°°°
Barış Alperin anlatımıyla;
Aniden etrafa dağılan cam parçaları ve Esin'le Sena'nın çığlıklarıyla oturduğum yerden ayağa fırladım. Kafamı bahçeye doğru çevirdiğimde gördüğüm gölgeye doğru koştum. Esin arkamdan "Barış, dur!" diye bağırsa da dinlemedim.
Dışarı adım attığımda sağ villaya doğru koşarak kaçan, simsiyah giyinimli ve kafasında şapka olan adamın peşinden gitmeye devam ediyordum. Bu adamın Emre olduğunu düşündüğüm için içimdeki öfkeyle ve tüm gücümle koşsam da, yan villanın ön kapısından çıkıp onu bekleyen beyaz bir araca binip uzaklaştı.
Olduğum yerde durup hafif eğilerek soluklanırken bir yandan da ağız dolusu küfürler ediyordum. Kerem de nefes nefese yanıma gelip elini omzuma attı ve soluklanmaya başladı.
"Ne oluyor amk, aklım çıktı," diye nefes nefese konuşmaya çalıştı.
"Anlatacağım, dur nefes almam lazım biraz," sinirden kızarmıştım.
Yavaş adımlarla geri eve doğru yürürken, "O araç kimindi, ne oldu ben hiçbir şey anlamadım. Plakasını alabilirim belki diye baktım ama araçta plaka yoktu," dedi Kerem.
Ellerimi saçlarıma atıp geri doğru düzeltirken, "Emre," dedim. Durup Kerem'e bakarak, "Düşündüğümüz gibi eski sevgilisiymiş. Esin'i tehdit ediyor."
Başımı öne eğip adımlarken, "Esin'i bana zarar vermekle tehdit ediyor," dedim.
Kerem'in gözleri açılmıştı. "Ne, ne, ne?" dedi arka arkaya şaşkınlıkla.
"Maalesef öyle. Neler demiş kıza gözü korksun diye. Ayrıca ikimizi de takip ediyor, beni kıskandığı için görüşmeyecekmişiz," dedim öfkeyle.
Kerem elini sağa sola sallayarak, "Onun anasını sikerim, yok mu evi barkı bunun? Polis! Polise de gidelim," dedi sinirle.
"Esin gitmiş polise, karar marar çıkacak güya ama bu adam da duracak gibi gözükmüyor, cesarete bak amk," dedim.
Bahçe kapısından girdiğimizde Esin, başı ellerinin arasında merdivende oturmuş bekliyordu. Sena hemen yanında anlamsız gözlerle bakıyordu.
Sena, "Barış abi ne oldu, kimmiş?" dediğinde, Esin kafasını kaldırıp bana baktı.
Gözleri dolu doluydu. Oturduğu yerden kalkıp koşarak bana bir anda sarıldı. Başta şaşırsam da çabuk toparlayarak titreyen bedenini sıkıca sarıp sarmaladım. Kafasını göğsüme yasladığında sağ elimle saçlarını okşamaya başladım.
"Tamam, sakin ol. Titriyorsun farkında mısın?" dedim kulağına doğru sessizce.
Bedenini bedenimden ayırmadan sadece başını kaldırarak gözlerime baktı. "Neden acaba? Korktum çünkü! Sen deli misin, neden koşturuyorsun peşinden? Ya sana bir şey yapsa, gerizekalı!" diye azarlarcasına bana bağırırken belimde olan kollarını daha sıkı sarıyordu. Şu an o kadar hoşuma gitmişti ki, böylece kalabilirdim. Bana bir şey olabilme düşüncesi bile onu ne kadar korkutuyor, bunu fark etmiştim.
O sırada kapının dibinde Semih, Sena'ya doğru yaklaşıp, "Bak, bunlar olmuşlar demedi deme," dedi. Sessiz konuştuğunu düşünse de ben dediklerini duymuştum. Sena, Semih'in koluna vurup, "Sussana," diye mırıldandı.
Ben de Esin'in gözlerine bakarak, "Dağ ayısıyım ben, unuttun herhalde. Bir şey olmaz bana," dedim. Hemen belimi cimciklemesiyle irkildim.
"Hâlâ dalga geçiyorsun ya," dedi. Ellerini bedenimden ayırıp koluma yavaşça vurarak, "Geç içeri geç," deyince Kerem'e bakıp sırıtarak yürümeye başladım. Onun bu halleri çok hoşuma gidiyordu.
İçeri girerken Sena, sinirli olan Kerem'e bakarak, "Abi, sen iyi misin?" diye sorunca zoraki bir gülümsemeyle, "Gerginim," dedi.
Kerem çaresiz kaldığında ya da yapacak bir şeyi olmadığı durumlarda aşırı gerilirdi. Şu an da öyle bir an yaşıyordu. İçeri geçtiğimizde Esin bize bakıp, "Hepinizden özür dilerim, benim yüzümden gerildiniz," deyince Kerem onun yanlış anladığını düşünerek, "Hayır hayır, seninle ilgisi yok. Sadece onu orada yakalayabilirdik, elimizden kaçtı ya ben ona takılıyorum. Yoksa senin ve Sena'nın her zaman yanındayım. Bu arada bunu söylememe gerek bile yok," demişti.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Sena, "Lütfen bana da ne olduğunu anlatır mısınız? Kendimi gerizekalı gibi hissediyorum," diye isyan etti.
