
°°°
Esin Bigenin anlatımıyla;
Barış'a yavaş yavaş vurup şakalaşırken, birden kollarımdan tutup beni koltuğa yatırdı ve üzerine doğru eğildi. Nefesim kesilmişti, kalbim sanki ağzımda atıyordu. Barış'ın yüzü yüzüme oldukça yakındı, dudaklarıma kayan bakışlarını fark ettiğimde bu durum beni hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu. Nefeslerimiz birbirine karışırken, bedenlerimiz birbirine temas ediyordu. İkimiz de gittikçe daha da yakınlaşıyorduk, dudaklarımız arasında sadece milimetrik bir mesafe kalmıştı. Burnuma gelen kokusu aklımı başımdan alıyordu.
Bir an, Barış'ın gözlerine baktım. Bir şey yapmalıydım yoksa birazdan utancımdan ölüp bir daha onun yüzüne bakamayacağım bir an yaşanacaktı. Aniden, "Su... susadım ben" dedim, sesim titreyerek. Aptalım ya ne alaka ne alaka...
Barış, önce bir süre daha bana baktı; üstümden kalkmaya niyeti yok gibiydi. Daha sonra yüzündeki sırıtmayla biraz geri çekildi. "Tabii, bekle sen hemen getiririm," dedi nazikçe. Tuttuğu bileklerimi bırakıp üstümden kalktı.
Barış mutfağa yönelirken, ben de yavaşça doğruldum ve derin bir nefes aldım. Ne yapıyordum? Ne yapıyorduk?
Elinde bir bardak suyla geri döndü ve bana uzattı. "Al, iç, rahatlarsın. Ateş bastı sanırım seni," dedi, muzurluk peşindeydi, sırıtıyordu karşımda.
Sanırım haklıydı ateş basmış olabilirdi...
Suyu alıp bir yudum içtim. "Teşekkür ederim," dedim, gözlerimi ondan kaçırarak. İçimdeki karmaşayı gizlemek zordu. Barış ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi gülmeye devam ediyordu.
"Esin," dedi, sesinde bir ciddiyetle, yüz ifadesi ciddileşerek. "Sana zarar gelmesine izin vermem. Bunu bilmeni istiyorum. Bu yüzden lütfen korkma, tedirgin olma o adamdan."
Konu şuan nasıl yine Emreye gelmiş olabilirdi. Barışın tedirginliği gözlerinden okunuyordu.
Gözlerine baktım, derin bir nefes aldım ve başımı salladım. "Biliyorum," dedim sessizce. "Ama... lütfen, beni koruyacaksın diye kendini tehlikeye atma," dedim ve duraksadım. "Kendi başıma bir şey gelmesi dışında, senin başına bir şey gelmesi düşüncesi beni daha çok korkutuyor."
Barış, elini omzuma koydu ve nazikçe sıktı. "Merak etme, dağ ayısı unvanımı boşuna almadım," dedi, göz kırparak. Gülümsemesi, içimdeki tüm korkuları biraz olsun yatıştırıyordu. Onun bu korumacı tavrı, derin bakışları ve gülüşü, itiraf edemesem de beni her seferinde daha da derinden etkiliyordu...
Barış tekrar koltuğa oturup beni de yanına yaklaşmam için elimden çektiğinde iyice yanına sokulup bacaklarımı sehpaya doğru uzattım. Barış, elindeki pikeyi üzerimize örtüp bana dönerek gülümsedi. Uzun saatler, Rize'den babalarımızın birbirini tanıdığından, hobilerimizden bahsederek sohbet ettik. Daha sonra ikimizin de uykusu gelmişti; esneyip duruyorduk. Kafamı omzuna doğru koyduğumda o da kafasını kafama yasladı. Bir süre daha sessizce oturup, birbirimizin yanında olmanın verdiği huzurla uykuya dalmıştık...
