Herkese keyifli okumalar ✨
***
Barış Alperin anlatımıyla;
Taşınma işleri o kadar zor ve yorucuydu ki, maçta koşarken bu kadar yorulmuyorum desem yeridir. Elimdeki kutuyu kenara bırakıp soluklanmak için koltuğa kendimi bıraktım. Yeni taşındığım evin elektrik ve su işleri hâlâ halledilmemişti. Yorgunluktan bitap düşmüştüm ve Kerem'in kahve içmek için ısrar etmesiyle iyice sinirlenmiştim. Kafamı kaldırıp ona ters ters baktım.
"Kerem, şu an gerçekten kahve içmek mi istiyorsun amk ?" diye sordum, sesimi titrek çıkaran sinirimi dizginlemeye çalışarak.
Kerem, sanki ortada bir sorun yokmuş gibi gülümseyerek, "Evet abi, bir fincan kahve fena olmazdı. Evi yerleştirirken enerjimiz yerine gelir" dedi.
Derin bir nefes alarak, "Elektrik ve su olmadan kahveyi nasıl yapmayı düşünüyorsun?" dedim, gerçekten çok merak ediyordum.
Kerem omuz silkti. "Belki yakınlarda bir kafe vardır, gidip oradan alabiliriz," dedi, hâlâ neşesini koruyarak.
Gözlerimi devirdim. "Bu evde hâlâ temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamamışken, bu yorgunlukla dışarı çıkıp kahve aramak gerçekten de mantıklı mı sence?" dedim sabrımı zorlayarak.
Kerem aldırış etmeden, "Ama abi, ben kahve içmezsem uyanık kalamam," dedi.
Aldırış etmeden telefonuma bakınmaya devam ettim. Ne kadar duymamazlıktan gelsem de Kerem sürekli söyleniyordu. Kafamı çevirip ona ters ters bakışlar attığımda gözlerini devirip, "Canım çıktı sabahın köründe kalktım," diye sızlandı.
Yan komşularımızın hoş geldin demek için geldiklerinde yaptıkları davet aklıma geldi. Belki şu an onların teklifini değerlendirmek iyi bir fikir olabilirdi.
"Kalk abi, gidiyoruz," dedim sinirle.
Kerem şaşkınlıkla bana baktı. "Nereye gidiyoruz? Kahve almaya, dimi? Aslanım benim sonunda."
"Yan komşuya kahveye, içmek için tutturduğuna göre, onların teklifini kabul edebiliriz. Hem biraz dinleniriz."
Kerem, "Abi, tanımadığımız insanların evine mi gidiyoruz şimdi?" diye mırıldandı.
"Kalk dedim Kerem, çok fazla sorgulama. Sen istedin" diye kestirip attım.
Kerem'i peşimden sürükleyerek yan villaya doğru yürüdük. Kapının önüne geldiğimizde bir an duraksadım. Sonra kapıyı çaldım. Beklerken Kerem'e baktım, yüzü asık şekilde bana bakıyordu.
Kapıyı açan daha önce bizim bahçede konuşan kız... Neydi adı? Heh, Esin. Bizi karşısında görünce önce afalladı, ardından yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. "Aa hoş geldiniz, bir ihtiyacınız mı var?" diye sordu.
"Rahatsız ediyoruz, kusura bakma," dedim yüzümdeki gülümsemeyle. "Şey, biz aslında davetinizi değerlendirmek istedik. Elektrik ve su bağlantısı yapılmadı hâlâ, bir fincan kahve içmek iyi olurdu."
Esin yüzünde oluşan gülümsemeyle, "Tabii ki, buyurun içeri. Sizi görmek güzel," dedi ve kapıyı genişçe açarak bizi içeri buyur etti.
Kerem içeri girerken homurdanarak, "Abi, bir fincan kahve içmek için neler çektiriyorsun bize" dedi.