Esin kısaca özet geçtiğinde Sena, "İnanmıyorum abla ya! Neden anlatmıyorsun sen bana bunu? Bir de tek başına oraya buraya gidiyorsun ya, sana bir şey olsaydı. O gerizekalının darptan falan suçu vardı, bunları bile bile... Ay delireceğim ya, gerçekten," dedi. Oturduğu yerden kalkıp Esin'e sarılırken.
Semih de olayları bilmediği için az önce öğrenmişti. Kerem'e yaklaşıp, "Yok mu bunun bir adresi? Gidip sikerek alalım," dediğinde bu üçlünün kafasının aynı çalıştığını bir kere daha anlamış oldum. Kerem elini Semih'in omzuna atarak, "Şikayet etmişler, dur bakalım sonucu ne olacak," dedi.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Öyle çok korkmuştum ki hâlâ elim ayağım titriyor olabilir. İtiraf etmek gerekirse camın kırılmasından falan değil de Barış'ın o gerizekalının peşinden gitmesi, ona bir şey olabileceği gerçeği beni daha çok korkutmuştu.
Herkesin keyfini kaçırdığımı düşünüyordum. Sena hâlâ tedirgin bir şekilde bana sarılıyordu. Yanağına bir öpücük kondurup, "Hadi kalk, çay doldur herkese, ben de şu cam kırıklarını temizleyeyim," dediğimde Sena biraz daha sarılıp oturduğu yerden kalkıp mutfağa gitmişti. Kerem ve Semih aralarında bir şey konuşurken Barış gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
Oturduğum yerden kalkıp dış kapının yanına giderek dolabın içindeki el süpürgesini alıp geldim. Barış hâlâ gözlerini ayırmadan her hareketimi izliyordu.
Büyük cam parçalarını kenara toplamaya başlamıştım. Barış yanıma gelerek bana yardım ederken, "Dikkat et, kesme bir yerini," dediğinde kafamı salladım. "Sen de dikkat et, hatta bırak, ben hallederim," dedim ama hiç oralı olmadan devam etti.
Büyük parçaları topladıktan sonra küçükleri de el süpürgesiyle süpürüp tamamen temizlemiştik.
Sena'nın çayları getirmesiyle ben de yaptığım tatlıdan herkese dilimleyip getirdim.
Çaylarımızı içerek sohbet ederken konu dönüp dolaşıp Emre'ye geliyordu ve bu durum beni ister istemez hem geriyor hem de üzüyordu. O sırada çalan telefonumun ekranına baktım. Arayan Duygu'ydu. Telefonu açarak kulağıma dayadım.
"Efendim Duygum," dediğimde uykulu ses tonuyla, "Aşkım, şimdi öncelikle ne yapıyorsun, nasılsın?" demişti.
Nasıl olduğum ortadaydı. "Kötüyüm ama sorma, anlatırım sonra. Barışlar bizde çay içiyoruz. Sen nasılsın, ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Oo tayfa fena, Rizeliler çay partisi," dedi gülerek.
"Hiç komik değildi biliyorsun değil mi," dedim, görmese de gözlerimi devirdim.
"Neyse dur, şimdi şu 2 gün sonraki çekim yarın yapılacakmış. Marka arayıp haber verdi, yarın 12'de orada olman lazım."
Sinirlenmiştim. Bu saatte mi gün değişimi haber verilirdi? "Bu ne, bu saatte mi veriliyor bunun haberi?" dedim.
"Evet, ben de söyledim ama elinde olmayan sebeplermiş," dedi.
"Ee pardon da, belki benim yarın işim var. Neyse tamam, giderim yarın ben."
"Tamam, onu haber vereyim dedim. Çok uykum var, hadi öptüm seni. Yarın görüşürüz," diyerek telefonu kapatmıştı.
Sena bana bakıp, "Nereye gidiyorsun abla? Acaba sen bir süre evden çıkmasan mı?" dedi.
"Olur mu öyle güzelim? Ayrıca evde de pek rahat bırakmıyor olana bakarsan," dediğimde Barış lafa atlayıp, "Tek olamayacak, merak etme," demişti.
Şaşkın gözlerle ona bakınca, "Bakma bana öyle, konuştuklarımızı hatırla," dedi.
Herkesin içinde bir şey demek istemedim. "Neyse, konuşuruz bunu seninle," dedim sakince.
Bir süre daha hep beraber oturup çay içip sohbet ettik. Kerem, "Hadi artık kalkalım," dediğinde Barış kırık bahçe kapısına bakarak, "Siz gidin, ben burada kızlarla kalacağım. Burası böyleyken kalamazlar tek başlarına," dediğinde ona doğru bakındım, kaşlarım çatılmıştı.
