İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 23 · 10 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 23

23.Bölüm

°°°

Barış Alperin anlatımıyla;

Sabahın erken saatlerinde uyanarak Kerem'le tesise gelmiştik. Sahaya adım attığımızda, güneş ufukta yeni yeni yükselmeye başlamıştı. Çimlerin üzerindeki çiğ damlaları pırıl pırıl parlıyordu. Havadaki hafif serinlik, bizi yaklaşan antrenmana hazırlıyordu. Kerem gözlerini ovuşturarak esnedi, "Keşke daha erken yatsaydım, çok kötüyüm bugün," dedi.

Koluna girip onu çekiştirmeye başladım. "Kendine gel, hadi yürü elini yüzünü yıka, verimli bir gün geçirmen lazım az kaldı maçlara," dedim. Kerem, kafasıyla onaylayarak içeri doğru adımladı. Ben de yavaş yavaş peşinde yürürken İpek’i gördüm. Apo abiyle bir şeyler konuşuyordu. Beni gördüğü gibi el salladığında görmemiş gibi yaparak yürümeye devam ettim.

Soyunma odasına girerken, Berkan omzumu sıkıp "Günaydın kanka," dediğinde ona doğru göz kırparak "Günaydın Beko," deyip kenara oturdum. Yunus içeri girerken telefonla konuşuyordu. Telefonu kapatıp bana baktı. "Nerede bu mal Kerem? 'Ben gelmiyorum,' falan diyor bana," dedi. Kerem yine Yunus'u şakalıyordu belli ki.

Kısa süre sonra hocalarımız günün programını açıkladı. Bugün taktik çalışmalarına ağırlık verecektik. Herkes dikkatle Okan hocayı dinledikten sonra sahaya çıktık.

Antrenman ısınma ve esneme hareketleriyle başladı. Sakatlık riskini en aza indirmek için dikkatlice ısındık. Top sürme, hafif koşular ve çeşitli esneme hareketleriyle kaslarımızı hazırladık. Isınma sırasında bizim çocuklar arasında hafif şakalaşmalar ve neşeli sohbetler eksik olmazdı. Kerem ve Yunus her zamanki gibi esprileriyle bizi güldürüyordu. Isınma bittiğinde herkes biraz daha ciddi bir moda geçti.

Taktik çalışmalarına başladık. Herkes belirli pozisyonlarda yer alarak farklı oyun senaryoları üzerinde çalıştı. Savunma oyuncuları, hücum oyuncularına karşı pozisyon aldılar ve atakları nasıl engelleyebileceklerini öğrendiler. Orta saha oyuncuları, hem savunma hem de hücum görevlerini nasıl dengeleyeceklerini pratik ettiler. Ben ve diğer hücum oyuncuları ise, gol pozisyonlarına nasıl girebileceğimiz ve fırsatları nasıl değerlendireceğimiz üzerine yoğunlaştık.

Tüm takım yoğun bir antrenmandan sonra kısa bir mola vermişti. Ter içindeki formamı çıkartırken Apo abi yaklaşıp "Barış, dünkü güzel kızımız yine gelir mi acaba seni izlemeye?" dedi yüzünde muzip bir gülümsemeyle.

Kaçınılmaz olarak dikkatler bana çevrildi. Kendi kendime gülerek, "Ne alaka şimdi abi?" dedim, gözlerimi kaçırmıştım.

Berkan elini omzuma atarak "Hayırlı mı olsun desek ne desek?" dediğinde ona ters ters bakışlar atarak "Sadece arkadaşım, ne hayırlı olsunu?" dedim. Köşeye sıkıştırmaya devam edeceklerini bilsem de mecbur saklayacaktım.

Mertens bana bakıp göz kırparken Kaan abi durur mu, o da katıldı makaraya. "Sadece arkadaş ha? Kızın gözleri senden hiç ayrılmadı ama bilemiyorum tabi," dedi yarım ağız sırıtıp.

