İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 11 · 10 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 11

11.Bölüm

°°°

Barış Alperin anlatımıyla;

Heyecan ve merakla telefonu açıp kulağıma dayadım. "Efendim kardeşim?"

"Barış'ım, hallettim senin işi. Elimde beş bilet var. Yarın sabah gel, al ikisini vereyim sana," dediğinde, bizimkilere doğru bakınıp aklıma gelen fikirle, "Beşini de alsam ben, olur mu?" dedim istekle.

"Olur kardeşim, sen iki tane istedin diye dedim ben öyle."

"Arkadan falan değil dimi biletler? Kendim de gideceğim, rahat takılabileceğimiz bir yer olsun," dedim.

O sırada Semih sessizce Kerem'e doğru, "Ne bileti, ne anlatıyor abi bu?" dediğinde, Kerem "Sus sus, bekle. Anlatır, çatlamazsın iki dakikada," dedi. Onlara bakıp dudaklarımı birbirine bastırarak güldüm.

Egemen, "Ayıp ediyorsun, biletler VIP kardeşim. Ne zaman hallederim dedim de halledemedim?" dedi ciddi bir sesle.

"Tamam kanka, teşekkür ederim valla, bu iyiliğini unutmam."

"Her zaman kardeşim. Ama sabah erken buluşalım. Akşam ya konser, biletler elinde olsun, bir aksilik çıkmasın," deyince, heyecanla "Tamam tamam, hadi sabah erkenden görüşürüz," dedim.

Telefonu kapattığımda Semih bana doğru bakıyordu. Göz kırparak, "Hadi yatın zıbarın, yarın konsere gidiyoruz," dedim.

Kerem güldü. "Biz de mi gidiyoruz?"

"Evet, elinde beş bilet vardı, hepsini aldım. Biraz eğleniriz," dedim gülerek.

Semih, anlamayan gözlerle, "Abi, ne diyorsunuz amk? Ne konseri, kim gidiyor?" dedi.

"Biz gidiyoruz abicim, sen, ben, Kerem, Esin, Sena," dedim göz kırparak.

Semih gülerek, "He, Sena da geliyor yani,gelirim ozaman " deyince Kerem ensesine bir tane geçirdi. "Şuna bak ya," dedi somurtup.

Semih kaşlarını çatıp, "Abi şu kafama vurma amk, mal ettiniz beni," deyince kahkaha attım. Kerem elini sus işareti yaparak ağzına götürüp Yunus'u gösterince oturduğum yerden kalktım.

"Hadi ben yatıyorum, erken kalkacağım. Siz de yatın, enerjinizi toplayın," dedim odadan çıkarken.

"İyi geceler abi,"

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Çalan alarmın sesi odayı doldururken gözlerimi açmadan yatakta biraz esnedim. Gözlerimi aralayıp telefonu elime alarak alarmı kapattım. Erken uyanmıştım; şirkete geçmeden önce dosyaları inceleyecektim.

Yataktan kalkıp banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp telefonumu alarak alt kata indim. Mutfakta kendime hızlıca bir kahve yaptıktan sonra bardağı alıp bahçedeki masaya bıraktım ve salona döndüm. Yemek masasının üzerinde duran dosyaları kucaklayıp tekrar bahçeye çıkıp oturdum.

Hafif esen rüzgar eşliğinde kahvemi yudumlarken bir yandan da en üstte duran dosyayı incelemeye başladım. İlk dosyayı okuyup imzaladıktan sonra yan bahçeden gelen sese doğru kafamı çevirdim.

Barış, hazırlanmış, bahçede telefonla konuşuyordu. Gergin bir tavırla telefondaki kişiye, "Tamam çıkıyorum birazdan, erken işte amk, daha ne kadar erken kalksaydım?" diyordu.

Yine kime söyleniyor dağ ayısı acaba diye düşünürken kafamı tekrar dosyaya çevirdim. Birkaç dakika sonra yandan gelen pişt pişt seslerine doğru bakındım. Sarmaşıklı telin üstünden gülerek bana bakıyordu.

"Günaydın, ne o, beni mi gözetliyorsun?" dedim gülümseyerek.

Kafasını hafif yana yatırıp yarım ağız güldü. "Ben seni niye gözetleyeyim ya? Gördüm, öyle komşuma selam vereyim dedim," dedi.

Sadece güldüm. Tam önündeki dosyaya dönerken, "Çok konuşkansın bugün de, valla bu kadar fazla konuşma, çenen ağrır," diyince gözlerine doğru bakıp "Ederin kadar," deyip göz kırptım.

Suratı düştü, sesli şekilde, "Ayıp ya, valla ayıp," diye söylenerek içeri girdi. Ardından kıkırdadım sanırım Barış'ı kızdırmak hoşuma gidiyordu.

