İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 26 · 10 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 26

26.Bölüm

°°°

Barış Alperin anlatımıyla;

Telefonu açıp kulağıma dayadım. Bir süre ses gelmedi, daha sonra boğazını temizleyerek "Barış, rahatsız ediyorum ama ben İpek," dediğinde gözlerimi devirdim.

Soğuk ve ciddi bir sesle, "Evet İpek, dinliyorum seni. Ne oldu bu saatte, çok merak ediyorum açıkçası?" dedim.

İpek dediğimi duyan Kerem, eliyle ağzını kapatarak kusar gibi yapınca istemsizce sırıttım.

"Bacağında bir sıkıntı var mı diye aradım. Konuşurken bir anda gitmek zorunda kalınca seni merak ettim," dedi.

"Orada söylemiştim aslında bir problem olmadığını," diyerek duraksadım. "Bu saatte bunun için aramana gerek yoktu anlayacağın," dedim.

Düşen sesiyle, "Barış, benim bilmeden sana bir yanlışım mı oldu? Kalbini mi kırdım, canını mı sıktım?" dedi.

"Yoo, ne alaka," dedim umursamaz bir tavırla. O sırada Semih sessizce, "Ben yatıyorum, iyi geceler," dediğinde kafamla onaylayıp ağzımı oynayarak "İyi geceler," demiştim.

İpek ise hâlâ bir şeyler zırvalıyordu. "Bilmiyorum, önceki gibi değilsin sanki bana soğuk gibisin," dedi.

Yalandan gülerek, "İpekcim, sana yakın olmama gerek olduğunu düşünmüyorum. İşini yapacaksın sadece. Ayrıca lütfen beni bu saatlerde arama," dedim.

"Tamam, anladım. İyisin ama değil mi, bir sorun yok bacağında?" dedi, hâlâ konuşmayı uzatmaya çalışıyordu.

"Bacağımda hiçbir sorun yok, bomba gibiyim. Hadi iyi geceler İpek," deyip konuşmasına izin vermeden telefonu kapattım.

Bana bakan Kerem'e doğru bakıp, "Bu kadın bana takıntılı," dedim.

"Bu saatte insan aranır mı ya," dedi koltuğa uzanırken.

"Esin görse yanlış anlaşılacak. Bir de onunla uğraş dur," dedim, kafamı koltuğa doğru yaslayıp gözlerimi kapattım.

Bir süre öyle kaldıktan sonra gözümü açtığımda Kerem'in de gözleri kapalıydı. Usulca oturduğum yerden kalkıp odama çıktım. Hâlâ Esin'i çok merak ediyordum, attığım son mesajlara cevap vermemişti. Odamın camından onun camına doğru bakarken gözlerimi bahçeye çevirdim. Sena, salıncakta uzanmış gökyüzüne doğru bakarken üzgün gözüküyordu. Perdeyi çekip dolaba yöneldim. Üstümü çıkarıp altıma bir şort giyerek yatağa yattım. Esin'i düşünürken göz kapaklarıma düşen ağırlıkla beraber uyuya kalmıştım.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Sabah çok erken bir saatte uyanmıştım. Gece uyuya kalmadan önce uzun bir süre dün yaşananları düşünmüştüm. Babamın ısrarının son bulmayacağını, hatta sürekli darlayacağını bildiğim için aklımda birkaç plan yapmıştım. Bazı korkularım vardı. Bu korkularla başa çıkabilecek miyim bilmiyordum. Gerekirse bu sefer babamı karşıma almak zorundaydım. Sırf o istiyor diye kimseyle evlenmeye niyetim yoktu.

Yataktan kalkmadan mesajına girmeden Barışın yazdıklarına baktım. "sana aşığım" mesajıyla yine yüzümü güldürmüştü. Biraz da olsa keyiflenip kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra dolaptan elime ne geçerse üstüme giyinip çantamı alarak aşağı indim. Tek ümidim babamla karşılaşmamaktı. Sessiz hareket etsem de kapıyı açtığımda arkamdan duyduğum sesle gözlerimi kapattım.

