde bir süre susup, "Tamam hallediyorum ama sen de gel lütfen, tek kalmak istemiyorum" dedi.
Barış'a doğru bakıp, "Sen dediklerimi topla ve al çantaları, Barış'lara git, benim ufak bir işim var onu halledip geleceğim" dedim.
Sena'yla telefonu kapattığımızda derin bir nefes aldım. Meraklı gözlerle bana bakan Barış'a doğru bakıp, "Babam evdeki eşyaları çıkarttırıyormuş, hepsi onun parasıyla alındı diye" dedim. Barış sırıttı fakat bu sırıtışın sinirden olduğu çok belliydi. "İyi olmuş, güzel karar, hepsini yenileriz" dedi. "Önemli eşyaları aldırıp Sena'yı sana yolladım, umarım sorun olmaz" dediğimde gözlerini devirip, "Saçmalama, ne sorunu" dedi.
Barış'ın elini bırakıp masama doğru yürüdüm. Çekmeceyi açıp aldığım anahtarı çantama atıp çantamı aldım. Barış'a doğru bakıp, "Benim yapmam gereken bir şey var, istersen sen eve geç, ben oradan gelirim" dediğimde, "Hayır, seninle geleceğim" dedi.
Gülümseyerek, "Emin misin, beni böyle görmek ister misin bilmiyorum ama" dediğimde, anlamsız gözlerle bakıp, "Seninle geliyorum" demişti.
Beraber odadan çıkarken İrem'e arabamın anahtarını verip bizim eve gönderip bıraktırmasını istedim. Daha sonra ajanstan çıkıp aşağı otoparka indik. Barış'ın aracına binerek işaretlediğim konuma doğru yola çıktık.
**
Çok geçmeden şirketin önüne gelmiştik. Barış'a bakıp elini tuttum. "Sen burada kalabilirsin istersen" dediğimde, elini elimden çekip araçtan indi. Gülümseyerek bana bakıp, "Hadi düş önüme" dediğinde sırıtarak arabadan indim.
Şirkete doğru yürürken gözlerimi anlık olarak kapatıp açtım. Derin nefesler alıyordum. Asansöre binerek odamın olduğu kata bastım.
Asansörün kapısı açıldığında yürüyerek odama ilerlerken uzaktan Gökay da geliyordu. Odamın kapısını açıp etrafa bakındım. Çantamı koltuğa bırakıp kasadan almam gereken değerli eşyalarımı ve bir miktar parayı alarak çantama koydum. Daha sonra gözlerim odanın her yerinde gezindi.
Masanın üstünde duran annemin fotoğrafını alarak bir süre baktım. Barış'a doğru uzatıp, "Şunu tutar mısın? Zarar görsün istemiyorum," dedim.
Barış elimdeki çerçeveyi alarak kafasını sallayıp beni onayladı. O sırada onu biraz köşeye doğru itekleyip tekrar masaya yöneldim.
Masaya uzanarak elime ne geçerse etrafa savurmaya başladım. Duvardaki tabloları, raflardaki eşyaları, aklıma esen her şeyi dağıttım. En sonunda etrafa bakarak masada duran metal isimliği alıp odanın camına doğru fırlattım. Her şey yerle bir olmuştu. Barış şaşkın şaşkın bakarken çantamı koltuktan alarak dönüp eserime bakıp gülümsedim.
Odadan çıkarken Barış da peşimden geliyordu. O sırada Gökay kapıda durup, "Müstakbel nişanlım, hoş geldin," diye mırıldandı.
Gözlerimi kısıp ona baktığımda sırıtıyordu. Barış yumruğunu sıkarken kendini dizginlemeye çalıştığını anlayabiliyordum. Adımlarımı Gökay'ın odasına çevirdim. Odasının kapısına gelince Gökay kolumdan tutup, "Sakın ha, deneme bile," dedi. Gözlerimi devirip ona baktım ve sertçe kolumu çekip odaya daldım.
Elime ne geçerse dağıttıktan sonra etrafa göz gezdirip doğruldum. Üstümü düzeltip çantamı koluma takarken Barış'a bakıp, "Gidebiliriz hayatım, artık burada bir işim kalmadı," dediğimde Barış bana doğru yanaşıp elindeki çerçeveyi uzattı.
"Son bir dokunuş var, sen şunu al, ben onu halledeyim, sonra gidelim güzelim," dediğinde uzattığı çerçeveyi ondan aldım. Ne yapacağını merak ediyordum. Gözlerim hareketlerini takip ederken Gökay'a doğru adımlayıp, "Müstakbel nişanlım mı demiştin sen?" dedi.
Gökay alaycı bir tavırla, "Evet, elinde sonunda babasının istediğini kabul edecek," dediği gibi Barış suratının ortasına yumruğu geçirmişti. Gözlerim büyürken Barış yakasından tutup, "Sen bundan sonra bence kime nasıl cümleler kurduğuna dikkat et," diyerek onu ittirdi.
