İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 10 · 9 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 10

10.Bölüm

°°°

Barış Alperin anlatımıyla;

Bedenine sardığı havlusu ve ıslak saçlarıyla karşımda duruyordu. Yüzünde beni görmenin şaşkınlığı ve utancı okunuyordu. Gözlerimi ondan ayırmak istesem de bu mümkün değildi. İstemsizce gözlerim onu baştan aşağı süzerken aniden kafamı başka yöne çevirip önümde duran ağacın yapraklarını incelemeye başladım. Esin de şaşkınlığını atlatıp kapının arkasına doğru kaçmıştı.

"Kusura bakma, Sena anahtarını almadan gitti sandım," dedi zorla çıkan sesiyle.

"Asıl sen kusura bakma, yani ben sen gelmeyince konuşmak için gelmiştim. Gidiyim ben, sonra şey yaparım," dedim. Niyeyse heyecanlanmıştım.

Gitmek için arkamı dönüp bir adım attığımda aynı ses tonuyla, "Barış, bekle," dedi. Hâlâ ona bakmıyordum, olduğum yerde kaldım. "Kapıyı açık bırakıyorum, hemen girme ama ben odama çıkayım. Biraz bekledikten sonra girip salona geçebilirsin, hemen geleceğim," diyip kapıyı kapatmadan bırakıp gitmişti.

İçimde oluşan salak heyecanı durdurmaya çalışırken parmaklarımla oynuyordum. Daha sonra kapıya doğru dönüp elimle iterek hafif araladım. "İçeri giriyorum, gittin sanırım. Bak, içerideyim, sonra bana kızma," diye konuşarak içeri girmiştim. Kapıyı kapatarak salona doğru adımladım.

Salona geldiğimde koltuğa geçip oturdum. Gözlerim yanımda titreyen telefona kaydı. Ekranda "Gökay" yazıyordu. Ne yapacağımı bilemediğim için hiçbir şey yapmadım. Esin'in gelmesini bekliyordum. O sırada üzerine giydiği, rengarenk çiçek desenlerinin olduğu beyaz bir elbiseyle aşağıya inip bana doğru adımladı. Saçları hâlâ ıslaktı ve utanıyordu.

"Hoş geldin, tekrar kusura bakma," dedi. "Yo, sorun yok," dediğimde köşeye oturarak bana baktı. "Evet, dinliyorum seni. Neden gelmiştin?" dedi.

Oturuşumu dikleştirip biraz daha ona doğru döndüm. "Herkes yanda bir şeyler yiyecek, inat edip gelemiyorsun. Seni götürmeye gelmiştim ben," dedim gülümseyerek.

Yüzünde bir mimik bile oynamadan, "Davetin için teşekkür ederim ama gerek yok Barış," dedi.

"Bu inat biraz fazla değil mi?" diye sordum, artık bu duruma kızıyordum.

"İnat olduğunu nereden çıkardın? Doğru olanı yapıyorum. Seninle aynı ortamda bulunmak istemiyor olabilir miyim, inattan ziyade?"

"Sana asla laf geçiremeyeceğimi biliyordum aslında, ama şansımı denemek istemiştim. Daha fazla rahatsız etmeden kalkayım ben," dedim ayaklanırken. "Davetin için tekrar teşekkürler," dediğinde kafamı salladım.

Kapıya adımlayıp evden çıkarken, "Keyifli akşamlar," dediğinde sadece gülümsedim.

Eve doğru yürürken, onu kızdırıp kavga etmek yerine gönlümü alana kadar sabredebileceğimi düşünüyordum. Anahtarla kapıyı açıp içeri girdim. Salonda koyu bir sohbet vardı; Semih ve Sena'nın kahkahalarını duyuyordum. Kimseye gözükmeden mutfağa geçip üst raftan aldığım tabağın içine yaptığımız şeylerden koyarak tabağı alıp tekrar evden çıktım.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Günün yorgunluğunu atmak için duş alıp çıkmıştım. Havluyla saçlarımı kuruturken kapının çaldığını duydum. Sena'nın anahtarını almadığını düşünüp onun geldiğini sanarak aceleyle kapıya yönelmiştim. Kapıyı açtığımda, karşımdaki yüzün Barış'a ait olduğunu görünce bir an ne yapacağımı bilemedim. Gözlerim büyüdü, kalbim hızla atmaya başladı ve yüzüme anında bir sıcaklık yayıldı.