"Nereye gidiyorsun kaçar gibi?" dedi ciddiyetle.

Ona doğru bakmadan, "İşlerim var," demiştim sadece.

"Geç içeri, önce bir konuşalım seninle," dediğinde ona doğru dönerek, "içeri geçmeye gerek yok, burada konuşalım. Eğer dün gece olan gibi diretmeye başlayacaksan konuşmaya hiç gerek yok," dedim.

"Esin, sabah sabah tepemi attırma. Ben gitmeden bir nişan yapacağız,geç detayları konuşalım. " dediğinde sinirden tırnağımı avucumun içine bastırmıştım.

"Baba, son kez söylüyorum; boşuna vaktini harcama, evlenmiyorum kimseyle. " dedim öfkeyle.

Aniden sinirden kızaran suratındaki öfkeyke"Seni mirastan men ederim, Esin. Duydun mu beni?" dediğinde gülerek kafamı kaldırıp gözlerine bakındım.

"Beni paranla mı korkutacaksın?" dedim.

"Gerekirse evet. Sen bundan anlıyorsun belli ki. Şirkette tek bir söz hakkın kalmaz, evi, arabayı, ajansı alırım elinden," dedi.

Kahkaha atarak gülmeye başladım. "Öyle mi yaparsın babacığım? Emin misin evi, arabayı, ajansı alabileceğine?" dediğimde anlamsız anlamsız bakındı.

"Ev, araba, ajans benim üstüme. Hiçbir evrakta sana dair bir ibare geçmiyor. Hiçbir hak talep edemezsin, aklında bulunsun. Karşında saf salak birisi yok baba. Bizi o kadar çok yalnız bıraktın ki kendimi her açıda geliştirdim. Şirketteki hakkımı da ben devrederim, merak etme. Hatta bugün kağıdı imzalayıp söz hakkımı ve hisseleri sana devretmiş olurum," dedim.

Arkamı dönüp çıkacakken, "Esin, beni çileden çıkarma," dedi.

Hiç istemesem de son kez ona bakarak, "Baba, eğer hâlâ aynı fikri savunacaksan ben akşam evime dönmeden evimden git," dedim.

Mimiksiz şekilde bana bakarak, "Kovuyorsun yani beni?" dedi.

"Beni mecbur bırakan sensin, ayrıca kovuyorum sadece tatsızlık olmaması adına rica ediyorum. " dediğimde kafasını sallayarak bana bakıyordu.

Hızlı adımlarla bahçe kapısından çıkıp aracıma bindim. Bir süre direksiyona kafamı yaslayıp gözlerimi kapatıp bekledim. Kafamı kaldırıp göz yaşlarımı sildiğimde aynada kendime baktım... Kendimi toparlayıp gaza basarak ajansa doğru yola çıktım.

**

Bir süre sonra ajansa geldiğimde aracı valeye verip içeri girdim. Odama doğru yürürken çevredekileri kafamla selamlıyordum. Aşırı gergindim. Odama girerken İrem'e doğru bakıp, "Lütfen bana sert bir kahve yaptırır mısın?" dedim.

"Tabii efendim, hemen hallediyorum," dediğinde odama girip kapıyı kapattım. Çantamı masaya bırakırken odamdaki çiçeklere gözüm takıldı. Oda, çiçek bahçesine dönmüştü.

İrem kapıyı çalıp elinde kahveyle içeri girdiğinde ona doğru bakıp çiçekleri işaret ettim.

"Bunlar ne?"

Elindeki kahveyi masama bırakırken, "Son 3-4 gündür her sabah geliyor. Biz de siz ofise uğrayana kadar solmasınlar diye hepsini suya koyduk," dedi.

"Şu üstündeki kartları al, uzat bakayım bana," dedim. Tahminim vardı ama gerçekten artık sıkılmıştım.