Dudaklarımı sıktım ve Kerem’e bakındım. Doğruları bildiği için köşeye sıkışmam onu çok eğlendiriyordu gerizekalı. "Evet, evet. Sadece bir arkadaş. Fazlası değil malesef, boşuna sıkıştırıyorsunuz beni o yüzden."

Bu söylemim daha fazla gülüşmelere ve şakalara sebep oldu. O sırada Okan hocanın sesiyle dikkatler ona dönmüştü. 5 dakikaya tekrar başlayacaktık. Kenara geçip Esin'e mesaj attıktan sonra babasının geldiğini öğrendim. Bugünkü görüşme planları suya düşünce keyfim kaçmıştı.

Oturduğum yerden kalkıp antrenmana geri döndüm. Sahada ciddi bir rekabet vardı. Herkes en iyisini yapmak için çabalıyordu. Koşular, çalımlar ve şutlar birbiri ardına geliyordu. Her bir hareket, gerçek bir maç atmosferini andırıyordu. Hoca, oyuncuların pozisyonlarını düzeltiyor, doğru kararlar vermemiz için bizi yönlendiriyordu. O anlarda tamamen oyuna odaklanmıştım, sahadaki her anı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyordum.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Babamın habersiz gelmesiyle şaşırmıştık. Yerdeki valizini alıp önce Sena'ya sonra bana bakarak, "Eviniz yol geçen hanına dönmüş, benim gelmeme mi şaşırdınız?" dedi imalı bakışlarıyla.

Sena bana bakıp kaş göz yapıyordu. Babamın elindeki valize uzanıp aldıktan sonra, "Hoş geldin baba, haberimiz yoktu ya geleceğinden, o yüzden şaşırdık. Normal olarak ne demek istedin, tam anlamadım ama," dedim.

"Tabii, anlamazsınız siz işinize gelmeyeni," dedi salona doğru geçerken.

Geldiği dakikadan itibaren hayatı zindan etmeye başlamıştı bile. Ne duymuştu ve kalkıp gelmişti, bilmiyorum.

Eve göz gezdirirken ara sıra bir Sena'ya bir bana ters ters bakışlar atıyordu. Aklıma mutfaktaki çiçek gelince, oturduğum yerden kalkıp mutfağa geçtim. Çiçeği suya koyup dikkat çekmeyecek bir köşeye koyduktan sonra not kartını cebime sıkıştırdım. Son birkaç hazırlığımı da bitirip salona geldim.

"Biz kahvaltı yapacaktık, hadi sen de gel baba, açsındır," dedim gülümseyerek.

Babam yerinden kalkıp bana doğru adımladı. Önce bir süre bakıp, daha sonra sıkıca sarıldı. Aynı şekilde benden ayrılıp Sena'ya da sıkıca sarılmıştı. Sinirlenip çabuk patlasa da yakıp yıktıktan sonra sönerdi. Some rizeli problems...

Hep beraber mutfağa geçtiğimizde babam etrafı inceliyordu. Kızabileceği bir detay aradığına o kadar eminim ki masaya doğru bakıp, "Ee hani yok mu muhlama falan bir şey?" dediğinde Sena bana bakıp, "Ablam güzel yapıyor, biliyorsun, beklersen yapsın hemen," dediğinde babam kafasını sallayarak sandalyeye oturdu.

Dolaptan çıkardığım malzemelerle muhlama yapmaya başladım. Babam ve Sena da o sırada Sena'nın bölümü hakkında konuşuyorlardı.

Ocakta tereyağı ve mısır ununu kavurduktan sonra peynirleri eklerken bir yandan Barış'ın mesajına cevap veriyordum.

**

dağ ayısı🐻: Takımdakiler seni sorup duruyor bana

dağ ayısı🐻: Söyleyemiyorum ya, "sadece arkadaşım" demek de koyuyor adama

dağ ayısı🐻: Ne yapıyorsun bakalım? Ettin mi kahvaltını?

siz: Yok, daha etmedik. Muhlama yapıyorum...

dağ ayısı🐻: Of ne, ben de istiyorum, ben de

siz: Hazır mısın, sana bomba bi haberim var

dağ ayısı🐻: Evet, bekliyorum. Ne oldu? Umarım kötü bir şey değildir.

siz: Babam geldi...