Barış, gözleriyle beni süzerken bir anlık şaşkınlık ve utançla kapının arkasına saklandım; aklıma başka bir şey gelmemişti. Bu anın yaşandığına inanamıyordum.

Beni evine davet etmek için gelmişti. Hâlâ inat ettiğimi düşünüyordu. Ama işittiğim sözlerden sonra onunla aynı ortamda olmayı doğru bulmuyorum. Kibarca teklifini reddettim. O da beni ikna etmek konusunda başarılı olamayacağını fark edince kalkıp eve dönmüştü. Ardından kapıyı kapatıp salona geçtim. Telefonumu elime aldığımda Gökay'ın aradığını fark ettim. Yarın zaten şirkete gideceğim için pek umursamadım. Telefonu yeniden bırakıp arkama yaslanmıştım ki kapının tekrar çalmasıyla ayaklandım.

Kapıyı açtığımda Barış, elinde tabak ile gülümseyerek bekliyordu. Önce elindeki tabağa baktım, daha sonra gözlerimi gözleriyle buluşturdum. "Bu ne, gün mü yapıyorsunuz siz Milli Takım olarak?" diyerek güldüm.

Yüzündeki gülümseme daha da büyürken, "Kerem'le beraber yaptık bunları. Madem gelmiyorsun, ben getireyim dedim, tadına bakarsın," deyince gözlerimi kısarak güldüm. "Siz kısır mı yaptınız?" dediğimde, tabağı bana doğru uzatarak "Kısırı beraber, böreği de ben yaptım," dedi.

"Futbolda yetenekli olduğun kadar mutfakta da yetenekli misin?" diye sorumu yöneltince sinsice gülümseyip, "Yetenekli olmadığım yer yok diyeyim, sen anla," deyip göz kırptı Ukala.

Benim fesat düşüncelerim ortama girince gözlerimi kaçırdım. "Teşekkür ederim, elinize sağlık o zaman," dedim. Konu değişsin istiyordum.

"Hadi afiyet olsun, beni bekliyorlar, kızmasınlar," diyerek arkasını dönüp giderken elimdeki tabağa bakıp sırıttım.

Tabağı alıp doğru mutfağa geçtim. Çekmeceden bir çatal alarak sandalyeye oturdum. Önce böreğin, sonra kısırın tadına baktım. Şaşkındım; beklediğimin çok daha üstünde, gayet lezzetliydi. Bu ikilinin mutfakta becerikli olabileceğini düşünmezdim.

Gündüz de çok bir şey yemediğim için acıkmıştım. Tabağımdakileri yedikten sonra içten içe yan tarafta neler olduğunu merak ediyordum. Sanırım oraya gitmek istediğim için kısırı bahane olarak kullanacaktım. Tabağımı ve anahtarı alıp kapının önündeki aynada kendime bakınıp evden çıktım.

Yan bahçeye geçtiğimde kapıyı çalarken içeriden gelen kahkaha seslerini duymanız lazımdı.

Bir süre bekledikten sonra Barış, hâlâ kahkahayla gülmeye devam ederek kapıyı açtı. Beni karşısında görünce şaşırdı tabii. Öylece beklediği için yaklaşarak, "Müsaade var mı?" diye sordum. Sıcak bir gülümsemeyle kenara çekilip kapıyı iyice açtı. İçeri girerken, "Affettin mi?" diye sorduğumda boş tabağımı gösterip, "Hayır, Kerem'in harika kısırını tebrik etmeye ve varsa biraz daha yemeye geldim. Sen hiç heveslenme," deyince yarım ağız gülerek, "Neyse, buna da şükür, gel hadi," demişti.

İçeri doğru yürürken uzanarak elimdeki tabağı aldı. "Sen geç, ben sana kısır getireyim," dediğinde gülerek kafamı salladım.

Salona girdiğimde bir anda tüm gözler Semih ve Sena hariç bana dönmüştü. Aşırı utanmıştım. Kerem yerinden kalkarak, "Gelmedin diye üzülmüştüm," dedikten sonra yerini bana bırakıp, "Geç otur," dedi.