İrem kartları tek tek alıp masama bıraktığında uzanarak hepsini önüme aldım. İrem'e bakıp, "Sen çıkabilirsin. Duygu gelince bana bir uğrasın," dedim.

İrem odadan çıkınca kartları açıp tek tek okumaya başladım.

~~

"Tam olarak hangi çiçeği sevdiğinizi bilmediğim için bugün de sizin kadar zarif olan bu orkideyi göndermek istedim. Güzel günler dilerim."

Mert Hakan Yandaş

"Güzelliğiniz her geçen gün beni büyülüyor. Sizinle yakından tanışmayı çok isterim."

Mert Hakan Yandaş

"Sosyal medya üzerinden konuşmamız belli ki zor olacak. O yüzden buraya numaramı bırakıyorum. Lütfen çiçekler size ulaştığında beni arayın.

053* *** ****"

Mert Hakan Yandaş

"Hiçbir şekilde geri dönüş alamadığım için sanırım umudumu kaybediyorum. Güzelliğiniz aklımdan çıkmazken beni bu hale getirdiğiniz için bana bir görüşme borçlusunuz bence."

Mert Hakan Yandaş

~~

Sinirle kartları masaya bırakırken tek elimle alnımı ovaladım. Gerçekten bu saçma olaya son vermeliydim. Çantama uzanıp telefonumu aldıktan sonra kartta yazan numarayı tuşladım. Bir süre doğru mu yapıyorum diye ekrana bakarak bekledim. Arama tuşuna basarak telefonun açılmasını beklemeye başladım.

"Efendim?" diye telefonu açtığında bir süre bekleyip, "Mert Hakanla mı görüşüyorum?" diye sorup duraksadım.

"Evet, dinliyorum sizi," dediğinde, "Ben Esin Bige Türkoğlu," dedim duraksayıp. "Şu saçmalığa bir son vermek için artık aramak istedim," diye ekledim.

Ses tonunun değişiminden heyecanlandığını anlayabiliyordum. "Aradınız sonunda, artık umudum tükenmek üzereydi açıkçası," dediğinde, "Anladım. Tamamen umudunuzu kesin diye aradım zaten," dedim.

Bir süre sessizlik oluştu. "Gerçekten çok nazik birisiniz ama yanıt alamamışsınız. Daha fazla ısrarla bunu yapmaya gerek var mı?" dedim.

"Bunları karşılıklı konuşsak, yüz yüze sizi bir yemeğe çıkarmak isterim," dediğinde hafif sesimi yükseltip, "Beyefendi, kibar olmaya çalışıyorum. Ben diyorum ki istemiyorum, bu çiçeklere de gerek yok. Siz bana yemek diyorsunuz ya," dedim.

"Tamam, kızmayın. Kahve de olur ama yeter ki bir şans verin. Yüz yüze konuşmak fikrinizi değiştirecek," dedi.

Sinirle gülerek, "Bakın, sizi son kez uyarıyorum. Çiçek falan göndermeyi kesin artık. Evime falan da oluyorsunuz zor durumda kalıyorum. Hayatımda biri var ve erkek arkadaşımı da, beni de rahatsız ediyorsunuz," dediğimde sustu. Bir süre sessizlik olduğunda telefonu kapatacakken, "Erkek arkadaşın Barış Alper mi? Öyle birkaç haber görmüştüm de," dedi.

Derin bir nefes alıp, "Seni ilgilendirir mi bu? Bana çiçek falan gönderme artık," diyerek telefonu suratına kapattım. Masada kahveme uzanıp birkaç yudum aldıktan sonra arkama yaslanıp gözlerimi kapatıp bir süre öyle bekledim.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Gözlerimi aralayıp etrafa bakındım. Hemen telefonuma uzanıp yatakta doğrulup sırtımı yatak başlığına yasladım. Mesajlara girdiğimde Esin hâlâ mesajıma cevap vermemişti. Daha fazla sabredemeyip onu aradım. Telefonu açtığında sesi hâlâ çok kötü geliyordu.