Elini bana uzatıp, "Hadi, gidebiliriz," dediğinde usulca elini tutup peşinden yürümeye başladım.
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Yaşadığımız olayların içinde az önce onun kırılgan, zarif halinden ziyade kendinden emin, asi yönünü de görmüştüm. Hayranlıkla onu izledikten sonra o orospu çocuğuna haddini bildirmesem olmazdı. Ufak bir kargaşanın ardından Esin'in elinden tutarak onu o şirketten çıkardım. Arabaya binerken kapısını açıp binmesine yardımcı oldum. Sürücü koltuğuna geçip ona doğru bakındım. Az önceki öfkeden deliye dönmüş, orayı burayı dağıtan, gözlerinden ateş çıkan kız kaybolmuş, yan koltukta oturmuş masum masum bana bakıyordu. Gülerek saçlarını okşayıp "Sen neymişsin ya, korktum ben senden," dedim.
Kıkırdayarak bana bakıp "Beni üzersen neler olabileceğini farkına varmış oldun, bence de kork benden," dediğinde, "Bak sen şuna ya," deyip elimi bacağına koydum. Aynı zamanda gaza basıp yola çıkmıştım. Arada ona doğru bakarken elini elimin üstüne koyduğunda "Artık rahat rahat istediğimiz yerde, istediğimiz gibi dolaşıp istediğimiz gibi davranabiliriz," dedim.
Kafasını sallayıp beni onayladığında duraksayıp "Ama bence sen önce ailene anlat, çıkan haberlerle öğrenmeleri doğru olmaz," dediğimde ona bakıp tekrar yola dönüp gülümsedim.
"Haklısın, benden duymaları daha doğru olur," deyip bacağını hafif sıkarak "Sana bir teklifim var o zaman," diyerek ekledim.
Aklıma çok güzel bir fikir gelmişti. Ama kabul edip etmeyeceğine emin değildim. Meraklı gözleriyle bana bakarken heyecanla "Ben maç için Avusturya'ya gitmeden seninle beraber Rize'ye gitsek; hem ailemle tanışsan, hem onlar bizi öğrense. Oradan da beraber Avusturya'ya geçsek, hem maça gelsen hem minik bir tatil yapsan, kafan dağılsa," dedim.
Şaşkın şaşkın bana bakarken "Beni ailenle tanıştırmak mı istiyorsun?" dedi.
Tebessümle ona bakıp "Evet, yani tabii sen de onlarla tanışmak istersen?" dedim.
Bir süre sessizlik oldu. Sanırım bu fikrime pek sıcak bakmıyor diye düşünürken "Beni severler mi ki?" diye bir soru sordu. Yüzünde oluşan tedirgin ifade çok masum gözüküyordu.
"Yani ilk haberler çıktığında annem telefonda 'çok güzel kız, biz yakıştırdık' falan diyordu. Severler mi, sen düşün," dememle bir anda gülümsemeye başladı.
Saçlarını kulağının arkasına doğru iterken "Gerçekten mi?" diye sordu.
Başımı sallayarak onayladım.
"Ee o zaman gidebiliriz, yani ben de onlarla tanışmak isterim. Hem senin büyüdüğün yerleri de görmeyi çok istiyorum," dedi. Sonra duraksayıp "Ben de seni götürmek isterdim ama malum artık evlatlıktan reddedildim. Ama istersen sen de teyzemle tanışabilirsin, tabii onun acelesi yok," demişti.
Buruk bir gülümsemeyle ona doğru bakıp "İsterim, sen ne zaman uygun görürsen gidip tanışalım," dedim.
Bana bakıp bacağındaki elimi tutup dudaklarına götürüp öperek koluma doğru sarıldı. "Hayatıma hediye gibi geldin, hoş geldin," demesi öyle çok hoşuma gitmişti ki arabayı yolun kenarına çekip ona doğru döndüm.
"Ne oldu, niye durduk?" dediğinde, daha fazla konuşmasına izin vermeden dudaklarını dudaklarımla birleştirdim. Başta şaşkına dönse de karşılık vermeye başlamıştı. Bir elim belindeyken diğer elim belinden kalçasına, oradan bacağına doğru geziniyordu. Nefes nefese kaldığımızda hafifçe geri çekilip gözlerimin içine baktı.
"Sana fena halde tutuldum asla karşı koyamıyorum" diyerek dudağıma yeniden bir öpücük bırakıp geri çekilerek saçlarımı karıştırdı. Gülümseyerek geri çekilip yeniden aracı çalıştırıp yola yoğunlaştım.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Yaşadıklarımdan sonra mutsuz ve umutsuz olmam gerekirken, aksine Barış'ın yanında dünyadaki en mutlu insana dönüşüyordum. Evin oraya geldiğimizde araçtan inip kendi evime doğru adımladım. "Barış, şu içeri bakayım," dediğimde, kafasını sallayıp o da peşimden yürümeye başladı.
