İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 19 · 10 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 19

19.Bölüm

°°°

Esin Bigenin anlatımıyla;

Telefonuma uzanarak çalışanın elinden aldığımda ekrana baktım. Bilmediğim bir numara arıyordu. Barış'a kaş göz yaparak "gel" diyerek giyinme odasına doğru yürümeye başladım.

Barış peşimden geliyordu. Israrla çalmaya devam eden telefonumu açıp kulağıma dayadım. Hiçbir ses gelmeyince;

"Kimsiniz?" diye sordum.

Odaya girdikten sonra otururken bir anda telefonun diğer ucundan duyduğum sesle kaskatı kesildim. Barış meraklı gözlerle bana bakıyordu.

"Sana uyarımı kaç kez yaptım? İnatla devam ediyorsun o adamla dipdibe gezmeye," diye bağırıyordu ruh hastası.

Oturduğum yerden kalkıp açık kapıyı kapattım.

Sakince "Sen gerçekten akıl hastasısın," dedim.

Barış çatık kaşlarıyla bana bakarken telefonun öbür ucundan, "Yeni sezon başlayacaktı, değil mi? Belki de Barış Alper bu sezon geçirdiği kaza sonucu futbol oynayamaz ya da aniden bir saldırıya uğrar. Sevenleri kadar sevmeyenleri de var sonuçta. Yazık olacak," dediğinde dehşete kapılmıştım.

Barış merakla, "Ne oluyor?" dediğinde dolan gözlerimle ona baktım.

Telefondakinin Emre olduğunu anladığında sinirle telefonumu elimden alarak kulağına götürdü.

"Lan sen benim elime geçme! Amacın ne lan senin, çık karşıma. Niye kaçtın dün gece, piç!" diye bağırdı.

Barış'ın şiddetle bağırmasından anladığım kadarıyla ona cevap vermiyordu.

"Konuşsana, konuş. Bana da söyle ona söylediklerini, beni de tehdit etsene. Bak sana açık açık söylüyorum, karşıma çıkma. Eğer seni bir yerde kıstırırsam götünden kan alacağım, kan!"

Telefonu Barış'ın yüzüne kapatmıştı. Elindeki telefonu koltuğa bırakıp önümde diz çöktü, "Ağlama! Ne dedi sana?" diye sordu ellerimi tutarken.

Korkuyordum, fazlasıyla gergindim. Ellerimi çekip ayağa kalktım. "Barış, git. Seninle görüşmek istemiyorum ben daha fazla," dedim.

Çöktüğü yerden kalkıp bana döndü. "Ne demek bu şimdi, saçmalama," dedi sinirle.

"Git işte ya, git. Zarar görmeni istemiyorum. Anlamıyor musun, bunun da tek çözümü görüşmemek."

Barış'ın sert bakışları içimde fırtınalar koparıyordu. Emre'nin tehditleri aklımda dönüp dururken, Barış'a olan hislerimle bu tehlike arasında sıkışıp kalmıştım. Derin bir nefes aldım.

Ancak Barış, hiç beklemediğim bir anda beni sertçe kendine çekti. Gözlerinin derinliklerinde kaybolurken, bu yakınlığa karşı koymam zorlaşıyordu.

"Deli misin?" dedim, uzaklaşmak isterken uzaklaşmazsam ona bu kadar yakınken hislerime karşı koyamazdım.

Ama Barış kararlıydı. Gözlerini gözlerime dikmişti ve bakışları, sözlerinden daha etkiliydi. "Seni bırakmayacağım, Esin," dedi, sesi kararlıydı. "O piç istiyor diye seni bırakamam."

Yüzüme daha fazla yanaştığında beklemediğim bir anda dudaklarımızı birleştirdi. Barış'ın dudakları tutkulu ve sahipleniciydi. Benim için şuan sanki dünyada sadece ikimiz vardık ve bu an sonsuza kadar sürebilirdi.