**

Telefonumu tezgaha bırakıp, karışımı dikkatlice karıştırmaya devam ettim. Tereyağının ve peynirin yavaşça eriyip kıvam almaya başlamasıyla her şey yolunda gidiyordu. Gerçekten ağzım sulandı, karnım acıkmıştı.

Babamın sesiyle ona doğru döndüm, "Esin, hazır mı? Yol beni fena acıktırdı."

"Az kaldı baba, biraz daha sabret," dedim gülümseyerek.

"Of, mis gibi koktu ya," dedi Sena geçip sandalyeye otururken.

Ocağın altını kapattıktan sonra tavayı alıp masaya bıraktım. Tahta kaşığı kaldıran Sena, uzayan muhlamaya aşkla bakıp daha sonra bana dönerek, "Sen var ya, yapıyorsun bu sporu," dedi.

Ben de sandalyeye oturup yemeğe başlayacakken telefonum yeniden titremeye başladı.

**

dağ ayısı🐻: Nasıl yani?

dağ ayısı🐻: Şu an yanında mı? Haberin yok muydu, neden söylemedin geleceğini?

siz: Haberim yoktu benim, şok olduk kapıda görünce.

dağ ayısı🐻: Eee, yattı bizim bugün görüşme işi.

dağ ayısı🐻: Olsun ama, bahçeden bahçeye bakışırız artık.

siz: Öyle uzaktan uzaktan, hiç konuşmadan...

siz:

siz: Ben bu işi biliyorum.

siz: Neyse hayatım, ben şu aç karnımı bir doyurayım, yazarım.

dağ ayısı🐻: En yakın zamanda bana da yapmazsan ölecekmişim.

dağ ayısı🐻: Sen bana "hayatım" yazdın. 😲

dağ ayısı🐻: Afiyet olsun güzelim, ben de antrenmana dönüyorum. Pedere selam dkdjdjesgs

siz: Emin misin, söylüyorum bak babama jdjdbddk

**

Gülerek telefonu kapatıp masaya bıraktığımda, kafamı kaldırır kaldırmaz babamla göz göze geldik. Bakışlarımı kaçırıp tabağıma bir şeyler koymaya başladım.

"Komik bir şeyler yazdı biri herhalde, ağzın kulaklarında olduğuna göre," dedi ağzına elindeki ekmeği atarken.

"Duygu'yla konuşuyordum, ajansla ilgili," dedim kahvaltıma başlarken.

"Duygu seni güldürüyor bayağı desene," dedi, yanıtsız kalmıştım.

Sena çayları doldururken, "Ee baba, anlat Rize nasıl, işler falan?" dedi beni kurtarmak istercesine.

"Merak edersin tabii, senede bir kaç kez gelirseniz öyle memleketinize aklınız kalır," dedi şimdi de Sena'ya sarmıştı. Klasik babam ve halleri...

Kahvaltıyı yaptıktan sonra babam salonda gazete okurken, ben masayı topluyordum. Sena da Türk kahvesi yapıyordu.

"Abla, sence bu ani baskının sebebi ne?" dedi kahve makinesinin düğmesine basarken.

Elimdeki tabakları bulaşık makinesine dizerken duraksayıp ona döndüm. "Bilmiyorum ama şu Barış'la çıkan haberler biraz onu tetiklemiş olabilir," dediğimde, "Geldiğinde kapıda 'eviniz yol geçen hanına dönmüş' falan dedi, onu düşünüyorum, ne duydu ki?" dedi kollarını bağlayarak.

"Bilmiyorum ama öğrenmek zaman almaz, merak etme, başlar azar kaymaya," dediğimde gülmüştü. "Doğru diyorsun, hâlâ sakin olmasına şaşırmalı zaten," dedi.

Ben bulaşıkları makineye dizdikten sonra, Sena da kahveyi bardaklara dökünce, tepsiyi de alıp salona geçtik.