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Sabah,bahçe kapısından içeri dolan rüzgarla gözlerimi araladığımda etrafa bakındım ve kollarımda uyuyan Esin'i gördüğümde tebessüm ettim. Dün gece tatlı tatlı sohbet ederken uyuya kalmıştık ve şu an sarmaş dolaş uyuyorduk. Onu uyandırmadan, yüzüne düşen saçlarını geri attım ve onu izlemeye başladım. Yüzümdeki aptal gülümseme, aldığım keyfi anlatıyordu. Onu böyle izlemek, içimde tarif edemediğim bir mutluluk ve huzur yaratıyordu.
Bir süre sonra Esin kollarımda hareketlendi. Gözlerini araladığında, dudaklarını büzerek bana bakıyordu. Hala uyku sersemiydi. Gözlerini kırpıştırıp yeniden gözlerimin içine baktı, daha sonra ani hareketlerle toparlanmaya çalışarak, "Çok özür dilerim, uyuya kalmışım. Seni rahatsız etmek istemezdim, çok pardon," dedi.
Onu sakinleştirmek için elinden tuttum ve "Sakin ol, beni rahatsız etmedin. Hatta, sayende çok da huzurlu uyudum," dedim. Bu sözlerimle ona karşı hissettiğim duyguları küçük küçük itiraf etmeye başlamıştım.
Esin, utangaç bir şekilde gözlerini kaçırarak, "Gerçekten mi? Ama rahatsız olmuş olmalısın, ben biraz deli yatıyorum."
"Gerçekten," dedim, elini nazikçe sıkarak. "Seninle burada böyle uyumak, uzun zamandır hissetmediğim bir huzur verdi bana."
Gözlerime baktı, içinde hala bir tedirginlik vardı. "Ama ben... ben böyle yakın olunca... yani...," derken kelimeleri toparlamakta zorlandığını gördüm; çok tatlı gözüküyordu.
"Esin," dedim, sesimi yumuşatarak. "Senin yanında olmak, sana yakın olmak benim için önemli. Bunu fark etmiş olman lazım. Asıl ben seni rahatsız etmiyorum, değil mi?"
"Hayır, tabii ki hayır," dedi hemen, ardından gülümseyerek ekledi, "Sadece biraz alışık değilim böyle şeylere."
"Ben de alışık değilim," dedim gülümseyerek. "Ama seninle olunca, her şey farklı geliyor. Güzel geliyor."
Gözlerinde bir parıltı belirdi. Yanakları kızarıyordu, mahcup mahcup bana bakıyordu güzel gözleriyle. O an onu tutup kendime çekerek deli gibi öpmek istedim...
Esin, duvardaki saate bakındıktan sonra panikle oturduğu yerden kalkıp merdivenlere doğru koştururken duraksayıp bana bakarak, "Hazırlanmam lazım, çok uyumuşuz," deyip tekrar koştur koştur merdivenlere yöneldi.
Esin üst kata çıkıp kaybolduğunda, arkasından bir süre sırıttım. Yattığım yerden kalkıp yatağı topladıktan sonra ben de mutfağa giderek etrafa bakındım. İkimiz için evden çıkmadan önce atıştıracak bir şeyler hazırlamak istiyordum. Isıtıcıya su koyarak kaynaması için bıraktım. Dolaptan gerekli malzemeleri çıkarıp ikimize de sandviç hazırlamaya başladım. Bir yandan sandviçleri hazırlarken bir yandan da aklım Esin'deydi.
Kaynayan suyun sesiyle kendime geldim. Çıkardığım iki bardağa tezgahta duran poşet çayları koyduktan sonra suyu doldurdum. Bardaklardan yükselen buharı seyrettim. Sandviçleri tabaklara koydum ve çaylarla birlikte mutfak masasına yerleştirdim. Sonra oturup Esin'i beklemeye başladım.
Otururken, geçen geceyi düşündüm. Esin'in kollarımda uyuması, onun sıcaklığı ve huzur dolu nefesi hâlâ aklımdaydı. Onunla geçirdiğim her an, sanki hayatımın en güzel anılarından biri oluyordu. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim...