Çantamdan anahtarımı çıkarıp kapıyı açtığımda bomboş eve bakıp tebessüm ettim. Barış etrafa bakarken "İyi yönden bakmak lazım; tüm kötü anılar gitmiş oldu, yeni bir sayfa açıyoruz," dediğimde kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekti.
"Tabii, ayrıca eskisinden daha güzel yaparız biz burayı," diyerek gülmüştü.
Etrafa biraz daha göz gezdirdikten sonra Barış elimden tutup, "Hadi, artık burada beklemenin bir manası yok, bize geçelim. Burayı halledene kadar bizde kalırsınız zaten," dediğinde ona bakınıp, "Biz rahatsızlık vermeyelim, rahatınızı bozmaya gerek yok. Şimdilik ya teyzeme ya da Duygu'ya giderim..." cümlemi bitirmeden parmağını dudağıma götürüp beni susturdu. "Hadi, çok konuşma, duymamış olayım dediklerini. Yürü bakalım hadi," dedi.
Gülerek omzuna vurup yürümeye başladım. Peşimden sırıtarak yürüyordu. Yan eve geçtiğimizde Barış anahtarla kapıyı açınca içeri girdik. Elimden tutup öptükten sonra elini bırakmadan salona doğru yürüdük.
Kerem bize bakıp, "Oo çifte kumrular, hoş geldiniz ya," dedi.
Kıkırdayarak, "Hoş bulduk, hoş bulduk," dedim.
Sena oturduğu yerden kalkıp bana doğru adımlayıp sarıldı. Kerem dudaklarını büzerek masum masum bize bakıyordu.
"Ağlama güzelim, benim. Söz veriyorum her şeyi düzene sokacağım," dedim Sena'nın saçlarını severken.
Sena gözlerini silerek, "Düzen falan umurumda değil ki, senin üzülmene, hak etmediğin laflar duymana ağlıyorum ben," demişti. Tebessüm ederek bizi izleyen Barış'a bakınıp dolan gözlerimi silerek, "Seni yerim ama bak," dedim, sıkıca sarılırken...
Kerem'e bakındığımda dokunsam ağlayacak gibi bir yüz ifadesiyle, "Aman ne sulu göz çıktınız siz de," diye mırıldandı. Tüm gözler ona doğru dönünce herkes birbirine bakıp kıkırdamıştı.
O sırada Semih, elinde bir sürü poşetle salona giriş yaptı. "Merhabalar, saygıdeğer ev halkı," diye söylenip elindeki poşetleri yere bırakırken Barış'a bakıp, "Abi çekil önümden Allah aşkına, götüm düştü şunları taşırken," deyip kendini koltuğa attı.
"Yine abartıyorsun ya, aldırmadım o kadar çok şey," dedi Sena ellerini beline koyarken. Semih nefes nefese, "Ya tabii, aldırmadın, ellerime bak, ellerime," dedi.
Kerem, Semih'e bakıp, "Ne nazlı adamsın ya," demişti. Sena bana doğru bakarak, "Abla, ben size yemek yapacaktım da ondan aldırdım bunları," dediğinde Sena'nın yanağından makas alarak, "Tamam, şu üstümü değiştirip beraber bir şeyler yapalım. Sonra hep beraber bahçede oturup yeriz," dedim.
Barış'a doğru dönerek, "Hayatım, ben nerede giyinebilirim?" diye sordum. Barış tam konuşmaya yeltendiğinde Semih lafa atlayıp, "Abla, ben üst katta odaya koydum valizlerinizi, çarşafları da değiştirdim. O oda kalabilirsiniz siz," dedi. Kendi kaldığı odayı bize vermişti. Barış, Semih'e bakıp göz kırptığında yüzümde oluşan buruk gülümsemeyle, "Sizin rahatınızı da bozduk, kusura bakmayın," dedim.
Üçü de bana öldürücü bakışlar atarken Sena'ya dönüp bakındım gülümsüyordu. "Tamam, demedim bir şey, sustum. Sakin olun beyler," dediğinde herkes gülüştü.
**
Üst kata çıkıp üzerimi değiştirip rahat bir şeyler giyindikten sonra mutfağa geçmiştim. Kerem ve Barış FIFA oynarken, güya yemek yapacak bana yardım edecek olan Sena Hanım, Semih'le oturmuş magazin programı izliyordu.
Malzemeleri karıştırdıktan sonra köri soslu tavuk, makarna ve salata yapmayı planlıyordum.
Ellerimi yıkayıp tam işe koyulacakken çalan zil ve kimsenin kılını kıpırdatmamasıyla, "Ben bakıyorum, aman siz sakın kalkmayın," diye bağırarak kapıya doğru adımladım.
Hâlâ ısrarla çalan kapıyı açtığımda gözlerimi kısarak karşımdaki kişiye baktım.
Sanırım bugün sınanıyordum...
---
Beğenip yorum bırakırsanız sevinirim 😽✨