**

Tüm dosyaları kontrol edip imzaladıktan sonra üst kata çıkıp üzerimi giyindim. Saat daha erken olduğu için Sena'yı uyandırmadan aşağı kata indim. Arabanın anahtarlarını alıp evden çıktım. Arabaya yaklaştığımda, ön camdaki sileceğe tutturulmuş bir kağıt gördüm. Hafifçe uzanıp sileceği tutup kaldırarak altındaki not kağıdını aldım. Etrafıma bakındım; Barış aracının içinde oturmuş bana doğru bakıyordu. Başta kağıdı onun bıraktığını düşünmüştüm, fakat üzerinde yazanları okurken yüzümdeki tebessüm hızla silindi. Kağıdı elimle buruşturup sinirle yere attım. Kendi kendime, 'Gerçekten bir gün kafam atıp birine zarar vereceğim, beni katil edecekler,' diye söylenirken arabaya binip çantamı yan koltuğa bıraktım. Kafamı kaldırdığımda, karşımda arabasının içinde oturmuş beni seyreden Barış'la göz göze geldim. Çatık kaşlarımın yerini yapmacık bir gülümseme aldı. Gaza basarak şirkete doğru yola çıktım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Söylene söylene içeri girerken, bugünde lafını soktuğu için arkamdan keyifle bakındığına emindim. Komşumuza selam verelim dedik, laf yedik, harika...

Evde herkes hala uyuduğu için sessizce üst kata çıkarak odamdaki yıkanacak kıyafetleri toparlayıp makineye attım. Ardından gözüme çok dağınık gelen odamı da üstünkörü düzelttim. Çekmeceden aldığım çorapları giyip aynanın önünde duran cüzdan, gözlük ve araba anahtarını alarak aşağı kata indim. Evden çıkıp araca geldiğimde kapıyı açıp sürücü koltuğuna oturdum. Telefonumu çıkarıp Kerem'e mesaj gönderdim.

"Keroş, ben biletleri almaya gidiyorum. İşim uzun sürmez, kahvaltıya bekleyin. Eksik bir şey olursa da uyanınca mesaj at, gelirken alırım."

Arabayı çalıştıracakken kafamı kaldırdığımda Esin'i gördüm, duraksadım ve ona bakmaya başladım. Aracının önündeki kağıdı alıp okuduğunda surat ifadesi değişmişti. Sinirle kağıdı buruşturup yere attığında kafasını kaldırmasıyla göz göze geldik. Bakışlarımı kaçırmadım. Aynı öfkeyle araca binip kendi kendine söylenmeye başladı. Aracını çalıştırıp hızla uzaklaştığında, aklım yere attığı kağıda takıldı.

Bir süre düşünüp araçtan indim. Kağıdın olduğu yere doğru ilerleyip hafifçe eğilerek yerden aldım. Arabama geri dönerken buruşmuş kağıdı düzelterek yazılan yazıya baktım.

"Beni neden engelledin bilmiyorum ama sana ayağını denk al dedikçe hep bir fazlasını yapıyorsun hayatım. Daha dün o adam yüzünden kavga ettiğimiz halde, dün gece geç saatte o adamın evinden çıkıyorsun. Beni kötü şeyler yapmak zorunda bırakma Esin."

- Emre

Bu da ne demek oluyordu?

Kağıtta yazanları birkaç kez tekrar tekrar okudum. Sevgilisi midir desem, Esin böyle üslupta biriyle beraber olacak biri değil. Kağıdı katlayıp cebime sıkıştırdım. Araca binerek biletleri almak için Egemen'in yanına doğru yola çıktım.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Arabadan indiğimde anahtarı görevliye verdim. Gökay'ın yardımcısı beni karşıladığında çok gergin olduğum için biraz kaba ve ciddi bir ses tonuyla "Arabanın arkasındaki dosyaları al, Gökay'ın odasına götür," diyerek asansöre doğru yürümeye devam ettim.

Asansöre binip odamın olduğu kata çıktığımda Gökay beni bekliyordu. Gülümseyerek "Sonunda ya, hoş geldin," dedi.

Aynı ciddi tavrımla "Hoş buldum, ya ne var ne yok?" dedim. Odamdan içeri girip çantamı masaya bıraktım. Uzun süredir oturmadığım koltuğuma oturup kafamı geriye doğru yaslayarak gözlerimi kapadım. Odaya girip kapının kapanma sesini duyunca gözlerimi açmadan "imzaladım dosyalar odanda" dedim

Yol boyunca Emre'ye söverek kendimi rahatlatmaya çalışsam da başarılı olamamıştım. Önceden sadece gelip boş boş konuşur, ortadan kaybolurdu. Şimdi evimin oraya kadar gelerek gözetleyip bir de üstüne hadsizce bir not bırakmaya cesaret ediyordu. Aşırı gergindim. Gökay'ın sorusu ile gözlerimi aralayıp ona baktım. "Kötü gözüküyorsun, neyin var?"