"Aslında gelmeyecektim ama yaptığın kısır yüzünden kendimi burada buldum. Ne kadar lezzetli olmuş," dediğimde, gülerek yüzündeki gururla, "Ee, yapıyoruz bir şeyler," dedi. Herkesle selamlaşıp koltuğa oturdum. Sena'ya bakındım, dünya umurunda değil, Semih'le sohbet ediyordu. Ben onlara bakarken Semih'le göz göze geldiğimizde, "Aa, Barış abinin korkulu rüyası gelmiş," diye mırıldandı. Gözlerimi kısarak baktım. Sena hafifçe Semih'in koluna vurduğunda, Barış elindeki tabakla içeri girdi. Tabağı bana doğru vermek için hafif eğilince, fısıldayarak, "Korkulu rüyanım demek," deyip sesimi yükselterek, "Teşekkür ederim," diye ekledim. Barış anlamadığı için yüzüme boş boş bakarken, Yunus, "Barış, otursana, kazık gibi dikildin ortada," deyince, arkadaki sandalyeye oturmuştu.

**

Daha önce hiç bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Hakan Abi o kadar komikti ki yanaklarım ağrımıştı. Kamplarda yaşadıkları komik olayları anlatıp durdular tüm gece. Barış'ın huysuzluklarından bahsedildiği sırada yine haklı çıkmak için car car konuşuyordu. Her pozisyonda pas isteyip atılmadı diye maç sonu trip attığını iddia ettiklerinde, "Allah kuru iftiradan korusun," diye mırıldandı.

Hakan Abi gülerek, "Tabii, dağ ayısı, sen hep haklısın zaten," diyerek gülüp bana baktı. Yan gözle önce Hakan Abi'ye bakındım; gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum. Sonra gözlerimi Barış'a çevirdiğimde o da bana bakıyordu. Bir süre bakıştık, ardından Barış'ın bir anda kahkaha atmasıyla ben de kendimi tutamadım. "Ben onu artık dağ ayım diye sevdiğim için herkesin diline dolandı," dedi Kerem masum masum gülerek. Hâlâ kahkahalarla gülmeye devam ederken, "Sorun yok, yakışıyor ona," diyebildim.

--

Kendi tabağımı ve Kerem'in önündeki boş tabakları alarak mutfağa doğru yürüyordum. "Zahmet etme, ben götürürüm," diyen Barış'a dönüp, "Sıkıntı yok," dedim.

Elimdekileri tezgaha bırakıp bardak aramaya başladığımda köşedeki dolabı açtım. Boyum bardaklara yetişmeyince söylenmeye başladım.

"Kendi gibi dağ ayısı sanki herkes, ta tepeye koymuş. Nasıl alayım ben bunu?"

O sırada arkadan, "Kulaklarım çınladı," diyerek gülünce irkildim. "Tamam, sakin ol, benim," demişti.

Adamın evinde adama posta koyarak, "Ne geliyorsun öyle sessizce, korktum," dedim. Sırıtıyordu. "Tamam, bir daha evimde bir yerden bir yere giderken sizden izin isterim hanımefendi," dedi.

Somurtarak, "Hiç komik değilsin, gülme. Onu kastetmediğimi sen de biliyorsun," dedim.

O sırada dibime girerek dolaptan bardağı alıp bana uzattı. Çok güzel kokuyordu, anlık olarak gözlerim kapandı.

Daha sonra kendimi toparlayıp, "Dolapta su var mı?" diye sordum. Dolabın kapağını açarak suyu alıp bana uzattı. "Teşekkür ederim," dedikten sonra suyu bardağıma doldurup tezgaha yaslandım. Yudum yudum sudan içerken, birden "Kabul et sen de benimle vakit geçirmekten hoşlandın, eğleniyorsun ve uzun süredir bana kızmadın. " dedi.

Ters ters ona bakarak, "Ne münasebet," dedim, bardakta kalan suyu dikleyip.

"Aman sakın kabul etme, bir yerin eksilir," dedi, benim gibi somurtarak. Bardağı tezgaha bırakıp yanından geçerken, "Çok çabuk havaya giriyorsun. Bu akşamlık bir şey, seni affetmedim, affetmeye de niyetim yok," diyerek salona doğru yürüdüm. Arkamdan, "İnadına tüküreyim," diye bağırdı. Sadece tebessüm etmiştim.