Kalbim deli gibi atıyordu, nefesim kesilmişti. Ellerim istemsizce omuzlarına çıktı ve bir süre sonra parmaklarım o lüle lüle saçlarının arasında gezindi. Barış'ın elleri de belimi kavrıyordu.

Gözlerimi kapadım ve tamamen hislerime odaklandım. Barış'ın dudaklarının her hareketi, içimdeki tutkuyu daha da alevlendiriyordu. Baştaki küçük öpücük gittikçe derinleşiyor, içimdeki tüm korkular ve endişeler bu tutkulu anımızın içinde eriyip gidiyordu.

Barış'ın nefesi dudaklarıma karışırken dakikalar geçti. Alt dudağımı dişleriyle hafifçe ısırdı, ardından dudaklarımdan ayrıldığında gözlerine baktım. Onun da benim kadar derin hissettiğini görmek içimi ısıttı.

"Barış," dedim, sesim titrerken. "Seni kaybetmek istemiyorum, çok korkuyorum."

Barış, elleriyle yüzümü kavradı ve gözlerimin içine bakarak, "Ben yanındayım, lütfen korkma. İkimize de bir şey yapamaz ama bana lütfen görüşmeyelim deyip durma çünkü bundan sonrası için artık bu isteğin çok zor," dedi.

Barış'ın elleri yüzümde dolanırken, dudaklarımız tekrar buluştu. Bu seferki öpücük daha da ateşliydi. Ellerimi, omuzlarından aşağıya indirerek sırtında gezdirdim. Dudaklarını güçlü bir şekilde dudaklarıma bastırırken, onun elleri de sırtımda geziniyor, beni daha da kendine çekiyordu.

Barış'ın dudakları dudaklarımı keşfederken nefesimiz birbirine karışıyordu. Elleri, saçlarıma dolandı ve parmaklarıyla saçlarımı okşadı. Bu dokunuş tüm bedenime bir elektrik dalgası gibi yayıldı.

Barış, nefes nefese kaldığımı fark edip dudaklarını yavaşça boynuma doğru kaydırdı ve hafif öpücüklerle boynumu süslemeye başladı. Bu dokunuşlar, ruhumu okşuyordu. Gözlerimi kapadım, ellerimi boynunda sabitleyip tamamen bu anın tadını çıkarmaya başladım.

Ardı ardına boynuma bıraktığı ıslak öpücükler, içimdeki tüm korkuları ve endişeleri büyük bir tutkuya bırakmıştı.

Yavaş yavaş adımlayarak beni duvara yasladı ve dudakları yeniden dudaklarıma saldırdı. Dilini yavaşça araladığı dudaklarımın arasından dilimle buluşturdu. Dili ağzımın içerisinde geziniyor, hızla ve tutkuyla hareket ediyordu.

Alt dudağımı hafifçe ısırarak çekiştirdikten sonra emmeye başladı. Tırnaklarımı ensesine geçirip dişlerimle Barış'ın dudağını hafifçe çektiğimde acının ve zevkin birbirine karıştığı bir an yaşıyorduk. Ona verdiğim sert karşılıklara hayran kaldığı dudaklarından fısıltı gibi çıkan inlemeden belliydi. Beni daha sıkı kucakladığında dudaklarımız birbirinden ayrılmıştı, nefes nefeseydik. Gözlerine baktım. Alnını alnıma dayayarak sesindeki titremeyle bir şeyler söylemeye çalıştı.

"Eğer şimdi durmazsak," dedi, sesi hırıltılı ve yoğun bir şekilde çıkıyordu, "durduramam kendimi. Sana karşı koymam çok zor."

Gözlerimi kapattığımda bir gülümseme yayıldı yüzüme. Yorgun ama halimden oldukça memnun bir şekilde nefes aldım. O da nefes nefese kalmıştı, göğüslerimiz hızla inip çıkıyordu. Barış'ın sıcak nefesi, kulağıma yaklaşırken vücudum titredi.

Sesinde bir kıpırtı vardı. "Ama bana daha sonra hatırlat, sana tüm hünerlerimi göstereyim."

