İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 30 · 9 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 30

30.Bölüm

°°

Esin Bigenin anlatımıyla;

Barış, yan gözle bana bakarak o kıza sarıldığında, sinir tüm hücrelerimde dolaşmaya başlamıştı. Sülük gibi sarılması yetmezmiş gibi bir de "Barışım" falan demeye devam ediyordu. İstifimi bozmadan Yelda'ya yanaşıp ona doğru bakındım.

"Abla, çocukluk arkadaşı ama," diye duraksadığında, tekrar Barışlara bakıp Yelda'ya geri döndüm.

"Benden duymadın, bu abime aşık hiç sevmiyorum yalakanın teki, çocukluk arkadaşı ayağına yakın takılıyor" dediğinde kan beynime sıçramıştı bile.

"Barış biliyor mu bunu?" dedim sakince, kafamı bir sağa bir sola esneterek.

Yelda koluma girip, "Yani abim şu an öyle bir şey olduğunu düşünmüyordur, arkadaş gözüyle bakıyor sadece," dedi. Gülümseyerek kafamı salladım. Kız Barış'ı kenara çektiğinde gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Sakin olmalıyım, rezillik çıkarmaya hiç gerek yok.

Yelda'ya göz kırparak, onun kolundan nazikçe çıkıp Barış'ın yanına yürümeye başladım. Barış, benim ona doğru yürüdüğümü fark edince, gülümseyerek kıza bakıp, "Bak işte geldi benim güzelim de," diyip bana dönerek, "Tanışın hayatım, benim çocukluk arkadaşım Işık," diye ekledi.

Barış'a gerçekten kızamıyordum öyle saf ki, heyecanla çocukluk arkadaşıyla tanıştırmaya çalışıyordu. Elimi kıza doğru uzatıp, "Esin, ben de memnun oldum canım," dedim. Beni baştan aşağı süzerek, samimiyetsiz bir gülüşle elini uzatıp, "Ben de memnun oldum," dedi.

Barış'a bakıp, "Bu, şey mi? Şu ilk haberlerinizin çıktığı kız. Kavga falan ediyordunuz siz," dediğinde Barış belimden kavrayıp, "Aşık etti kendine, en büyük aşklar kavgayla başlarmış," dediğinde sinirim yatışıp tebessüm etmiştim.

Işık, Yelda'ya bakarak, "Kız, yengen gelmiş, nasıl sevdin mi?" diye sordu memnuniyetsiz bir surat ifadesiyle. Yelda bana doğru bakıp, "Sevmez olur muyum? Sevilmeyecek gibi mi, baksana şu güzelliğe," dediğinde Barış, yüzünde keyifli bir ifadeyle Yelda'ya bakıyordu. Bizim iyi anlaşmamız onu keyiflendiriyordu.

Bir süre daha sohbet ettiklerinde, kızla birbirimize öldürücü bakışlar atıyorduk. Barış'a dönüp, "Hayatım, yürümeye devam mı etsek? Sonra eve geçeriz, annenler bizi bekliyordu," dedim. Barış, kafasını sallayarak onayladıktan sonra Işık'la vedalaştı.

Onun koluna girip yürümeye devam ediyordum. Barış'ın tavırlarında yanlış bir hareket görmediğim için konuyu açıp tatsızlık çıkarmak istemedim. Zaten kızı görsek bile 3 gün görecektik.

Barış, heyecanla çocukluk anılarını anlatarak bana etrafı gezdirirken, Yelda'ya bakıp, "Yarın da bizim dükkana gideriz," dedi. Gözlerimi kocaman açıp, "Dükkan dediniz de Pablo nerede ya, onu çok görmek istiyorum ben," dediğimde Yelda telefondan saate bakıp, "Bir saate gelir dükkanın oralarda," dedi.

Bir süre daha yürüyüp eve döndüğümüzde, kapıda ellerinde topla bekleyen çocukları görünce Barış'a bakıp gülümsedim.

Hemen çocukların yanına koşup onlarla beraber oynamaya başlamıştı. Yelda ile beraber bir süre Barış'ı izledik. "Abla, bu maç başladıysa bitmez, gel biz eve çıkalım çay falan içeriz," dediğinde kafamı sallayarak, "Olur," dedim.

Koluma girdiğinde, beraber eve doğru yürümeye başladık. Yavaş yavaş Barış'ın ailesine alışıyor, heyecanımı atıyordum. Kapının önüne geldiğimizde, ablası ve annesi oturmuş çay içiyorlardı.

