
Şöyle bir kurgum var wattyde yazıyorum. İlk bölüm biraz +18 ama buraya da atsam okur musunuz?
°°°
Esin Bigenin anlatımıyla;
Barış'ın yanına geldiğimde, yaslandığı yerden bir adım öne atıp duruşunu dikleştirmişti. Üzerindeki siyah tişört bedenine yapıştığı için vücut hatları ortaya çıkmıştı. Görüntü öyle güzeldi ki, baştan aşağı onu süzdüğümün farkına varmıştı. Bakışlarımı suratına getirdiğimde pis pis sırıtıyordu.
"Ne oldu, niye baktın bakayım sen öyle alıcı gözle?" dedi yüzündeki piç gülüşüyle.
"Hiç, ne bakıcam, tişörtün güzelmiş, siyah yakışmış sana," dememle göz kırparak "Tişörte baktın yani?" demişti.
Gözlerimi devirip bahçe kapısından çıkıp yürümeye başladım. Peşimden yavaş yavaş yürürken, yan yana yürüyelim diye adımlarımı yavaşlatmıştım.
Sahile doğru çıkan uzun ağaçlık yolda yan yana yürüyorduk. Konuya nereden gireceğimi düşünürken, "Evet, seni dinliyorum," demişti Barış.
Sağımızdaki bankları göstererek oraya doğru yürüdüm. Yan yana oturup birbirimize dönmüştük.
"Ciddi bir durum var, konuya nasıl gireceğimi bilmiyorum aslında," dedim, kafam yere eğik şekilde.
"Çekinmeden anlatabilirsin."
"Şimdi şöyle, ben birkaç gündür huzursuzum. Benim eski sevgilim olacak ruh hastası, seninle görüşmeme takmış durumda. Yani nasıl söylesem," dediğimde eliyle çenemden tutup eğik olan kafamı kaldırdı.
"Seni tehdit ediyor değil mi o orospu çocuğu?" demesiyle şaşırmıştım.
"Sen nereden biliyorsun bunu?"
"Şu an benim nereden bildiğimin bir önemi var mı sence? Neyle tehdit ediyor seni? Evi falan nerede bu sikiğin, söylesene bana," diye sert bir ses tonuyla bana çıkışmıştı. Çok fazla sinirli gözüküyordu. Ona söylemekle hata etmiş gibi hissettim.
"Barış, bağırmasana," dedim.
"Tamam, sakinim. Baştan adam gibi anlatsana şunu bana," dedi gözlerini kısıp bakarken.
Battı balık yan gider diyerek olayların en başından bugün karakola gittiğime kadar anlattım. Beklediğimden daha fazla sinirlenmişti. Bu kadar tepki vermesini beklemiyordum.
"Demek benim için iyi olmazmış he, amına koyduğuma bak," dediğinde şaşkın gözlerle ona bakıyordum.
"Bak Barış, bugün çok düşündüm gerçekten, ne olur ne yapabilir hiç bir fikrim yok. Benim yüzümden başın belaya girsin istemiyorum. Ne bileyim, şu uzaklaştırma kararı çıkana kadar ya da işte kıskançlığı geçene kadar görüşmezsek, bizi yan yana görmezse belki o zaman senin için tehlike ortadan kalkar. Zaten sorun seni kıskanıyor olması, seninle görüşüp konuşuyor olmam," dediğimde oturduğu yerden kalkıp bir ileri bir geri yürümeye başladı, aynı zamanda da söyleniyordu.
"Hadi ya, beyimiz kıskanıyor diye niye ben seni göremiyorum? Böyle bir dünya mı var amk?" dedi bağırıp. "O her yerde karşıma çıkan siyah araç onun demek ki, artık daha da eminim, benzetmediğimden," dediğinde yüzüm düşmüştü.
"Seni de mi takip ediyor? Al işte, korktuğum kadar varmış," dedim şaşkın ve üzgün bir ses tonuyla.
"Ne korkuyorsun kızım, ne korkuyorsun? Çıksın bakayım karşıma, nasıl ağzını yüzünü dümdüz ediyorum. Piç kurusuna bak ya."
Kafam yere eğikti. Ellerimle yüzümü sıvalayıp suratımı ellerim arasına aldım.
"En iyisi benim dediğim gibi yapmak. En azından sana bir şey yapmayacağına emin olurum," dedim.
Önüme gelerek dizlerinin üstüne çöktü. Suratımda ellerimi ellerinin arasına alıp kafamı kaldırdı. Gözleri gözlerime sabitti.