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Gözlerimi açtığımda onun kollarındaydım. Tüm bedenimi sarmıştı. Kafam boyun hizasına denk geliyordu ve onun kokusuyla huzurla uyumuştum. Kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda gülümsüyordu. Halinden memnun görünse de ben heyecanlanmıştım. Hemen toparlandıktan sonra saate baktım, 1 saatimiz vardı. Onunla uyuduğum için mi bilmiyorum ama koltuk bile olsa çok rahat bir uyku çekmiştim.
Hızlıca üst kata çıkıp duş aldıktan sonra, saçlarımı kurutarak aşağı kata indim. Salonda Barış'ı göremeyince mutfağa geçtim. Bir Barış'ın hazırladığı sandviçlere, bir de Barış'a baktım. Onun karşısına oturduğumda sıcak bir gülümsemeyle karşılandım.
"Sonunda gelebildin, ne güzel olmuşsun," dedi, gözleri parlayarak.
"Ya, hemen geldim, abartma. Teşekkür ederim bu arada," dedim gülerek. "Ne kadar düşüncelisin sen," dedim masayı göstererek.
"Önemli değil. Aç aç çekim falan gönlüm el vermezdi," dedi, sandviçlerden birini uzatarak.
Birlikte sandviçlerimizi yerken, Barış'ın beni bırakma konusundaki ısrarı yeniden başladı. "Esin, seni ben bırakacağım," dedi kararlı bir şekilde.
"Barış, gerçekten gerek yok. Tek başıma da gidebilirim," dedim. Ama onun inatçı bakışlarını görünce, içten içe onunla gitmek istediğimi fark ettim. Zaten onun yanımda olması beni rahatlatıyordu.
"Esin, lütfen inada bindirme işi, seni merak ederim," dedi, gözleriyle beni ikna etmeye çalışarak.
İç çekerek teslim oldum. "Peki, tamam. Beni sen bırak."
Bu anlaşmamızın ardından, sandviçlerimizi yedik. Ben odamdan eşyalarımı alıp ayakkabılarımı giyerken Barış kendi evine geçip üzerini değiştirdi. Kısa bir süre sonra, ön bahçede buluştuk. Barış'ın arabasıyla gidecektik. Barış kapımı açtığında geçip oturdum, o da sürücü koltuğuna oturunca çekim yapılacak yere doğru yola çıktık.
Arabada giderken, Barış'a dönüp baktım. "Gerçekten çok inatçısın biliyor musun? Ne yaptın ne ettin yine istediğini yaptırdın," dedim, gözlerimle onu suçlayarak.
Düşen yüzüyle, "Seni korumak istemem suç mu? Sana bir şey olmasını istemiyorum," dedi.
Onun bu halleri kendimi güvende hissettiriyordu. Düşen yüzüne bakındım, elimi lüle lüle saçlarına atıp dağıtarak, "Tamam ya, asma yüzünü," dedim.
Saçındaki elime doğru bakındı. "Saçlarımı rahat bıraksan mı acaba? Bozdun bak, kızlar beğenmeyecek sonra."
Ellerimi çekip yola doğru dönerek, çatılan kaşlarımla, "Aman, merak etme. O kızlar ölüp bitiyor sana. Çok hoşuna gidiyor senin de herhalde," dedim kollarımı bağlayarak.
Ne yapıyorum ben şu an? Kıskanmış mıydım? Of, dışarıdan kesin çok komik gözüküyordum.
Bana bir bakıp, bir yola bakarak uzattı eliyle yanağımdan makas aldıktan sonra, "Ee, herkesin hoşuna gider bence," dedi.
Cevap vermemiştim. Açıkça Barış'ı kıskanıyor oluşumla yüzleşiyordum. Ama kıskanılmayacak gibi değildi. Sosyal medyada Barış hakkında gördüğüm şeylerin çoğu, Barış'a aşkını ilan eden kızlarla doluydu. Bazıları işi abartıp yok yatakta şöyledir böyledir gibi şeyler yazıyordu.