İçeri doğru adım atarken arkamı dönerek çaktırmadan omzuna bir tane geçirdim.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Kapıyı açtığımda karşımda Barış Alper Yılmaz'ı görünce bir an afalladım. Arkasında da Kerem Aktürkoğlu vardı. Gözlerimi kırpıştırarak, onların gerçekten karşımda olduğuna emin olmaya çalıştım.Sonra hızla toparlanarak gülümsedim.
Barış ve Kerem içeri adım attılar. Barış'ın kendinden emin duruşu ve Kerem'in şaşkın bakışları dikkatimi çekti. Evin havası birden değişmişti. Sena, salonun köşesindeydi ve Kerem'i görünce oturduğu yerden kalktı heyecandan neredeyse bayılacak gibiydi. Yanınma doğru gelerek bana gözlerini kocaman açıp bakındı
"Abla... Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu şu an bizim evimizde," diye heyecanla mırıldandı Sena.
"Evet, ablacım sakin ol ama, olur mu?" dedim kaş göz yaparak.
O sırada gözüm ekranını açık bıraktığım telefonuma takıldı. Barış Alper'in bir videosu oynuyordu. Aptalsın kızım sen! Hızla telefonuma doğru koştum, videoyu kapatıp telefonu şortumun cebine soktum. Kimsenin bunu görmemiş olmasını umarak derin bir nefes alarak arka mı döndüm.
"Buyurun, lütfen oturun. Kahveleri hemen hazırlıyorum," dedim, kendimi toparlamaya çalışarak.
Barış ve Kerem koltuklara oturduklarında, Kerem'in dikkatini hemen evdeki Galatasaray formaları çekmiş olacak ki "Siz Galatasaraylısınız sanırım?" diye sordu, duvardaki forma ve tabloya bakarak.
"Aa, evet," dedim gülümseyerek. "Ailece hepimiz Galatasaraylıyız. Özellikle Sena, büyük bir fanatik," dedim, Sena'ya bakarak.
Sena, hâlâ heyecanını kontrol edemiyordu. "Siz ikinizin de ayrıca hayranıyım," dedi, sesi titreyerek.
Barış ve Kerem birbirine bakıp gülümsedikten sonra nazik bir şekilde Sena'ya dönen Kerem, "Teşekkür ederim Sena. Bizi desteklediğin için çok mutlu olduk," dedi. Daha sonra duraksadı, "Daha önce maçlara geldin mi? Simanı hatırlıyorum sanki," dedi Kerem.
Onlar konuşurken, kenarda koltukta uyuklayan Duygu'yu fark ettim. Evimiz de ünlü iki futbolcu varken Duygu kenarda fosur fosur uyuyordu. Gerçekten bu üçlü rezil olmak için doğmuşuz. Hemen yanına gidip sakince onu dürttüm. "Duygu, uyan. Misafirlerimiz var," diye fısıldadım. Duygu, gözlerini açtı ve karşısında Barış ve Kerem'i görünce bir an durakladı, bana baktı, gözleri kocaman açılmıştı, sonra toparlandı.
" hoş geldiniz," dedi, hâlâ uykulu ama nazik bir şekilde.
**
Mutfağa doğru yönelerek kahve yapmaya başladım. İçeriden gelen konuşmaları duyabiliyordum. Kerem ve Sena futbol hakkında sohbet ediyorlardı.
Çok geçmeden kahveler hazır olunca tepsiye koyarak salona geri döndüm.
Ben içeri girerken Barış bana doğru bakarak, "Güzel bir eviniz var," dedi.
"Teşekkürler," dedim içtenlikle, kahve fincanlarını ikiliye uzatarak, "Umarım kahveleri beğenirsiniz," diye ekledim.
Barış, kahvesinden bir yudum aldı ve memnuniyetle gülümsedi. "Gayet iyi olmuş, ellerinize sağlık." Kerem'e doğru dönüp ekledi, "Umarım muradına ermişsindir," diyerek güldü.