Yanlarına gidince, "Gel kızım, Yelda çay koysun sana da," dedi Emine teyze, Yelda'ya kendi bardağını da uzatıp. Uzattığı bardağı alarak Yelda'ya baktım, "Yok, hiç zahmet etme, ben hallederim. Sen de içersin, değil mi?" diye sordum.

"Kızım, otursana sen," dediğinde Emine teyzeye bakıp gülümseyerek içeri girdim. Üçümüze de çay doldurup, tepsiyle beraber kapıdaki oturma alanına geri döndüm. Tepsiyi masaya bırakıp çayımı alarak kenara oturdum.

Hep beraber sohbet ederken konu benim güzelliğimdi. Hepsi beni övüp duruyordu kıpkırmızı olmuştun bile. Emine teyze, "Annenin güzelliğini almışsın," dediğinde buruk bir tebessümle ona doğru baktım.

"Siz tanışıyordunuz, değil mi?" diye sordum. Kafasıyla beni onayladı. Sanırım biraz hüzünlendiğimi anlayan Yeliz abla bana hafifçe sarılıp, "Asma güzel yüzünü," dedi.

Emine teyze, uzun uzun bana bakıp yüzündeki tebessümle, "Sakın çekinme, utanıp sıkılma, sen de artık benim bir kızım sayılırsın," dediğinde gülümseyerek kafamı salladım.

Kendimi uzun zaman sonra sıcak bir aile ortamında bulmuştum. Beni kendi evlatları gibi görmeleri de ayrıca mutlu ediyordu.

Hüzünlü ortam dağılmış, Barış'ı çekiştirerek sohbet ediyorduk. Yeliz abla, Barış'ı küçükken kaybettiği ve daha sonra aşağı mahalleye top oynamak için kaçtığından 3 saat sonra bulduklarından falan bahsederken, Barış terlemiş bir şekilde soluk soluğa yanımıza gelmişti.

Bir an olduğum yeri unutup endişelenerek yerimden kalkıp Barış'a doğru yürüdüm.

"Tebrikler, gerçekten çocuktan betersin, bu halin ne? Akşam serini, hasta olursun Barış ya," dediğimde Barış bana kaş göz yapıyordu. "Ne oldu, ne kaşın gözün ayrı oynuyor? Geç değiştir üstünü bakayım," dedim.

Barış, dişlerini sıkarak fısıldadı, "Annemler sana bakıyor," dediğinde gözlerimi kocaman açıp, salak salak gülümseyerek onlara bakındım. Daha sonra aniden hepsi birden gülmeye başlayınca ben de salaklığıma gülmüştüm.

Emine teyze Barış'a bakıp, "Doğru kişiyi bulup hayatına aldığın için öyle mutluyum ki, dualarım kabul oldu vallahi," dediğinde, Barış kolunu omzuma atıp saçımı öpmüştü.

Hafifçe koluna vurup, "Hâlâ burada duruyorsun bak hadisene," deyip Emine teyzeye döndüm, "İnat bu, inat" dedim. Emine teyze gülerek, "Sorma kızım, az mı çektirdi bana" dedi.

Barış içeri doğru giderken bir yandan, "Sen buradasın, senin hakkında konuşuyor geliniyle, yine pabucun dama atıldı be Barış," diye mırıldanarak kendi kendiyle konuşuyordu. Yelda kahkaha atıp, "Deli bu ya" dedi.

Yeliz abla bana doğru bakıp, "Kıskandı seni, kıskandı," dedi.

Emine teyzeye bakıp, "Annesini kıskandı benden,paylaşmak zor gelicek gibi" deyip tebessüm ettim.

Emine teyze gülerek, "Ben hepinize yeterim, güzel çocuklarım benim," demişti şefkatle...

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Uzun süre çocuklarla maç yapıp onları mutlu ettikten sonra, yorgunlukla eve çıktım. Gördüğüm manzara sayesinde tüm yorgunluğum silinmişti bile. Esin, keyifle annem ve ablamla sohbet ederken beni görünce bir an bizimkileri unutup bana azar kaymıştı. Bu durum annemin hoşuna gitmişti tabi..

Esin'in kızmasıyla odama gidip çantamdan aldığım eşyaları kenara koydum. Beş dakikalık bir duş alarak üzerimi değiştirip odamdan çıktım. Tam bizimkilerin yanına dönecektim ki odada çalan telefonu duydum. Gidip baktığımda Esin'in telefonu olduğunu gördüm ve yine gündüz arayan numara arıyordu. Telefonu açıp bu sefer ben ses vermeden karşı tarafı bekledim.