"Gereksiz insanlarla uğraşıyorum diyelim," dedim. "Yardım edebileceğim bir durum olursa biliyorsun, her zaman," dediğinde sadece tebessüm etmiştim.

"Bana bir kahve getirsinler, sonra senle şu departmanları gezelim, ne var ne yok, bayağıdır uğramadım. İşleyiş nasıl, memnun mu çalışanlar, bakalım," dedim.

Gökay kafasını sallayarak "Tabii efendim, kahveniz hemen geliyor," diyerek odadan çıktı.

Telefonumu elime alıp biraz kafamı dağıtmak için Instagram'da dolandım. Kahvem de geldikten sonra birkaç yudum içip biraz daha sakinleşmiştim.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Biletleri almıştım, eve geri dönüyordum. İçimde garip bir his vardı. Normalde birinin gönlünü almak için bu kadar uğraşacağımı söyleseler güler geçerdim. Ama şu an bunu yapıyordum ve garip bir şekilde bu durumla uğraşmak hoşuma gidiyordu. Kafamın içinde bu durumu çözüme kavuşturmaya çalışırken gözüm çalan telefonuma kaydı. Arayan Berkandı. Telefonu açıp sesi hoparlöre aldım.

"Kanka ne yapıyorsun ya, hadi bugün antrenman," dedi açar açmaz.

"Yoldayım Beko, eve dönüyorum ama bugün gelemem antrenman falan," dediğimde, "Neden ya?" diye mızmızlandı.

"Akşam konsere gidiyoruz, biz uzun mesele," dedim gülerek.

"Çabuk anlat, amk. Ne boklar yiyorsun sen?" dedi.

Anlatmazsam susmayacağını bildiğim için kısaca anlattım.

"Lan Barış, senin hayvanat bedenin içinde romantik bir herif yatıyormuş," deyip gülünce ben de söylediğine gülmüştüm.

"Bakalım artık işe yarayacak mı? Aldım biletleri falan, gidip kardeşiyle plan yapmam lazım, şaşırtacağım akşam onu," dedim. Berkan bir süre sustu, ardından bir anda "Barış, sen bu kızı tavlayamazsın, boşa uğraşıyorsun."

"Öyle bir niyetim yok zaten."

"Belli bayağı yok," deyip gülüyordu. Ardından konuşmaya devam etti, "Dost acı söyler kardeşim, bu kızdan sana yar olmaz, ben sana diyeyim, heveslenme yani."

"Ben istesem çok rahat tavlardım onu zaten Beko ama istemiyorum," dediğimde inatla, "Tavlayamazsın kanka, sen o kızı tavla altımdaki arabayı vereceğim sana. Herkes sana ölüp bitecek değil ya," dedi.

"Vermeyen?" dedim gülerek.

"Vermeyen en adi şerefsiz," dedi ciddi bir ses tonuyla.

"Yok amk, şaka falan yapıyoruz da kalkıp kimsenin duygularıyla oynayamam. Bunun için araba da sende kalsın kardeşim, ama benim öyle bir niyetim yok. Neyse, hadi eve vardım ben, işlerim var, konuşuruz sonra," dedim. "İyi, yarın antrenmana o zaman, unutma," deyip telefonu kapatmıştı.

Torpidodaki biletlerin ikisini alıp arabadan indim. Sena'nın uyanmış olmasını umarak zile bastım. Çok geçmeden Sena kapıyı açıp gülümsedi.

"Hoş geldin Barış abi."

"Hoş buldum Senacım, müsaitsen gelebilir miyim?" dediğimde, "Tabi gel," diyerek kapıyı sonuna kadar açtı.

İçeri girip salona doğru adımladım. Koltuğa oturduğumda meraklı gözlerle bana bakan Sena'ya göz kırparak cebimden biletleri çıkarıp uzattım.

Bir bana bir biletlerine bakarken kalkıp birden bana sarıldı, "İnanmıyorum, sen şaka yapıyorsun," deyip geri çekilirken, "Ablam var ya deliye dönecek deliye," diye de ekledi.

Gülerek ona baktım. "Biz de geliyoruz akşam," dediğimde, "Siz? Kerem abi ve sen mi? Ee çok iyi."

"Aynen, bir de Semih."

Yanaklarının kızarmasıyla gözlerini benden kaçırınca çaktırmadan güldüm. Bana doğru yeniden bakınca hemen gülmeyi kestim.

"Bak şimdi abi, sen bu biletleri al, bana numaranı ver. Madem sen aldın, ona da sen ver bileti. Ben onun haberi olmadan dışarı çıkmak istiyor gibi onu hazırlarım. Konser alanında haberi olur konsere gideceğinden, kapının önünde verirsin bileti," dedi gülerek.