Bu adam çok güzel gülüyordu...
Kerem de aynı şekilde memnuniyetini dile getirdi. "Gerçekten ihtiyacımız olan bir şeydi, siz olmasanız bundan hayır gelmezdi, teşekkürler eline sağlık" dedi, Barış'ı gösterip.
Hepimiz tebessüm etmiştik. Oturup kahvelerimizi içerken, Sena'nın heyecanı biraz da olsa yatışmıştı. Kerem'in sıcakkanlılığı Sena'yı heyecanından kurtarmıştı. Barış, Kerem'e göre daha kendinden emin ve ciddiydi. Kerem bizimle sohbet ederken, o da elinde telefonuyla oynuyordu. Hödük.
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Kahvelerimizi bitirdiğimizde Kerem'e bakındım maşallah Sena'ya çocukluğundan bahsediyordu. Sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış gibi samimi bir hava vardı aralarında. Kerem'i zorla getirmiştim; şu anki haline şaşırıyordum.
"Kerem," diye fısıldadım, ama beni duymadı. Biraz daha yüksek sesle, "Kerem, hadi kalkalım artık," diyerek koluna dokundum. Kafasıyla onayladığında aniden ayağa kalkarken cebimdeki anahtarın koltuğa düştüğünü fark etmeden toparlandım.
Esin'e dönüp gülümseyerek, "tekrardan kahveler için çok teşekkür ederiz," dedim.
Esin, "Her zaman bekleriz," diyerek nazik bir karşılık verdi.
Oradan çıkıp yan bahçeye geçerken, hafif bir rüzgar yüzümüze vuruyordu. Kerem'e dönüp, "Sena'yla ne kadar çabuk kaynaştınız," dedim. Kerem gülümseyerek, "Evet, gerçekten tatlı kızlar. İyi anlaştık. Ben zaten tanıyorum az çok bu kızları," dedi.
Şaşkın bir surat ifadesiyle, "Anlamadım, nasıl yani?" dedim kapının girişinde dikilirken.
"Hayret, sen takip edersin sosyal medyayı, gözünden kaçtı demek," dedi sırıtıp, sonra devam etti. "Kızlar tanınan bilinen birinin kızı, ünlü bir iş adamı babaları."
"Hadi ya, öyle miymiş?" dedim kaşlarımı kaldırıp.
"Türkoğlu holdinglerinin sahibi. Ayrıca o Esin var ya, onun reklam ajansı falan var diye biliyorum," dedi köşedeki sandalyeye otururken.
Yanındaki sandalyeyi çekip bende yanına oturarak Kerem'e bakındım. "Yine de çok yüz vermemek lazım biliyorsun, gereksiz samimiyete gerek yok."
"Zararsız, kendi hallerinde kızlar ya," dedi, daha sonra omzuma vurup gülerek, "İlk içeri girdiğimizde telefonda senin videon açıktı, gördün mü onu? Kız kapatacağım diye helak oldu."
"Diyorum ya işte, hepsi aynı. Genelde bunlar tanındıklarından gündemde kalmak için faydalanmaya falan çalışırlar, bizim de bir adımız var. Göz önünde olmak zor. Çok yakınlık kurmaya hiç gerek yok, merhaba merhaba. Bugün senin çenen sussun diye gittim sırf, yoksa işim olmaz," dedim Kerem'e bakarak.
Kerem de ciddi bir yüz ifadesine bürünerek, "Karşına hep tanınan bir futbolcu olmanı kullanarak gündeme gelmek isteyenler çıktı diye herkesi aynı kefeye koyamazsın herhalde. Sena daha ufak zaten ama Esin'in gündeme gelmek için yapılmış hiç kötü bir hareketini görmedim sosyal medyada ben. O kızın haberleri hep başarısı," dedi.
"Aman, ne güzel işte, benden de uzak olsunlar," dedim sırıtarak.