Gözlerimi aralayıp başımı hafifçe eğip, Barış'ın gözlerinde yanan ateşi izledim. Aklından geçen fesat düşüncelerle tatlı tatlı sırıtıyordu.

Daha sonra sıkıca Barış'a sarıldım, o da belime doladığı elleriyle karşılık veriyordu. Ben Barıştan deli gibi hoşlanıyordum ve bu hoşlantının içinde kaybolmaya hazırdım...

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Tüm cesaretimi toplayıp onu öpmüştüm. Belki de bu anın yaşanmasında en büyük etken Emre'nin tehditleri olmuştu. Esin'in beni korumak için görüşmeme fikri ve onu kaybetme düşüncesi beni cesaretlendirmişti.

En başta ona karşı takındığım saçma tavır ve düşünceler, zamanla onu tanıyıp vakit geçirmeye başladıkça ismini koyamadığım derin hislere dönüşmüştü. Az önce burada daha fazla ileri gitmemek için kendimi zar zor durdurmuştum. Karşı koyulmaz bir güzelliği ve çekiciliği vardı. Sert öpücüklerime verdiği sert karşılıklar beni kendine hayran bırakmıştı. Tam o an tamamen benim olmasını istemiştim, fakat ne yeri ne de zamanıydı.

Esin üzerini giyinmek için paravanın arkasına geçerken onu baştan aşağı süzerek dudaklarımı yaladım. Dudaklarının tadı hâlâ damağımdaydı. Sırıtıyordum, içim kıpır kıpırdı. Çok uzun zaman sonra yeniden birine derin duygular hissetmeye başlamıştım. Hatta böylesini ilk kez yaşıyordum.

Beklerken telefonumu kurcalamaya başladığımda Kerem'den gelen mesaja bakındım.

"Kanka ben antrenmana geçiyorum, eşyalarını aldım. İşin bitince sen de direkt oraya gelirsin."

---

Esin üzerini giyinmiş yanıma doğru adımladığında, "Hadi artık çıkabiliriz," deyip çantasını aldı.

Koltuktaki geri kalan eşyaları ondan önce almıştım bile. Araca doğru yürürken "Benimle antrenmana gelmek ister misin, izlemek için?" diye sordum.

Yüzünde oluşan gülümsemeyle "Olur, tabii ki isterim," deyip dibime doğru yaklaşarak, "Hem de artık sen nereye, ben oraya. Tek kalman yasak," dedi.

Yüzümde oluşan kocaman gülümsemeyle "Heh, ya bana böyle şeylerle gel," dedim. Hafifçe omzuma vurup güldü.

Arabaya vardığımızda elimdekileri bagaja koyarak Esin'in kapısını açtım. Araca binerken yanağımdan makas alarak "Teşekkür ederim, dağ ayısı," dedi.

Kapıyı kapatmadan kulağına doğru yaklaşıp, "Merak etme, ben sana asıl dağ ayısını göstereceğim," dedim muzip bir şekilde gülerken. Suratıma bir süre bakıp gözlerini kısarak "Pisliksin," demişti.

Yüzümdeki gülümsemeyle aracın kapısını kapatıp sürücü koltuğuna geçtim. Aynaları kontrol edip aracı çalıştırdım.

Kısık sesle açtığı şarkıyı mırıldanırken bir yola bir ona bakarak onu izliyordum. Bir an duraksayıp bana doğru bakındı.

Gözlerinde düşündüğü şeylerin izlerini görebiliyordum. "Aslında, aramızda geçen her şey çok ani oldu. Bir süre sadece senin ve benim bilmem sanki daha doğru," dedi, sesinde biraz belirsizlik vardı.

Onun bu kararsız bakışlarını görünce, yüreğimde bir anlık endişe hissettim ama korkuları vardı anlıyordum bu yüzden hemen anlayışla yanıt verdim. "Esin, ne zaman ve nasıl istersen öyle olsun," dedim, sesimdeki yumuşaklık ve şefkatle. "Aramızda yaşanan veya yaşanacak olan her şey, sen ne zaman istersen o zaman konuşulur. Senin rahat hissetmen her şeyden önemli benim için. Ne zaman istersen, nasıl istersen öyle söyleriz diğerlerine."

