---
Hafta sonu sakinliğiyle güneşin altında, çimenlerin üzerinde Duygu ile beraber sabah yogamızı yaparken huzur doluydum. Doğanın sesi, kuş cıvıltıları ve hafif esen rüzgarın hışırtısı arasında bir uyum bulmuştum. Ancak yan villadan gelen sesler ve hareketlenme dikkatimi çekti. Yeni komşularım taşınıyor olmalıydı. Derin bir nefes alıp pozumu bozmadan, zihnimi yeniden yoga yapmaya odakladım.
Fakat bir anda, kız kardeşimin heyecanlı adımlarını duydum. Nefes nefese yanımıza geldi ve yüzündeki şok ifadesiyle konuşmaya başladı.
"Abla, yan komşularımız... yeni taşınanlar... Ünlü futbolcu Barış Alper Yılmaz'mış!"
Gözlerim kocaman açıldı, bir anlık şaşkınlıkla donup kaldım. "Barış Alper Yılmaz mı? Şaka yapıyorsun!"
Sena başını hızla sallayarak, "Hayır, ciddiyim! Az önce onu bahçede gördüm, kesinlikle oydu. Hatta yanına gidip fotoğraf çektirmek için sabırsızlanıyorum!"
Duygu yerden kalkıp ağzı iki metre açık bana baktı. "Hayalim üç kelime oda şöyle: Barış Alper Yılmaz," deyip gülmeye başladı.
Fanatik Galatasaraylı olan kız kardeşim gözümün önünde ayılıp bayılıyordu. Esneme hareketlerimi yapmaya geri dönüp "Abartıyorsunuz sanki ikiniz de biraz," dedim yere eğilirken.
Duygu kolumdan çekiştiriyordu. "Bu inanılmaz bir denk geliş, hemen gidip tanışmalıyız. Sen delirdin sanırım, adam taş gibi. " dedi heyecanla. Yogayı bırakıp ayağa kalktım.
Sena, "Hadi, belki şu an müsaittir. " diye beni çekiştirerek yürümeye çalıştı.
Tepem atıyordu. Kollarından tutup onu durdurdum. "Siz deli misiniz? İnsanlar taşınıyor, şu an müsait olmayabilirler. Rahatsız etmek olmaz. Sonra ikiniz gider tanışırsınız" dedim.
Sena gözlerini devirip dudaklarını büzdü. Çocuk gibi bana bakıyordu. "Lütfen kırma beni" dedi yanağımdan öperek.
Ona kıyamadığımı bildiği için yapıyordu bunu, işe de yaramıştı. "İyi, hadi yürü, düş önüme," dedim.
Sevinçle koştura koştura yürümeye başladı. Yan bahçeye adım attığımızda Barış Alper elinde kutu ile içeri girecekken bizi farkedip geri adımladı. Üç gerizekalı eminim ki çok komik gözüküyorduk. Elindeki kutuyu yere bırakıp bize yürürken bu yanımdaki iki aptal beni öne doğru ittirdi.
Sinirle bizimkilere bakıp daha sonra gülümseyerek Barış'a döndüm. "Merhaba, ben Esin. Yan komşunuzum. Taşındığınızı fark ettik ve hoş geldiniz demek istedik" dedim.
Barış, sıcak bir gülümsemeyle, "Merhaba, Esin. Tanıştığımıza memnun oldum. Teşekkür ederim, siz de hoş geldiniz" dedi.
Sena, heyecanla, "Ben de kız kardeşi oluyorum. Büyük hayranınızım!" dedi, ağzı kulaklarındaydı.
Barış güldü, "Teşekkürler, Sena. Tanıştığımıza çok memnun oldum."
Aptal Duygu bizi buraya getirip mal mal adamın suratına bakıyordu. Konuşmayı daha fazla uzatmaya niyetim yoktu.
"Eğer yardıma ihtiyacınız olursa, biz buradayız," dedim nazikçe yan evi göstererek.
Barış, "Çok naziksiniz. Teşekkür ederim. Kesinlikle yardıma ihtiyacım olursa kapınızı çalarım," diye cevap verdi.
Gülümseyerek karşılık verdim. "Neyse, kolay gelsin size, iyi günler," diyerek gerisin geri eve doğru yürümeye başladım.
İnkar edemem, aşırı karizmatik gözüküyordu. Bu adam yakışıklıydı ve bunun fazlasıyla farkındaydı. Bakışları ve tavırlarından belliydi. Ama tabii ki bu durum beni ilgilendirmiyor.
Eve döndüğümüzde bahçedeki salıncağa otururken Duygu'ya baktım. "Bizi oraya sürükledin, niye konuşmadın adamla salak?"
"Dilim tutuldu galiba kanka, ne bileyim keşfetimde gördüğüm adamı karşımda görünce sadece baktım ben" dedi gülerek.
O sırada yan gözle Sena'ya bakıp güldüm, kendini çimlere atmış aptal aptal sırıtıyordu.