"Emin misin? Beni boğmasın orada, bir de inat edip ben aldım diye içeri girmez falan," dedim. "Ya yok, bana güven. Akşam mutluluktan ağlayabilir bile, o kadar diyorum sana," dedi. "Ee, peki madem, sana güveniyorum."

Sena'ya numaramı verip Esin'in biletini geri alıp kendi evime geçtim.

**

Bizimkiler masayı hazırlamıştı. Hep beraber yemek yerken onlara Senayla yaptığımız planı da anlatmıştım.

Semih "Kız olsam sana fena düşerim abi" deyince, Kerem içtiği çayı az daha püskürtecekti.

"Bu çocuğun aniden verdiği tepkiler beni patlatıyor," dedi Kerem.

Semih elini saçlarına atıp düzeltirken "Komik çocuğum ya," dediğinde Kerem "Keşke yakışıklı da olsan" deyip ensesine vurdu.

"Sen benim kardeşime öyle diyorsun ama sanırım onu beğenen birileri var, yani ben öyle hissettim," dedim kaşlarımı oynatarak.

Semih öksürerek "Nasıl yani abim?" dedi, merakla bakıyordu.

"Sena adını duyunca bile kıpkırmızı oluyor falan, dün ne konuştun kızla da etkiledin," dedim sırıtıp.

O sırada Kerem bir daha ensesine vurup "O kızı üzersen senin ağzına sıçarım," dedi. Gören de Senanın öz abisi sanar.

"Abi, dur bir vurma ya, ortada bir şey yok," dedi bana dönerek. "Abi, sen de dur, karıştırma ortalığı, tokat manyağı yaptı beni sabahtan beri. Gelip geçerken yapıştırıyor," dedi.

Kerem masadan kalkıp koltuğa geçerken "Stres atıyorum, iyi geliyor. Barış, sen de dene," dedi.

Semih ellerini göğe doğru açarak içinden bir şeyler söyledi. Kerem "Bak, tokatlarım seni imana getirdi," deyince hepimiz gülmüştük.

Yemeği yedikten sonra hep beraber ortalığı toplayıp konser saatine ve Senadan haber gelene kadar playstation oynadık.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Çalışanları gezerek kontrol ettiğim sırada Sena'dan aldığım telefonla apar topar eve dönmüştüm. "Acil gel" deyip başka bir şey söylemediği ve telefonlarını açmadığı için yol boyunca aklımda bin tane senaryo kurup ölüp ölüp dirilmiştim.

Fakat eve geldiğimde hanımefendinin, beklemeden hızlı geleyim diye yalan attığını öğrendiğimde bir güzel ağzına sıçtım.

Şu anda da ne yapmaya çalıştığını anlamadığım bir şekilde bana zorla makyaj yapıyordu.

"Kızım, alt tarafı yemek yemeye çıkacağız, biz niye böyle süsleniyoruz?" dedim.

"Ya abla, kız günü işte, kafa dağıtalım, eğlenelim, güzel olalım," dedi.

"Ben senin kafanı bir dağıtırım şimdi, Sena," diye çıkıştım.

Rujumu da sürüp yanağımdan makas alıp, "Evet, bitti, hazırız, hadi çıkalım," dedi, arkasını dönüp odadan çıkarken.

"Çıkalım bakalım, bizi ne haltlar bekliyor," diye mırıldandım.

Evden çıkıp aracın başına gelince, illa ben kullanacağım diye tutturdu. Onun şoförlüğüne pek güvenmesem de hevesi kırılmasın diye anahtarı ona verip yolcu koltuğuna oturdum.

Sürücü koltuğuna oturduğunda bir süre telefonuyla uğraşıp aracı çalıştırıp yola çıktı.

Yirmi, yirmi beş dakika sonra ona dönerek, "Ya biz nereye gidiyoruz kızım?" dedim etrafa bakınırken.

"Az sabret be kadın," dedi gülerek.

**

Bu kız beni deli ediyordu. Beni alıp buraya getirdi. "Kızım ne yapacağız burada, bilet mi dileneceğiz kapının önünde?" dedim sinirden gülerek. "Ne yaptın, bilet almayı unuttum, ablam Harbiye kokusu mu alsın dedin?" diye ekledim.

Asla konuşmuyor ve sırıtarak kenara yaslanmış bekliyordu. "Sena, benimle dalga mı geçiyorsun? Ne kadar çok istediğimi bildiğin halde bu yaptığın ayıp değil mi?" dediğimde kaş göz yapıp arkamı gösterdi.

Sinirle gösterdiği yöne doğru dönerek, "Ne var ne?" diye bağırıyordum ki...

---

Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum ❤️

Bölüm sonu

7 yorum