Yanıma doğru yaklaşıp sessizce, "Bana öyle bakma, istersen kovabilirsin ama gitmiyorum," dedi koltuğa otururken.
Kerem ve Semih eve geçerken Barış da onlarla gidip üzerini değiştirip iki dakika sonra geri gelmişti.
Sena çay bardaklarını toplarken Barış koltuğa oturdu. Ben de karşısına oturup ona doğru bakındım. Yine asla gözlerini ayırmadan bana bakmaya başladı. "Beni çok şaşırtıyorsun bazen," dedim.
"Ne yaptım ki? Bu sefer farkında olmadan şaşırttım sanırım," dediğinde de, "Boşver, bana kalsın orası da farkında değilsen," dedim.
Farkında olmadan bana yaklaştığı korumacı tavrı ve derin bakışları beni istem dışı oldukça etkiliyordu...
Sena yanımıza gelip, "Ben yatmaya gidiyorum, iyi geceler. Bu arada Barış abi, çok teşekkür ederim. Ablam sana emanet," deyip göz kırpmıştı. Barış da ona göz kırparak, "Merak etme, rahat rahat uyu. Burası bende," deyip sırıttı.
Sena odasına gittikten sonra üst kata çıkıp Barış'a çarşaf, yastık falan alıp aşağı indirdim. Yatacağı yeri hazırlayıp ona dönerek, "Böyle hiç olmadı. Gel üst katta yatak var, orada kal. Belin ağrır burada," dedim.
Yerinden kalkıp bana yaklaşıp yanaklarımı sıkarak, "Sen beni mi düşünüyorsun?" dedi, sırıtıyordu.
"Barış, cıvıma hemen," dedim, ellerine vurup.
"Güzelim, sence üst katta yatacaksam ne anlamı var," dedi camı göstererek.
"İyi tamam ya, belin ağrımasın diye demiştim. Neyse, sabah erken kalkacağım. Çekim işleri falan var. Benden bir isteğin yoksa gidip yatayım ben," dedim.
"Senden tek isteğim var, yarın seni ben götüreceğim çekime. Bir süre tek başına dolaşmak yok," dediğinde gözlerimi devirip, "Barış, saçmalama, ne o özel koruma gibi," dedim.
Salak salak gülerek, "Olurum, özel koruma da sıkıntı yok," dedi, gözümün önüne düşen saçlarımı eliyle kulağımın arkasına iterken.
"Ben sana çok yüz verdim galiba dağ ayısı, ne bu hallerin?" dediğimde hafif yanaşarak, "Hoşuma gidiyor belki,"diye fısıldadı
Onun bugün bana iki kez yaptığı gibi dediğini duymamış gibi yaparak, "Hadi iyi geceler," deyip aceleyle üst kata çıktım. Aşırı derecede utanmıştım. Zaten Barış ile dip dibeyken kokusu aklımı başımdan alıyordu. Bir de üstüne böyle cilveli cilveli konuşunca aklım hepten uçuyordu.
Üzerimi değiştirip yatağa uzandım fakat uyuyamıyordum. Bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp duruyordum.
---
Barış Alperin anlatımıyla;
Esin, kaçarmış gibi üst kata gidince, koltukta hazırladığı yere uzandım. Kollarımı kafamın altında birleştirip bugünü düşünmeye başladığımda gözümün önüne Esin'in yüzü gelip duruyordu. Uzun zaman sonra içimde garip hisler canlanıyordu.
Kafamı çevirip kırık olan bahçe kapısına doğru baktım. Aklıma yine o yavşağın gelmesiyle sinirden kudurup yattığım yerden doğrulup sırtımı yasladım. Pikeyi de üzerime çekip oturmaya başladım.
O sırada takır tukur gelen seslerle irkildim. Tam ayaklanacakken Esin kapıdan kafasını uzatıp masum masum bakıyordu.
"Uyumadıysan gelebilir miyim?"
Gülümseyerek ona baktım. "Gel gel, uyku tutmuyor."
"Of, ben de uyuyamadım bir türlü," deyip yanıma doğru oturdu.
"Beraber nöbet tutacağız sanırım."
"Ya, ben durayım burada, sen uyu. Şimdi sen kendine koruma misyonu yükledin, ondan uyuyamıyorsun. Hadi kapat gözlerini, ben korurum bizi."
Söylediklerine kahkaha atmamla kollarımı sıkmaya başladı. Bildiğiniz dayak yiyordum. "Sen şımardın iyice bak, vallahi döverim seni," diyerek hâlâ vurmaya devam edince tek hamlede kollarını tutup onu koltuğa yatırdım.
Yanlışlıkla aldığımız pozisyon kalp atışlarımı hızlandırmıştı. Yüzü bana çok yakındı. Sıcacık nefesini hissediyordum. Aniden dudaklarına kayan gözlerim bir süre orada sabit kaldı. Sanki yavaş yavaş daha da yakınlaşıyorduk...
---
Bölüm Sonu
Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum.
Lütfen yorum bırakmadan gitmeyin 🐥✨