Duygu, Sena'ya doğru dönüp, "Kız Sena, o da sizin gibi Rizeliydi değil mi? Bilirsin sen," dedi.
Sena kafasını yerden kaldırıp, "Evet, Rizeli" diye mırıldandı.
Duygu salağı, "Beraber Karadeniz şarkıları söylersiniz artık," dedi bana imayla bakarak.
"Valla siz kafayı yemişsiniz" dedim oturduğum yerden kalkıp içeri doğru yürürken. Ayrıca nesi var canım memleketimin şarkılarının? İçeri girip kapıdan kafamı uzatarak, "Duygucum, sen çene çalacağına reklam için deneme çekimine geleceklerin saatlerini ayarla, yarın yoğun bir gün" dedim.
Arkamdan sövüyor olabilirdi. Üst kata çıkıp odama geçtim. Ilık suyun altına kendimi atıp bir süre duş aldım. Suyu kapatıp banyodan çıktığımda kendimi daha enerjik hissediyordum. Saçlarımı tarayıp üzerimi giyinerek aşağı kata indim. Sena camın önünde otururken, Duygu elinde tablet koltukta yatıyordu.
Kaşlarımı çatarak Sena'ya seslendim. "Kızım, ayıp gözetlemesene çocuğu, sapık mısın?"
"Ya abla, niye sapık olayım? Abim yaşında adam, seviyorum sadece, ne var bunda?" dedi mızırdanarak.
Omuzlarımı silktim. "Aman tamam, ne yaparsan yap" deyip kendimi koltuğa bıraktım.
Duygu yaptığı listeyi uzatırken, çalan telefonuma baktım. Arayan babamdı. Yine söyleneceğini bildiğim için açmak istemedim. Fakat açmazsam fırça yerdim. Telefonu açarak kulağıma dayadım.
"Şirkete uğramayı asla düşünmüyorsun değil mi?" diye girmişti direk söze.
"Şirket ve ajans aynı anda zor oluyor baba, ne yapayım. İyiyim ben de, sen nasılsın? Sorduğun için teşekkürler bu arada," dediğimde sinirle söylenmeye devam etti.
"Kızım, koca şirket dururken başımıza bir de ajans çıkardın, sen ikisine de yeterim demedin mi?" dedi serzenişte bulunarak.
Görmese de gözlerimi devirdim. "Babacım, kendi sevdiğim işi yapmak istedim, ne var bunda?" dedim yerimden kalkarak.
Bahçeye doğru adımlarken sesi yumuşak geliyordu. "Tamam, demiyorum bir şey ama uğraman lazım, imzalanacak dosyalar varmış da beni arıyorlar oralardan," dedi.
Sinirlenmiştim. "He, beni sana şikayet ediyorlar yani. Kim o seni arayan, dur tahmin edeyim, Gökay Bey değil mi?" dedim hafif yüksek sesle.
"Kızım, ne yapsın adam, başına koyduk onu, ilgileniyor sağ olsun ama imza yetkisi sende ya hani, kızma insanlara," dedi sıcak bir ses tonuyla.
"Tamam babacım, tamam sakinim, kızmıyorum kimseye. Yarın olmazsa öbür gün uğramaya çalışacağım şirkete," dedim bir ileri bir geri yürürken.
"O Sena'ya da söyle, çıkan haberleri gördük. Kalbi kırılmasın diye arayıp bir şey demedim, kimle takıldığına dikkat etsin," dedi ciddiyetle.
"Ben onu uyardım baba, merak etme, alakası yok onlarla zaten. Aynı mekandan çıktılar diye aptal bir haber yapmışlar."
Babamla biraz daha konuşup telefonu kapattığımızda içeri girdim. Duygu koltukta uyukluyordu. Sena da telefonuyla oynuyordu. Mutfağa geçip kendime soğuk bir meyve suyu alarak koltuğun köşesine oturup telefonumu kurcalamaya başladım.
Bizimkiler o kadar çok övmüştü ki merak edip Barış Alper'i arattım. İnanın övdükleri kadar vardı. İzlediğim editlere mest olmuş şekilde bakıyordum. Sena birden arkamdan yaklaşıp gülmeye başladı.
"Bana diyene bak, adamın editlerini izliyor," dedi tepinerek gülerken.
"O kadar çok konuştunuz ballandıra ballandıra anlattınız ki merak ettim, ne var bunda?" dedim kendimi savunarak.
Yanağımdan makas alıp koltuğa oturdu. "Tabii canım, hayran hayran ben bakıyorum ekrana da."
"Sena" diye carladığımda çalan kapıyla dikkatimi o yöne vermiştim.
Telefonumu ekran açık bir şekilde bırakıp oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru adımladım. Kapıyı açtığımda karşımda onu görünce afallamıştım.
---
Bölüm Sonu

|Esin Bige Türkoğlu|

|Barış Alper Yılmaz|