--

Bir süre daha sohbet muhabbet devam etti. Telefonumun ekranını açıp saate baktım. Bayağı geç olmuştu. "Hadi kalkalım artık," diye Sena'ya döndüğümde, kafası Semih'in omzunda uyuyordu. Semih de onu izlerken, utanmış bir şekilde bana bakıp açıklama yapmaya çabalıyordu. "Şey abla, sizi dinlerken bir anda kafası omzuma düşünce baktım uyukluyor, uyandırmaya kıyamadım, yazık yani," dedi bakışlarını yere çevirip. Kerem ve Barış arkada kıkırdarken bir anda onlara dönerek kaş göz yaptım. Semih'e bakarak Sena'ya yaklaştım. "Tamam canım, açıklamaya gerek yok ki, iyi yapmışsın," dedim. Zaten kıpkırmızı olmuştu çocuk.

Sena'nın yanına doğru hafifçe eğilip saçlarını severek seslendim. Gözlerini hafifçe araladığında, "Hadi ablacım, gel, gir koluma, evimize gidiyoruz."

Bir süre öylece bakındı. Ağır hareketlerle oturduğu yerden kalkıp koluma girdi ve kafasını omzuma koydu. Biz ayaklanınca Hakan Abi de gitmek için kalktı. Sena, kısık ve masum bir ses tonuyla, "Çok güzel bir akşamdı. Sizi çok seviyorum, davet ettiğin için teşekkür ederim, Kerem Abi," diyince Kerem tebessümle, "Ne demek canım benim, seni mutlu edebildiysek ne mutlu bize" diyince Semih, "Evet, ne mutlu bize," diye lafa atladı.

Barış gülerek önce Semih'in saçlarını karıştırıp, "Öyle mi olmuş?" diye mırıldanırken, omzuna kolunu atıp kendine çekerek sarıldı. Ben onlara bakıp kıkırdarken Sena ayakta uyuyordu.

Herkesle vedalaşıp Kerem ve Barış'a teşekkür edip Sena'yı kolumda sürükleyerek eve geçtim. Üst kata çıkıp Sena'nın üzerine pijamalarını giydirip yatağına yatırdım. Saçlarından öperek odasından çıkıp kendi odama geçtim. Bugün gülmekten yorulmuştum ve ilk kez Barış'la atışmadan sohbet edebilmiştik.

Göz kapaklarım artık kendiliğinden kapanıyordu. Hemen yatağa girip huzurlu bir uykuya daldım.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Hakan abi ve kızlar gittikten sonra, elimde çarşaf ve yastıklarla salona geldim. Yastıkları Semih'e doğru fırlatıp "Kalk, yap lan yataklarınızı," deyince isyan etmeye başladı. "Küçüğüz diye bu kadar ezilir mi ya? Misafirim ben, çalıştırılıyorum," dedi, dudak büzüp.

Kerem, oturduğu yerden üstüne atlayıp "Küçükmüş, Sena'yla konuşurken öyle değildi ama," dedi bana kaş göz yapıp.

"Omzunda uyumuş, kıyamamış," dedim sırıtarak.

Yunus bana bakarak, "Semihime yükleniliyor da, bu adam bu akşam iyi oynadı maçı," dedi, kaşlarını aşağı yukarı oynatıp,oturduğu yerden kalkıp çarşafı koltuğa sererken.

Bana laf gelince sırıtmaya başlayan Semih'e pis pis bakarak, "Kaşınma bak," dedim.

Oturduğu yerden kalkıp yatağını yapmaya çalışırken, "Benim bir suçum yok, ben yatak yapıyorum," diye mırıldandı.

Kerem tekli koltuğa otururken, "Barış, oraya gittin ya, ne oldu? Affettiği için geldi değil mi? Kısır falan dedi de, yer miyim ben bunu?" dedi gülerek. Kısa süreliğine kapıda onu gördüğüm an aklıma gelmişti sırıttım ardından kaşlarımı kaldırıp, "Hayır, affetmemiş. Buraya gelince, 'Sen hiç heveslenme, dedi bana."

Yunus kahkaha atarak hazırladığı yere uzanırken, Semih, "Karadeniz damarı bu, nerede görsem tanırım," demişti.

Sandalyeye oturup bir süre telefonuma bakındım. Yunus çoktan uyukluyordu. Kerem de Semih'le uğraşıyordu. Telefonu koltuğa bırakıp içecek bir şeyler almak için mutfağa geçtim. Dolabı açıp raftan maden suyunu alırken, Kerem, "Telefonun çalıyor," diye bağırdı.

Koşturarak salona dönüp telefonu aldım. Arayan ismi görünce gülümsedim.

---

Bölüm sonu

8 yorum