Bunları düşünürken sinirden parmaklarımla oynamaya başlamıştım. Sonra aklıma bir anda Sena geldi; aceleyle onu evde tek bırakmıştım. Barış'a bakıp, "Ee, biz Sena'yı yalnız bıraktık. Of, aceleden unuttum," deyip telefona sarıldığımda, "Dur, arayıp uyandırma kızı. Ben Semih'i yolladım size. Merak etme, tek değil," dedi.
Kafamı çevirip ona doğru bakarak gülümsedim.
Bir süre daha yol gittikten sonra çekimlerin yapılacağı yere gelmiştik. Aracı park ettikten sonra ona doğru döndüm.
"Gelecek misin benimle?" dediğimde, kafasını sallayarak onayladı.
Kaşlarımı kaldırıp, "Dedikodunun bol olduğu bir ortama gidiyoruz. Kameralar falan filan. İkimiz yan yana yanlış anlaşılabilir, biliyorsun farkındasın, değil mi?" dedim.
"Sana kimin ne söylediği umurumda değil demiştim, hatırladın mı?" deyip ardından, "Ayrıca belki de yanlış anlaşılma değildir artık," dedi.
Anlamamıştım, gözlerimi kısarak ona doğru bakıyordum. "Ne dedin?" diye sordum.
"Hiç, diyorum ki geleceğim seninle, umurumda değil kimse," diyerek yanağımı sıktı.
Hafifçe eline vurup, "İyi hadi, gel bakalım," dedim.
Araçtan inip bagajdaki eşyalarımı alıyordum ki, Barış taşımama izin vermemişti. Çantaları ona bırakıp kol çantamı alarak asansöre doğru yürüdüm. O da bagajı kapatıp aracı kitledikten sonra elindeki eşyalarımla peşimden geliyordu.
---
Senanın anlatımıyla;
Gözlerimi araladığımda yine derin bir uykudan uyanmıştım. Saat 2 falan olmuştu. Kalkıp etrafıma bakınca her zamanki gibi dağınık odamla bakıştım. Yataktan doğruldum ve biraz sersemlemiş halde banyoya yöneldim. Duş alıp kendime gelmem gerekiyordu. Suyun altına girdiğimde bütün yorgunluğum ve uykulu halim kayboldu. Suyun ılık akışı beni kendime getirdi ve rahatlamış bir şekilde duştan çıktım.
Üzerimi giyinirken aynada kendime baktım; hala ıslak olan saçlarım omuzlarıma damlıyordu. Saçlarımı hafifçe kuruladım ama tam olarak kurutmaya üşendim.
Alt kata indiğimde evin sessizliği dikkatimi çekti. Ablamın çekimde olduğunu hatırladım. Evde kimse yoktu. Bahçe kapısına doğru bakındığımda camların takılmış olduğunu gördüm. Ablamın erkenden hallettirdiğini düşünerek doğrudan mutfağa yöneldim. Bir fincan kahve iyi gelecekti ve yaralarımı saracaktı...
Mutfak kapısına vardığımda aniden karşıma Semih çıktı. O kadar ani ve beklenmedik bir hareketti ki, kalbim neredeyse yerinden fırlayacaktı. Gözlerim büyüdü ve refleks olarak bir çığlık attım. Geriye doğru sendeleyerek düşmek üzereyken Semih hızlıca ileri atıldı ve beni yakaladı.
"Ayy, korkuttun beni!" dedim, kalbim hala deli gibi atarken. Ellerimin titrediğini fark ettim ve derin bir nefes aldım.
Semih, nazikçe beni tutarak düşmemi engelledi. Gözlerinde endişe vardı. "Özür dilerim, seni korkutmak istememiştim," dedi sakin ve yumuşak bir sesle. "İyi misin?"
Derin bir nefes daha alarak başımı salladım. "Evet, iyiyim. Sadece biraz şaşırdım. Seni burada görmeyi beklemiyordum."
Semih, hala beni nazikçe tutuyordu. "Sen tek kalma diye geldim, bir de Barış abim cam falan takılacak dedi, başında durdum adamların."