O sırada bahçe kapısının açılma sesiyle ikimiz de aynı anda kafamızı sese doğru çevirdik.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Kerem ve Barış kalktıktan hemen sonra masadaki bardakları toplamaya başladım. Koltuktaki anahtarlık dikkatimi çekti; Barışların düşürmüş olabileceğini düşünerek aramasınlar diye hızla anahtarı alıp odalarına çıkan Sena ve Duyguya "Beş dakikaya geliyorum," diyerek seslendim. Duyup duymadığını sorgulamadan evden çıktım.
Yan tarafın bahçe kapısına yaklaştığımda Barış'ın Kerem'le konuştuğunu duydum. Sesi hafif bir rüzgarla karışıyordu, ama söyledikleri oldukça netti ve kalp kırıcıydı. Yüzümdeki gülümseme solarken duyduklarıma inanamadım, kalbim hızla çarpmaya başladı ve içime bir öfke oturdu. Barış'ın bu kadar kendini beğenmiş ve kibirli biri olabileceğini hiç düşünmemiştim. Elimdeki anahtarı sıkıca tutarak kapıyı açmak için uzandım.
Kendimi sakinleştirmeye çalışıp kapıyı açıp içeri daldım. Belli etmemek için çabalasam da gerilmiştim.
Barış Alper'e yaklaştım. Anahtarı ortaya doğru uzatıp, "Anahtarınızı düşürmüşsünüz," dedim, sesimi kontrol etmeye çalışarak ama öfkem sesime yansımıştı.
Barış Alper'in yüzünde şaşkın bir ifade oluştu. Meraklı bakışlarına aldırış etmeden devam ettim. "Onu getirdim."
Kerem, "Aa, çok teşekkür ederiz, fark etmemişiz" dedi gülümserken. Barış Alper ise mesafeli ve soğukkanlı bir şekilde, "Teşekkür ederim," dedi. Ancak ben bu kadarla kalamazdım. "Bir daha dikkatli olursun," dedim. İçimdeki öfke hala dinmemişti.
Barış Alper'in yüzünde bir anlam arayışı gördüm, sanki neden bu kadar sinirli olduğumu anlamaya çalışıyordu. Kerem durumu yumuşatmak için araya girdi, "Esin, kusura bakma. Aceleyle kalkınca fark edememişiz" dedi.
İstesem de öfkeme hakim olamıyordum. Kerem'e gülümseyerek, "Senlik bir durum yok," dedim, Barış'a dönerken.
Barış, hafif bir şaşkınlıkla, "Bir şey mi oldu? Niye bana öyle bakıyorsun?" diye sordu. Sesindeki şaşkınlık ve ilgisizlik beni daha da sinirlendiriyordu. Sanki az önce arkamdan atıp tutan o değildi.
"Hiçbir şey, sadece anahtarını getirdim" dedim, sesimi sertleştirerek. İçimde kaynayan öfkeyi bastıramıyordum.
Ne yazık ki yine çenemi tutamayıp konuşmaya devam etmiştim. "Ayrıca bence biraz daha saygılı olmayı öğrenmelisin, sana iyi niyetiyle yardım etmiş insanların arkasından atıp tutmamalısın ya da bunu illa yapacaksan bir dahakine konuşurken bir çevreni kontrol et." dedim. Yüzünde şoka uğramış bir ifade oluştu. Konuşmasına fırsat bile vermeden arkamı dönüp hızla uzaklaştım.
Eve girdiğimde, Barış'ın gözlerindeki o ilgisiz ve soğuk bakışı unutamıyordum. Bu yaşanan olay, onunla ilgili düşüncelerimi tamamen değiştirmişti. İçimde Barış'ın egolu, kibirli ve kendini beğenmiş biri olduğunu öğrenmiş olmanın verdiği hayal kırıklığı ve öfke vardı.
Bölüm Sonu

|Sena Türkoğlu|
Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Yorumlarınızı bekliyorum.