Gözleri bu sözlerimle rahatlamış görünüyordu. Yüzüne yayılan huzurlu ve mutlu gülüşe bakarak ben de gülümsedim.

---

Senanın anlatımıyla;

Evde ihtiyaçlar birikmişti ve artık markete gitme zamanıydı. Kendime bir şeyler de almak istiyordum. Bir liste hazırlayıp dışarı çıkmaya niyetlendiğimde, Semih'in korumacı tavrıyla karşılaştım. "Hayır, tek başına gitmene izin veremem," dedi kararlı bir şekilde.

İçimden "Ama Semih, sadece markete gideceğim," demek geçti ancak gözlerindeki kararlılığı görünce vazgeçtim. "Tamam, peki," diyebildim.

Beraber evden çıktığımızda Semih'in koluna girerek yürümeye başladım. "Bu korumacı ruh hepinizde var sanırım," diye hafifçe söylenerek Barış abiyi ima ettim.

Semih gülümseyerek, "Belki de seninle biraz zaman geçirmeye çalışıyorumdur, ne var bunda?" dedi. Bu sözler içimde tatlı bir mutluluk kıpırtısı yarattı.

Yol, Semih'in sohbeti ve aramızdaki şakalaşmalarla keyifli bir yürüyüşe dönüştü. Market yolunda ablam ve Barış abi hakkında bir şeyler söylediğinde ona bakarak, "Barış abinin yüzüne de söylesene bunları," dedim gülerek.

"Söylerim ne varmış, yakışıyorlar bence," dedi. İkimiz de boşa artistlik yaptığının farkındaydık çünkü söyleyemezdi.

"Ayrıca birbirlerine bakışlarını görmedin mi? Kesin aralarında bir şeyler olacak," dediğinde, "Ne yalan söyleyeyim, ben de yakıştırıyorum onları ama tabi kendi kararları. İlk tanıştıklarında kedi köpek gibiydiler, bunlar iyi halleri," dedim. Semih'in omzuna vurup, "Sende ne çok seviyorsun dedikodu yapmayı," dedim. Semih, kafasını sallayarak gülüyordu.

Marketin kapısından içeri girdiğimizde, eğlenceli bir alışverişe başlamıştık bile. Semih, her rafın önünde durup komik ve ilginç şeyler bulup bana gösteriyordu. Sebze meyve seçerken beni deli etse de, elimden bir kaza çıkmadan halletmiştik. Ben hazır makarna soslarına bakınırken renkli makarnaları gösterip, "Bundan alalım mı? Bana bundan yapsana," dediğinde çocuksu heyecanına gülmeden edemedim. "Ya sen daha büyüyememişsin ki kıyamam, tamam alalım yaparım," dedim neşeyle.

Her anımız dolu dolu, kahkahalarla geçti. Alışverişin sonunda poşetlerimizle eve doğru yürürken çok fazla şey aldığım için söyleniyordu. "Tamam ver, ben taşırım Semih," dedim kaşlarımı çatarak. "Kızım, sen mi taşı diyorum, ne gerek vardı diyorum," dedi.

"Ee lazımdı, aldım. Renkli makarna görünce öyle demiyordun ama, alalım diye ağlıyordun," dedim sırıtıp. "Abart, abart biraz daha," dediğinde evin önüne gelmiştik. Bizim bahçeye girecekken Kerem abiyi gördük.

Semih, "Abi, nereye?" diye seslendiğinde Kerem abi durup gülümseyerek yanımıza geldi. "Antrenmana gidiyorum. Siz ne yapıyorsunuz?" diye sordu.