"İyi akşamlar, Esin. Ben Mert Hakan. Müsaitsen bana beş dakikanı ayırır mısın? Sana bir şey sormak istiyorum," dedi. Duyduğum isim kafamda şimşekler çaktırdı.

"Hayırdır ya? Sen yüzsüz müsün? Ne diye arayıp rahatsız ediyorsun kızı?" dediğimde, "Barış Alper," diyerek sustu.

"He, evet, Barış Alper. Biliyorsun bir de benim sevgilim olduğunu. Amacın ne senin?" dedim, öfkeyle. Sesim biraz yükselmişti.

"Senin anlaşılabilecek bir adam olduğunu düşünmüyorum. Ben daha sonra Esini ararım yeniden," dedi.

"Lan hâlâ ararım diyor! Sen beni katil mi edeceksin?" dediğimde, telefonu yüzüme kapatmıştı. Sinirle telefonu duvara doğru fırlattım.

Çok geçmeden sesleri duyup odaya geldiklerinde, Esin bana doğru bakıp yerdeki telefonuna baktı. Kaşlarını çatarak, "Ne oldu Barış, ne yapıyorsun? Neden bağırıyorsun?" dedi, yerden telefonunu alırken. Öfkeyle ona doğru bakıp, "Sen daha iyi bilirsin," dedim.

Boş bakışlarla bana bakıp, "Anlamıyorum seni Barış, ses tonunu alçaltır mısın?" dediğinde dönüp annemlere baktı. Annem, kaşları çatık bir şekilde bana bakarak, "Ne bağırıyorsun kıza? Düzgün konuş," dedi. Aldırış etmeden Esin'in kolundan tutup hafif sıkarak, "O adamda senin numaran ne arıyor? Rahat rahat aramış, konuşuyor bir de," dedim, dişlerimi sıkıyordum.

Pişman olacağım hareketler yapıyordum fakat şu an öfkeme hakim olamıyordum.

Esin, kolunu sertçe çekip, başarısız olunca"Canımı yakıyorsun Barış, çek elini," diyerek kolunu çekiştirdi ve, "Çok öfkelisin, birbirimizi kırmayalım, sakinleşince konuşuruz," dedi.

Kolunu biraz daha sıkıp, "Mert Hakan gecenin bu saatinde seni niye arıyor kızım?" dedim. Kıskançlık gözümü döndürmüştü. Ablam yanıma gelip, "Barış, abartma!" diyerek Esin'in kolunu benden kurtardığında, Esin gözleri dolu bir şekilde odadan çıkıp gitti.

Annem bana bakıp olumsuz bir şekilde kafasını sallayarak odadan çıktı.

Sinirle yatağa oturduğumda ablam, "Oğlum, sen salak mısın? Ne olmuş olursa olsun, kıza öyle davranılır mı? Sen böyle bir çocuk değilsin, kafayı mı yedin Barış?" dedi.

Başımı ellerim arasına alıp bir süre düşündükten sonra sinirim yatıştı ve az önce yaptığım gerizekalılığın farkına varıp oturduğum yerden kalktım. Koşturarak etrafa bakınmaya başladım. Esin'i evin içinde bulamayınca dışarı çıkıp etrafa baktım. Aşağıda, yolun kenarında Yelda'nın ona sarıldığını gördüm.

Kıskançlığımı da, kafamı da sikeyim...

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Hâlâ yaşadığım anın şokundaydım. Odadan kendimi zor atıp dolan gözlerimi ovuşturarak evden çıkıp yola doğru indim. Kenara geçip dağlara doğru bakındım. Birileri görsün istemediğim için gözyaşlarımı gizlemeye çalışıyordum. Barış'ın kıskançlığını anlayabiliyordum ama bana böyle davranabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

Boşluğa doğru bakınırken, Yelda koşarak gelip bana sarıldı. "Abla, iyi misin? Bak, vallahi öyle yapmak istememiştir o. Alık benim abim, vallahi," dediğinde hiç ses çıkarmadan sadece ona sarıldım.

Bir süre sarılıp geri çekildim. "Ben iyiyim ya, üzüldüğüm şey annesinin önünde düştüğü durum," dedim.

"Abla, öküz işte. Sen dedin ya dağ ayısı diye," dedi. O sırada Barış merdivenleri inip bize doğru geliyordu.