"Bak, kendimi geçtim, sana bir şey yapmasına izin vermem. Sakın korkma," dediğinde gözlerim dolmuştu. Burada ağlayamazdım, kendimi tutmalıydım.
"Senin bulduğun çözümü de kabul etmiyorum. Ne demek ya, o böyle istiyor diye görüşmemek," dedi.
"Ama bak, anlamıyorsun. Bana dedi ki, onunla görüşmeyi bırak, yoksa kötü şeyler olur. İyi düşün, düşün ki kimse zarar görmesin. Sana bakarak söyledi bunu, ima etti işte, anlasana," dememle "Susar mısın? Kabul etmiyorum dedim, bitti. Gelsin, gelsin bakalım ne zararı veriyormuş götveren," dedi.
Ne söylediysem kabul ettiremedim, sinirden deliye dönmüştü. Daha sonra hala ellerimi sıkıca tuttuğunu fark ettim, birbirimize çok yakındık. Gözlerinin içine bakındım.
"Mesela şu an bile bir yerden bizi izliyor olabilir," dedim. Gözlerini gözlerimden ayrıp etrafa bakındı ama hala ellerimi bırakmıyordu. Tekrar bana dönerek "Bana güven tamam mı? Ben ikimizi de korurum, korkma," dedi.
Söylediği cümleye karşılık tebessüm ettim. Yanağımdan makas alarak "Heh, gül bakalım şöyle," dedi.
Bir süre daha konuşup birbirimize söz verdik. Benim sunduğum çözümü beğenmediği için bu ruh hastası hayatımdan çıkana kadar kendimize dikkat edecektik. Ellerimi bıraktığında oturduğum yerden kalktım. Eve doğru geri yürümeye başladığımızda eliyle karnını ovarak "Kurt gibi acıktım, sinirlenmek beni daha çok acıktırdı," dedi.
Güldüm, kafamı kaldırıp ona baktığımda yüz ifadesi çok komikti. Sonra aklıma yaptığım onca yemek geldi.
"Ee, bize gelsenize? Ben stresten bir orduya yetecek kadar yemek yaptım, hep beraber yeriz," dediğimde gözleri parıldayarak bana döndü.
"Yemek yapmayı biliyor muydun sen?" demişti. Tek yanak sırıttım. "Ee, herhalde," dedim.
Benden hızlı yürüyerek önüme geçip geri geri yürüyordu. Bana bakarak "Zehirlenmeyiz değil mi?" dediğinde ona doğru alaycı bir tavırla bakınıp sadece sırıttım.
"Kafanın üstüne düşüceksin şimdi" dediğimde yeniden yanıma geçip düzgün yürümeye başladı. Evlerin oraya geldiğinizde "Ben bizimkileri alıp geliyorum o zaman," dedi.
"Tamam, ben de sofrayı hazırlayayım hemen," diyerek Barış'a sırıtıp bahçe kapısından içeri giriyordum ki, kolumdan tutup beni kendine çevirdi.
Aniden sert bedenine çarparak dengem şaşsa da kolları beni yakalamıştı bile . Belimdeki ellerine bakınıp "Ne oldu Barış?" dedim.
Çok yakındık, gözlerinin içine bakıyordum. "Konuştuklarımızı unutma. Tek başına çok fazla gezip tozmak yok bir süre, tamam mı?" dediğinde yüzünde oluşan tebessümle "Tamam, anlaştık. Biliyorsun sen de, çok dikkat edeceksin unutma," dedim.
Belimdeki kollarını sıkılaştırıp bana sarıldı. Normalde olsa buna asla izin vermezdim. Ama şu an burnuma gelen kokusu düşünmemi engelliyordu. Bir süre öyle hiç konuşmadan kaldık. Gözlerimi kırpırtarak "Ee dağ ayısı, artık beni bıraksan mı?" dediğimde belimdeki kolları gevşedi, ellerini çekip geri çıktı. Yüzündeki kocaman gülümsemeye bakındım.
Tekrar bahçe kapısından içeri girip eve doğru adımlarken "Çabuk olun!" diye bağırdım. Eve girerken Emre'nin bizi izlediğinden habersiz ve huzurluydum.
---
Barış Alperin anlatımıyla;
İçimdeki öfke çok büyük olsa da, Esin'i korkutmamak için sakin kalmaya çalıştım. Tabii ne kadar başarılı olduğum tartışılır. Eve girip kapıyı kapattığımda Kerem koltukta uzanmış, Semih'e masaj yaptırıyordu.