"Günaydın güzelim, nasılsın? Daha iyi misin?" dedim.

"Günaydın canım, yani açık konuşmak gerekirse iyi değilim Barış," dedi.

"Bir şeylerin ters gittiğinin farkındayım ama benden gizleyerek kendi içinde bunlarla savaşmak zorunda değilsin. Anlat bana, beraber savaşalım," dediğimde, "Haklısın, seninle konuşmam gerekiyor zaten," dedi.

Yataktan kalkıp dolabımı açarken, "Neredesin sen? Evdeysen çık, alayım seni, şu yukarıda kahvaltı yaparız beraber," dedim.

"Yok, ben ajanstayım. Sen buraya gelir misin?" dedi, çok tatlı bir ses tonuyla.

"Tabii gelirim, konum gönder bana hemen çıkıyorum hatta," dedim dolaptan aldığım kıyafetleri yatağın üzerine bırakıp.

"Tamam, atıyorum konum, bekliyorum seni," dedi.

Telefonu kapattığımda hemen elimi yüzümü yıkayıp odama geri döndüm. Çıkardığım kıyafetleri üzerime geçirip cüzdanımı alıp alt kata indim. Kerem hâlâ uyuyordu, sessizce masanın üstündeki araba anahtarını alıp evden çıktım. Bahçeden çıkıp yan villaya bakındım. Sena üst katta cam kenarında oturuyordu. Ona doğru el salladım fakat dalıp gitmişti. Beni fark etmedi. Onun bu hâli beni daha fazla endişeye sürükledi. Bu kızlara bir gece ne olmuştu?

**

Esin'in attığı konuma geldiğimde sanırım Esin haber vermişti; beni güler yüzle karşılayıp onun odasına kadar eşlik etmişlerdi. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde, daha kapıyı kapatmadan oturduğu yerden kalkıp bana doğru koşturup sıkıca sarıldı. Tek elimle kapıyı kapatıp belinden kavrayarak ben de ona sıkıca sarıldım. Bedeni yine dün akşamki gibi titriyordu.

"Güzelim benim, sakin ol. Ben yanındayım, hadi anlat bana," dedim koltuğa oturup onu da dizime doğru çektiğimde.

"Barış bak, şimdi sana birkaç şey anlatacağım ama lütfen sakin ol, olur mu?" dediğinde gözlerimi kısıp, "Böyle söylediğine göre benim sinirlenebileceğim bir şey oldu ama tamam, söz, sakin kalmaya çalışacağım," dedim.

Sol elimi tutup gözlerimin içine bakarak dün olan şeyleri bir bir anlatmaya başladı. Her söylediği şeyde boşta olan elimin yumruğunu istemsizce sıkıyordum. Ona söz verdiğim için öfkemi dizginlemeye çalışsam da daha fazla dayanamamıştım.

"Bir dakika, bir dakika, ne demek evleneceksin, yoksa mirastan men ederim? Sikerim mirasını şimdi," dedim.

Sol elimi sıkıca tutup öperek bana baktı, "Sakin ol lütfen," dediğinde.

"Yavrum, benim nasıl sakin olayım ya? Evlendirmek ne demek Esin? Dizi mi çekiyoruz? Hangi çağda yaşıyoruz? Zorla evlendirmek ne demek?"

"Ya evlenmiyorum zaten Barış, anlattım ya sabah olanları da. Kağıtları hazırladım, hatta devredeceğim tüm haklarını," dedi.

"Bizi biliyor yani değil mi? Şimdi artık kimseden çekincen yok," dedim.

"Evet, biliyor. Görmüş zaten, o yüzden geldi ya," dedi.