Yelda, abisine bakıp "Sakın saçma bir şey yapma abi," demeye kalmadan, Barış beni kendisine çekip sarıldı.

"Ben var ya, ben aptalın tekiyim. Benden bir halt olmaz, özür dilerim. Keşke o senin kolunu sıktığım elim kırılsaydı da yapamasaydım. Ama vallahi kıskandım, gözüm döndü, o gerizekalı öyle konuşunca... Çok özür dilerim güzelim benim."

Ne sarılmasına karşılık vermiştim ne de konuşmuştum.

"Esin, yapma bak. Susarak cezalandırma beni, sıç ağzıma, kız bana, rahatla, vur hatta gel kır kafamı," dediğinde gözlerinin içine bakıp tepeden bize bakan annesini gösterdim.

"Benden değil, onlardan özür dile Barış."

Kafasını kaldırıp onlara doğru baktığında, mahcubiyetle kafasını önüne eğdi. Öfkeyle yaptığını ve pişman olduğunu bildiğim için ona kıyamıyordum da. Omzuna hafif vurup, "Tamam, kaldır kafanı. Bir daha böyle bir şey yaşarsak sana neler yaparım sen düşün. Hadi, annenden özür dile asıl ayıbı ona yaptın. " dediğimde, bana sarılıp defalarca kez özür dileyip bir daha böyle bir şey olmayacağını dile getirip durdu.

Yukarı çıktığımızda, annesine olan biteni anlatıp uzun uzun ondan da özür dilediğinde, Emine teyze oturduğu yerden kalkıp ayağındaki terliği eline alıp Barış'a vurmaya başladığında önce şok oldum, daha sonra kıkırdamaya başladım. Emine teyze hem vuruyor hem de söyleniyordu, "Senin bir daha böyle bir şey yaptığını duyayım, bak neler yapıyorum sana!"

Barış, acı dolu yüz ifadesiyle annesine sarılırken, ben hâlâ gülüyordum. Kolumdan tutup diğer kolunun altına da beni alıp ikimize de sarılmaya devam ederken, "Çok hoşuna gitti galiba dayak yemem," dedi.

Kafamı ona çevirip baktım, "Ağlama, hak ettin," dediğimde, Yeliz abla gülümseyip, "Annenin vurduğu yerde gül biter, gül," dedi. Barış önce annesinin, sonra da benim yanağımı öptü. Bense her zamanki gibi utançtan kıpkırmızı olmuştum.

---

Gecenin ilerleyen saatlerinde Pablo'nun gelmesiyle onu uzun süre sevdim. O kadar güzeldi ki, çok iyi de anlaşmıştık. Barış da Pablo'yla hasret giderirken, Emine teyze'den sonra Yeliz abla da yatmaya gitmişti.

Yelda dirseğini masaya dayamış, eli çenesinde tebessümle bizi izlerken Barış ona doğru bakıp, "Ne o surat?" diye sordu.

"Ay, çok güzelsiniz ya! Böyle, sanki film karakterleri gibi. Sizi izlemek keyif verdi bana," dediğinde, dağ ayısı, "Ya Yelda, kalk yat hadi," diye kaş göz yapıyordu.

Aklından baş başa kalmak gibi fikirler geçerken, onun bugün yaptığı salaklığa karşılık cezalandırılması gerektiğini düşünüp, Yelda kalkarken, "Ben de yatıyorum Barış, uykum var, yorgunum," dediğimde suratını asıp, "Nereye ya, sen kalsana biraz," dedi.

Sırıtıp, "Yok canım, çok yorgunum. Hadi, iyi geceler," deyip içeri girdim. Arkamdan söylendiğine emindim. Yelda'ya "İyi geceler," diyerek kalacağım odaya girdim.

Gerçekten yorgundum. Hemen üzerimdekileri çıkarıp pijamalarımı giydim. Telefonum da kırıktı; yerdeki telefonumla bakışırken yine sinirlenip kaşlarımı çatarak yatağa uzandım.

Genel olarak tüm günü düşündüğümde, Barış'ın kıskançlık krizi harici keyifliydi. Ailesinin beni sevmesi ve aileden biri gibi sahiplenmeleri beni çok mutlu etmişti.

Bir süre yatakta dönüp durdum. Gözlerim kapalı uyumaya çalışırken, kapıdan gelen tıkırtılarla gözümü aralayıp etrafa bakındım. Biri kapının kolunu kurcalıyordu...

---

Beğenip yorum bırakırsanız sevinirim 😽✨

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

31. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

10 yorum