Ben ise, "Market alışverişi yaptık. Semih yalnız gitmeme izin vermedi," dedim hafifçe gülerek. Bu korumacı tavrın aslında ne kadar değerli olduğunu, Kerem abinin "Doğru yapmış. Emre miydi neydi, buralara kadar geliyor dikkatli olun," demesiyle daha iyi anladım.

Kerem abiyle vedalaşıp eve geçtiğimizde poşetleri mutfağa bırakıp Semih'e baktım. "Yanımda olduğun için teşekkür ederim," dedim. "Ayrıca çok eğlenceli bir alışverişti," diye ekledim tebessümle.

"Ne demek, ne zaman istersen bir telefon kadar uzağındayım," dedi göz kırptı. Poşettekileri çıkarıp tezgaha koyarken.

Beraber aldıklarımızı yerleştirmeye başladık.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Barış'la birlikte keyifli bir yolculuktan sonra tesislere vardığımızda, kapıda Kerem'le karşılaştık. Araçtan indiğimizde Kerem, elindeki çantayı Barış'a uzatıp, "Al, senin çanta," dedi. Ardından beni fark edince yüzünde kocaman bir gülümsemeyle selam verdi.

"Oo, seni burada görmek ne büyük şeref ya, hoş geldin," dedi. Kerem'in bu sıcak karşılaması içimi rahatlatsa da, tesisin yoğunluğu beni biraz heyecanlandırmıştı.

Hep birlikte içeriye girdiğimizde, Galatasaraylı futbolcuların çoğunun burada olduğunu gördüm. Barış'ı sahada yakından izlemek ve antrenmanına tanık olmak benim için büyük bir olaydı. Bir yandan gurur duyarken, diğer yandan bu yeni ortamın getirdiği heyecanı bastıramıyordum.

Tam o sırada, yakasında kart taşıyan sarışın bir kadın Barış'a doğru yaklaşıp, "Barış, seni odamda bekliyorum," dedi. Barış kafasını sallayarak, "Canım, sen burada otur, hemen döneceğim," dedi ve beni bir yere oturttu.

Beklerken telefonumla ilgileniyordum kafamı kaldırıp etrafa bakınınca, Yunusun gülümseyerek yanıma geldiğini gördüm. Daha önce tanıştığımız için, beni görünce hemen sohbet etmeye başladık. Yunus'un bu arkadaşça yaklaşımı beni biraz rahatlatmıştı.

"Bugün antrenman biraz uzun sürecek, sıkılmazsın umarım. Mal Barış tam gününde davet etmiş," dedi Yunus sırıtarak.

"Merak etme, ben sizi izlemekten keyif alacağım," dediğimde Yunus, "Bizi mi, Barış'ı mı?" diye mırıldandı. Ne dediğini anlasam da utandığım için duymamazlıktan geldim. O sırada Kerem de üzerini giyinip yanımıza geldi.

"Esin, burada rahat mısın? Bir şeye ihtiyacın var mı? Daha sakin bir yere de alabilirim seni," dedi.

"Yok yok, gayet iyiyim, teşekkür ederim Kerem. Siz beni merak etmeyin," dedim.

Üçümüz sohbet etmeye devam ederken onları sahaya çağırdılar ve ben tek başıma kaldım. Yine telefonumla ilgileniyordum ki zaman geçtikçe Barış'ın hala dönmemiş olması beni tedirgin etmeye başladı. İçimde bir huzursuzluk belirdi. Neredeyse herkes sahadaydı ve Barış'ın nerede olduğunu merak etmeye başladım.

Sonunda dayanamayarak ayağa kalktım. Sanki nereye gideceğimi biliyor gibi tesisin içinde yürümeye başladım. "Benim neyime Barış'ı aramak?" diye kendi kendime söylenerek tesiste dolaşırken kaybolmuş gibi hissediyordum. Her köşeyi dönüp başka bir koridora çıktıkça içimdeki endişe artıyordu.

Koridorlarda dolanırken, bir an Barış'ın sesi kulağıma geldi...

---

Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum. Beğenmeyide unutmayın lütfen ❤️🐥

Bölüm sonu

6 yorum