Babam kahvesinden yudumlarken bana doğru bakıp, "Komşularınız ne yapıyor?" dedi.

"Bilmem, iyidirler herhalde," diye cevap verirken Sena'ya bakındım.

"Sizden iyi kim bilecek nasıl olduklarını, ya onlar sizde ya siz orda," dedi elindeki bardağı sehpaya bırakırken.

"Ee yani baba, açık açık söylesene söylemek istediklerini. Ne duydun, neye kızdın da geldin?" dedim sertçe.

Bakışlarını bana sabitleyip, "Terbiyen de bozulmuş iyice," dediğinde buruk şekilde gülümsedim. "Ben sizi görmeye gelmiş olamaz mıyım?" dediğinde yine çenemi tutamamıştım.

"Bu zamana kadar hiç görmedim bizi özlediğin için geldiğini ya işin vardır ya da gerçeklik payı olmayan şeyler duymuşsundur bizim hakkımızda."

Söylediklerimle babam afallasa da sesi yükselmişti. "Gerçeklik payı olmayan, he? Her gün haberlerdesin maşallah. Gördüklerim yetmiyor gibi bir de aranıyorum, duyduklarım da yalandır tabii."

"Ne duydun, söylesene laf sokacağına doğrusunu anlatayım sana," dedim.

"Akşam konuşacağız zaten, misafirimiz var," dediğinde Sena'yla birbirimize baktık.

"Kim geliyor?" dedi Sena merakla.

"Görürsünüz akşam."

Uzun bir sessizlikten sonra sıkılıp oturduğum yerden kalkarak odama çıktım. Kendimi yatağa attım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Antrenmanın sonuna geldiğimizde, herkes gibi ben de oldukça yorulmuştum. Kerem'le birlikte soyunma odasına geçip duşumuzu aldık. Duştan sonra temiz kıyafetlerimi giyip, tesisten çıkmak için Kerem'i beklemeye başladım. O da hazırlandığında soyunma odasından çıkıp tam çıkış kapısına yönelmiştik ki, arkadan bir ses duyduk.

"Barış, Kerem, bekleyin bir dakika!" diye seslendi İpek.

İçimden derin bir nefes aldım. Bu kızı görmek artık beni fazlaca geriyordu. Kerem'le birlikte durduk ve arkamıza baktık. İpek, cilveli hareketleri ve gülümsemesiyle yanımıza doğru geliyordu.

"Barış, seninle biraz konuşmam lazım," dedi İpek, gözlerini üzerimden ayırmadan.

Kerem, yüzünde kusacakmış gibi bir ifadeyle bana baktığında onun bu haline gülmemek için kendimi zor tuttum. İpek yanımıza geldiğinde, bana daha yakın bir mesafede durdu ve cilveli bir ses tonuyla (ki bana göre çok komik gözüküyordu) konuşmaya başladı.

"Barış, az önce antrenmanda bir ara sakatlanmış gibiydin, iyi misin?" dedi, elini koluma dokundururken.

İçimde bir rahatsızlık hissettim ama bunu belli etmemeye çalışarak, "Evet, İpek. İyiyim, endişelenecek bir şey değil. Sadece küçük bir darbe aldım," dedim.

İpek gülerek, "Emin misin? Belki bir kontrol etmem gerekebilir," diye ekledi. Gözlerindeki ifade beni iyice rahatsız etmişti. Israr edilmesinden zaten hoşlanmadığımdan bu durumdan nasıl kurtulacağımı düşünürken, Kerem devreye girdi.

"Aaa Barış saat geliyor yürü hadi çok acil işimiz var, oyalanma," dedi, bana anlamlı bir bakış atarak yürümeye başlarken. Kerem'in beni kurtarmaya çalıştığını anladım ve tebessüm edip İpek'e dönerek, "Teşekkürler İpek, ama şimdi gitmem gerekiyor," dedim.

İpek, biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünse de, gülümseyerek, "Peki Barış, sonra görüşürüz ama dikkat et maç öncesi kötü bir sakatlık çıkmasın istemeyiz," dedi göz kırparak.