"Heh tam orası, ah vallahi bugün ne çok yorulmuşum," dediğinde, Semih suratsız bir halde, "Abi ben ne anlarım masajdan ya, deli edeceksin beni," dedi.
Yanlarına gelip bir süre ikisinin eğlenceli atışmasını izledim. Yüzümdeki tebessümle Semih'in omzunu sıktım. "Abi bari sen kurtar beni ya, köle gibi kullanıyor beni," dedi dilini ısırarak.
"Ee abin değil mi, yap işte, ölmezsin ya," dedim gülerek. Kerem yattığı yerden elini bana uzatarak, "Çak aslanım benim, bak gördün mü?" dedi, Semih'e yan gözle bakarak.
Semih, "Al birini vur ötekine," dediğinde, Kerem, "Sıçarım bacağına, düzgün ov şu belimi hadi," dedi.
"Neyse, hadi masajınıza ara verin, yan tarafa yemeğe davetliyiz," dediğimde Semih yüzünde rahatlamış bir ifadeyle, "Oh," dedi.
Kerem memnuniyetsiz bir şekilde yattığı yerden kalkıp, "Siz ne konuştunuz Esin'le?" diye sorunca, sinir yine tepeme çıktı.
"Anlatırım sonra, sıkıntılı biraz, şimdi keyfimiz kaçmasın," dedim.
***
Kerem'le kapının önünde Semih'in süslenmesini bekliyorduk. Kerem kapıdan evin içine doğru uzatıp, "Lan hadisene, kök saldık amk," dediğinde Semih saçlarını düzelte düzelte yavaş adımlarla aşağı indi.
"Uyuşuksun," dedim ona bakarak. Omuzlarını silkip bizim önümüze geçerek yürümeye başladı.
Kerem bana dönüp, "Ben bunu boğacağım bu gidişle," dedi kaşları çatık. Kapıyı kilitleyip anahtarı cebine attıktan sonra kolumu Kerem'in omzuna atıp yürümeye başladım. "Sakin ol kardeşim, relax."
Semih kapıyı çalarken biz de arkasında bekliyorduk. Çok geçmeden Sena neşeyle kapıyı açtı. "Hoş geldiniz, hoş geldiniz, buyurun."
Senaya gülümseyerek içeri adım attığımda burnuma gelen güzel kokular beni daha da acıktırmıştı.
"Hoş bulduk abim, ne yapıyorsun," diyerek Kerem de peşimden geliyordu.
Sena, "Ne olsun abi, aynı gündüz konuştuğumuz gibi her şey," dedi kaş göz yaparak. Sanırım hala Emre olaylarını bilmiyordu.
Semih'e doğru baktığımda mutfağın kapısından içeri bakarak Esin'e kafasıyla selam verip, "Abla bu harika kokular ne, acıktım vallahi," diyordu.
Salona giriş yaparak, "Kurt gibi açım," diye bağırdım.
Herkes gülüşürken Esin elinde salata tabağı ile salona geldi. "Hoş geldiniz, her şey hazır, isterseniz hemen geçelim," dedi.
Hepimiz birbirimize bakarak masaya geçmeyi tercih ettik. Sandalyeye otururken masadaki doluluk gözümden kaçmadı. Her şey çok güzel gözüküyordu. Semih dudaklarını yalayarak, "Galiba cennetteyim," dediğinde Kerem ensesinden sıkarak, "Yalanma lan, biz seni aç mı bıraktık," dedi.
Semih hiç oralı bile değildi, bir masaya bir Senaya bakıyordu. Gülümseyerek kafamı önüme eğdim.
Esin de geldiğinde hep beraber yemek yemeye başladık. Şaşırmıştım, her şey çok lezzetliydi. Sohbet eşliğinde yemekler yenirken kapı çalınca Esin oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru ilerledi.
Bir süre sonra geri geldiğinde Sena ağzındaki lokmayı yutarak, "Kimmiş abla?" dedi.
"Bilmiyorum, kimse yoktu. Siz de duydunuz değil mi kapıya vurulduğunu, bana öyle gelmedi," dedi Esin.
"Evet, kapıya vuruldu," dedi Semih.
Esin şaşkın suratıyla bize bakarken, "Alla Allah, neyse," diyerek yerine oturdu.
O kadar çok yemiştim ki her an patlayabilirdim. Kerem tabağından son lokmasını ağzına atarken Esin'e bakarak, "Ajans yerine restoran açsanda, olurmuş, ellerine sağlık," dedi gülerek.