Biraz rahatlayarak gülümsedim. "Ben hiç duymadım sesleri falan,soluksuz uyumuşum bayağı."
Semih, gözlerime bakarak gülümsedi. "Evet, fark ettim, uykun ağırmış," dedi gülerek.
"Ben de kahve yapacaktım, hadi gel beraber içelim."
Semih başıyla onayladığında, ellerinin belimde olduğunun farkına varıp geri çekildi. Mutfağa girdiğimizde Semih otururken kahve makinesine doğru yöneldim. Aynı zamanda yaşadığım kısa anın ardından sakinleşmiştim.
Semih, mutfak masasının kenarına oturmuş beni izlemeye başladığında kahvelerimizi yapıyordum. Kahvenin kokusu mutfağa yayılmaya başladığında, içimdeki gerilim tamamen kayboldu.
"İşte kahven," diyerek elimdeki bardağı Semih'e uzattım.
Kahveyi alarak gülümsedi. "Teşekkür ederim, eline sağlık."
Kahvelerimizi yudumlarken, Semih'le birlikte oturduk ve sohbet etmeye başladık. Güne Semih'le başlamak güzel bir başlangıç olmuştu...
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Çekim yerine geldiğimizde ortamda hafif bir telaş vardı. Esin, makyaja alınırken ben elimdeki eşyaları bırakıp kenarda bir koltuğa oturup beklemeye başladım. Telefonumu çıkarıp sosyal medyada gezinip antrenmanlar için kurulan gruba bakınmaya koyuldum. Arada yanıma gelen insanlar, fotoğraf çektirmek istiyordu. Gülümseyerek onlarla poz veriyordum ama gözüm sürekli Esin'deydi.
Bir süre sonra Esin üzerindeki bornozla yanıma geldi. Saçı ve makyajı yapılmış, harika görünüyordu. "Sıkıldın mı?" diye sordu. Gülümseyerek, "Hayır, halimden gayet memnunum," dedim.
Tam o sırada görevli gelip "İçeri geçeceğiz Esin Hanım," deyip bana dönerek "İzlemek isterseniz siz de gelebilirsiniz," diye devam etti. Esin'e ve görevliye bakıp, "Elbette, izlemek isterim," dedikten sonra onları takip etmeye başladım.
Stüdyonun içi oldukça profesyonelce düzenlenmişti. Kameralar, ışıklar, her şey mükemmel görünüyordu. Ancak iç çamaşırı markasının çekimi olduğunu bilmiyordum.
Esin bornozu çıkardığında bir an için nefesim kesildi. Sertçe yutkundum, gözlerim istemsizce baştan aşağı onu süzerken kocaman açılmıştı. İçimden bir ses sürekli, "Gözlerini kaçır, gözlerini kaçır," diyordu ama yapamıyordum. Esin inanılmaz görünüyordu; vücut hatları üzerine giydiği iç çamaşırı takımı aklımı almıştı...
Bir yandan hayranlıkla onu izlerken, diğer yandan hissettiğim bu yoğun kıskançlık duygusuyla nasıl başa çıkacağımı bilemiyordum. "Bu işinin bir parçası," diye kendimi telkin etmeye çalıştım ama pek başarılı olduğum söylenemezdi.
Kamera karşısında pozlarını verirken zarifliği ve çekiciliği, attığı bakışlar bende derin izler bırakıyordu. Esin'in bakışları ara sıra bana kayıyor, göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsüyordu. Gülümseyerek onu izlemeye devam ettim.
Sonunda çekim bittiğinde, Esin tekrar bornozunu giydi ve yanıma geldi. "Ne yapıyorsun, sıkılmadın değil mi?" diye sordu. Gözlerine bakarak, "Nasıl sıkılabilirim ki? Seni izlemek aşırı keyifliydi," dedim.
Gülümseyerek bana bakıyordu. O sırada bir çalışan elindeki telefonu Esin'e uzattı.
"İçeride unutmuşsunuz. Uzun süredir ısrarla telefonunuz çalıyor, Esin Hanım."
---
Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorummmm
🐥💖