Öfkeyle Esin'in elini bırakıp onu hafifçe koltuğa itip oturduğum yerden kalkıp odanın içinde dolanmaya başladım. "O Emre'nin de götünü sikicem. Yok mu şunun bir adresi falan, söylesene bana, gideyim," dediğimde ayağa kalkıp beni durdurdu.

"Ya Barış, sakin ol diyorum sana. Bana destek olman lazım. Senin böyle yapman aklım bir de sende mi kalsın?" dediğinde suratını ellerimin arasına alıp gözlerimi gözlerinde sabitledim. "Bak, bana kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın yanındayım, duydun mu? Evet, daha çok yeniyiz, belki hâlâ güvenmiyorsun bana ama sana da o babana da aksini kanıtlayacağım. Hani benden olmazmış ya, üzüp bırakırmışım ya, görelim bakalım. Seni dünyanın en mutlu kadını yapmazsam, benim de yüzüme tükürsünler."

Önce bana sarılıp daha sonra geri çekildi. Gözlerime doğru bakarak, "Barış, aslında bir şey daha var. Aramızda gizli saklı olsun istemiyorum," dedi.

Anlamaya çalışarak ona bakındım, "Ne gibi gizli saklı anlamadım?" dediğimde masaya yönelip birkaç kart aldı ve beni elimden tutup koltuğa oturttu.

"Yine kızacaksın biliyorum ama ben ağzının payını verdim, bir daha böyle bir şey olmayacak," dedi.

"Ne olmayacak? Kime ağzının payını verdin, anlamıyorum," dedim.

Kartları bana uzattı. Her okuduğum kartta kafamı kaldırıp ona baktım. Sinirden ters bir kelime kullanmamak için gözlerimi kapatıp derin derin nefesler almaya başladım.

Gözlerimi açmadan, "O akşam size gelen çiçek?" dedim sert bir şekilde.

Fısıltı gibi çıkan sesiyle, "Evet, o göndermiş," dedi.

Tepkisiz kalıp bir süre bekledim. Aynı zamanda derin derin nefesler almaya devam ediyordum.

Gözlerimi araladım. Önüme doğru dizlerinin üstüne çökerek yüzümüzü aynı hizaya getirdi.

"Amacı ne bunun? Cevap alamadığı hâlde bir insan neden hâlâ devam eder amk yüzsüzü," dedim.

"Bilmiyorum, gereken cevabı hayatımda biri olduğunu söyledim zaten,bizi rahatsız ediyorsun dedim." dediğinde kaşlarımı çatıp, "Çıkalım, herkese söyleyelim beraber olduğumuzu. Senin bana, benim sana ait olduğumu bilsin herkes," dedim sinirle.

"Eğer sen de istiyorsan, saklamamıza gerek yok. Kimseden bir çekincem yok artık. Babamdan korkuyordum, o da malum artık biliyor," dedi.

"Sende istiyorsan ne demek kızım, çıkar şu camdan bağırırım bile," dedim gülümseyerek.

Elinden tutup yerden kaldırdım onu. Daha sonra belinden kavrayıp tek bir hamlede masasının kenarına oturttum. Bacaklarını hafifçe aralayıp bedenimi ona daha yakın bir konuma getirdim. Ellerimle saçlarını okşayıp yüzünü sevmeye başladım. Yüzünde oluşan güzel gülüşü içimi kıpır kıpır yaparken burnuna ve dudağının kenarına öpücükler bırakmaya başladım. Bana yazdığı mesaja cevap vermediği aklıma gelmişti. Kulağına doğru eğilerek, "Seni çok seviyorum," diye fısıldadım. Yüzündeki gülümseme daha da büyürken kollarını ensemde birleştirip kulağıma doğru fısıldadı. Her bir kelimesi içime işliyordu. "Ben de seni seviyorum, dağ ayım."

Dudaklarını öpmek için yanıp tutuştuğum esnada odanın kapısı açıldı.

"Utanmazlar..."

---

Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorumm 😍

Bölüm sonu

5 yorum