Ben de hemen ardından, "Çok haklısın, ellerine sağlık, her şey harika, şaşırttın beni," dedim gülümseyerek.
Yüzüne yerleşen güzel gülümsemesiyle, "Afiyet olsun, beğenmenize çok sevindim," diyerek bana dönüp gözlerimin içine bakarak, "Hep sen beni şaşırtacak değilsin ya, bir kerede sen şaşır," diyerek gö kırptı.
Kaşlarımı havaya kaldırıp gülümsedim. O sırada Semih elini göbeğine koymuş okşarken, "Abla beni evlatlık alsana," deyip güldü.
Esin de gülerek, "Evlatlık almaya ne gerek var, canın ne isterse her zaman gel, söyle yaparım ben sana," dedi.
Herkes tıka basa doymuştu. Esin masadan kalkıp, "Hadi siz salona geçin, ben şurayı toplayayım, bir de çay koyarım. Tatlı da var," dediğinde Semih, "Oh mis gibi, abla ben sana yardım edeyim ozaman" dedi. Esin kaşlarını kaldırıp, "Hayır hayır, hadi içeri siz, ben hallederim," deyince herkes koltuklara doğru geçip oturdu. Ben tabii ki onu dinlemeyerek masadan aldığım tabaklarla peşinden mutfağa doğru adımlayarak yardım etmeye başladım.
---
Esin Bigenin anlatımıyla;
Herkes her şeyi beğenmişti. Karınları doymuş, yüzleri gülüyordu. Hepsini içeri postalasam da Barış Bey her zamanki gibi inatla peşimden gelmişti. Aniden arkamı dönmemle yüz yüze gelmiştik.
"Sana geç otur dedim, illa aykırı olacaksın değil mi?" diye sitem ettim.
Elindeki tabakları tezgaha bırakırken kollarını bağlayıp arkasına doğru yaslandı.
"Yardım ediyorum işte, teşekkür etmen gerekirken azar kayıyorsun. Bide bana dağ ayısı dersin," dedi.
Hafif çattığım kaşlarımla "Ne demek o? Sen bana Sensin ayı mı demek istedin şimdi?" dediğimde bağladığı kollarını serbest bırakıp elini ağzına götürerek, "Ne? Kuru iftiradan koru, sen Allah'ım, ağzımdan öyle bir laf çıkmadı bile," dedi.
Tam ağzımı açıp laf söyleyecekken yeniden kapı çalmıştı. Elimdeki bardağı kenara bırakarak kapıya doğru yürüyordum ki Barış kolumdan yakalayıp, "Sen bir dursana, ben bakayım," deyip önüme geçmişti.
Beraber kapıya doğru gittik. Barış kapıyı açıp dışarı doğru bakındı. Yine görünürde kimse yoktu. Dışarı çıkıp biraz bekledi, etrafa bakındı.
"Umarım tahmin ettiğim şey değildir. Yakalarsam fena sikerim onu," dediğinde tedirgin olup koluna girdim.
"Gel hadi içeri, belki de biz yanlış duyduk," dedim onu sakinleştirmek için.
"Tabii, kesin yanlış duyduk biz. Hem de ikinciye," dedi, yine yüzü mahkeme duvarı gibi olmuştu. Barış gerilip sinirlendiğinde ben de acayip geriliyordum.
İçeri girdiğimizde ellerimi yavaşça kolundan çektim. Anlık bana bakıp sırıttı. Bu çocuğun ani ruh değişimleri şaka mı?
Beraber masayı topladıktan sonra mutfakta çay demliyordum. O da kolunu tezgaha dayamış, başımda durmuş beni seyrediyordu.
"Ee, hadi çay biraz demlensin, biz içeri geçelim," dedim. Kolunu hafif sıkarak yalandan acımış gibi kolunu tutup dudaklarını büzdüğünde gülmüştüm.
"Fena bir numaracısın sen var ya," diyerek salona doğru yürüdüm.
Arkamdan "Yo, yo acıdı," diye çocuk gibi söylenerek geliyordu.
Koltuğun köşesine oturduğunda bizimkiler futbol hakkında konuşuyordu. Sena'nın erkek çocuğu olması lazımmış gerçekten. Barış da yanıma oturup onların sohbetine katıldığında ben çok futboldan anlamadığım için dinlemeyi tercih ediyordum.
O sırada bahçeye doğru baktığımda bir gölge gördüm gibi oldu fakat ışık yansımasıdır diye pek umursamadım. Çok geçmeden bahçeye açılan kapının camları şangır şangır aşağı inince yerimden kalkarak çığlık attım...
---