Kafamı sallayıp hızlı adımlarla Kerem'e yetiştim. Tesisten çıktık ve araca bindik. Arabaya biner binmez derin bir nefes aldım ve gülmeye başladım.

"Sağ ol, lan. Orada gerçekten öyle zor durumdaydım ki," dedim.

Kerem de gülerek, "O bakışlardan anladım ki, bir kurtarma operasyonu gerekiyordu. İpek biraz fazla ısrarcı, değil mi? Hele o hareketler ne amk midem bulandı," dedi.

"Hiç sorma, Esin boşuna kıskanmıyor," dedim sırıtıp.

Kerem, direksiyona geçip aracı çalıştırırken, "Allah yengeme sabır versin, diyorum o zaman," dedi gülerek.

Yenge kelimesini duyduğumda kahkaha atmıştım. Araba ilerlerken ben de koltukta yayılıp şarkıya eşlik ediyordum. Telefon titreyince gelen mesaja bakınıp sırıttım.

**

inatçı keçi:

inatçı keçi:çok sıkıldım ve özledim.

siz:ben elendim bu güzellik ne şimdi.

antrenman bitti eve geçiyoruz.

inatçı keçi:bakayım sana da.

siz:

inatçı keçi: ne o bakışlar öyle.

inatçı keçi:şu saçlara bak ya yerim seni jsjdhddb.

siz:beş dakikaya evdeyim arka bahçede bir görüşme talep ediyorum.

inatçı keçi:talebiniz onaylanmıştır. alt kata inerek bahçede bekliyorum.

**

Sırıtarak mesajlardan çıkıp telefonun ekranını kapattığımda, Kerem bana bakıp sırıtarak, "On dakikadır seni izliyorum, o surat ifadeleri, o mimikler… sen fena aşık olmuşsun amk."

"Nesin sen, aşk doktoru mu?" dedim, ensesine doğru vurup. "Hahaha ne komiksin, çek elini ayı," dediğinde, vurduğum yeri ovuşturarak, "Hadi daha hızlı sür bakalım, yetişmem gereken bir randevum var," diyerek sırıttım...

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Bir süre Barış’ın attığı fotoğrafa bakınıp telefonu yatağa bırakarak aşağı kata indim. Fotoğrafı görmek bünyeme iyi gelmemiş, daha fazla ona sarılma arzusuyla koltukta uyuklayan babamın yanından sessizce geçerek arka bahçeye çıkıp onun gelmesini beklemeye başlamıştım.

Çok geçmeden Barış koştura koştura evden çıktı. Ona doğru adımlayıp sarmaşıkların arasından ona bakıp sırıttım. Gözlüğünü kafasına doğru kaldırıp bana bakmaya başladı. Bir süre hiç konuşmadan bakıştık, galiba ikimiz de aptal iki aşık olma yolunda emin adımlar atıyorduk.Daha sonra Barış sessizce demir kapıyı açıp beni yan bahçeye çekerek sarıldı.

Ben de ona karşılık vererek ellerimi omuzlarında birleştirdim. Bu kadar özlemiş olmam bana saçma gelse de, içimde ona karşı olan hisleri baskılayamıyordum.

Kafamı kaldırıp gözlerine bakarken, "Dünyanın en huzurlu yeri nasıl kolların olabilir ki," dedim.

Tebessüm edip, "Her geçen gün sana daha fazla bağlanıyorum, sensiz adım atmak bile zor geliyor," dediğinde, gözlerimi etrafta gezdirip dayanamayıp dudaklarına kısa bir öpücük kondurdum. Daha sonra yeniden sıkıca sarıldığımda bir süre hiç konuşmadan öylece kaldık.

"Esin, arkana bakman lazım," Barış’ın fısıltı gibi çıkan sesinden sonra endişeye kapılıp, babam olmaması için dua ederek yavaş hareketlerle arkama döndüm...

---

Beğenip yorum bırakırsanız sevinirim yorumlarınız benim için kıymetli❤️✨

Bölüm sonu

5 yorum