Patenlerim soğuk buz piste değdiğinde her şeyi geride bırakmıştım. Koskoca pistte tek başıma, insanların uzun vakitler geçirmesini sağlayacak telif hakkı dahi olmayan müzikle kendimi buzun üzerinde serbest bıraktığımda omuzlarımdaki ağırlıkların hepsini pistin gerisinde bırakmıştım. Buzun üzerinde sadece ben ve patenlerim buzu keserken çıkardığı sesler vardı. Üniversitenin ilk yılında, sınıftan çok yakın ve belki de grubumdaki Mery ve Kedicik dışındaki tek arkadaşım Kaan ile gelmiştik. Kibar bir çocuktu, birlikte zaman geçirir ve pratik yapardık. Notlarımızı paylaşır, notalarımı eleştirir ve birbirimize birçok konuda destek olurduk. Çocukluk yıllarında buz pateniyle çok ilgilendiği için vücudu zarif ve kıvraktı ancak yaşadığı kazadan sonra bir daha pistlere yarışmak için geri dönememiş ve o da kendini burada bulmuştu.
İlk kez kaydığımda ne kadar beceriksizsem Kaan o kadar profesyoneldi ki sadece bir haftada bana nasıl kaymam gerektiğini öğretmişti. Onunla günler, haftalar birbirini kovalarken pistin üzerinde olmak artık bana ilaç gibi gelmeye başlamıştı. Şarkı sözlerinde çıkmaza girdiğimde yahut yorulduğumda kendimi piste atıyor, içimden şarkılarımı ve notalarımı mırıldanarak pistin üzerinde kayıyordum.
İyileştiriciydi.
Ne zaman ki Kaan'ı motosikletiyle yaptığı kazada kaybetmiştim, işte o zaman benim için pistler iyileştirici olmaktan çıkmıştı. Ne zaman ayağımı piste değdirsem aklıma hep o gelirdi. Ne zaman motorlu biri trafikte yanımdan geçse, tanıklık etmediğim kazanın detaylarını hayal ederek onun ölümüne üzülür hale gelmiştim. Eğer yaşasaydı, kalan hayatımda bana destek olacak tek kişi olurdu. Apollo'nun yerine o grubumda olurdu ve... En azından beni savunacak, bana destek olacak birine ihtiyaç duymazdım. Bu kişi o olurdu.
Belki işler bu kadar kötü olmazdı.
Pistin sınırlarında attığım turu tamamlamak üzereyken girişte, dirseklerini bariyerlere dayamış beni izleyen Siraç'ı gördüğümde bacaklarımı kendime çekerek doğruldum ve yavaşlayarak ona doğru kaydım.
"Kötü yaptığın bir şey var mı?" diye sorduğunda arkamadaki piste baktım.
Hemen yanında, sırtımı bariyerlere yaslayıp dirseklerimi üzerine koyarken "Sağlıklı karar vermek," dediğimde başını geriye atarak kahkaha attı.
Yumruğunu bana uzatırken "Tam üzerine bastın," dedi ve yumruğuna yumruğumu vurdum. Yeniden dirseklerine yaslanırken "Seni ilk gördüğümde savaşçı olduğunu düşünmüştüm," dedi.
Ona doğru döndüm ve ellerimle bariyerlere tutunarak esnerken "Değil miyim?" diye sordum. Oysa ben kendimi savaşçı olarak düşünüyordum.
"Narin bir kelebeksin," dediğinde ona alayla gülümsedim ancak sözlerinin arkasında dururcasına ciddi bakıyordu. Yeşil gözlerini bir an olsun gözlerimden çekmeden bakarken içime sıcacık aktığını hissediyordum. Her haliyle beni doldurduğunu, içimde eksik kalan yanları tamamladığını hissediyordum.
Başımı omzuma doğru yatırırken "Kelebekler de öldürür," dedim.
"Ben henüz o türe rastlamadım," derken kendimi bariyerlere doğru çekmiş, dirseklerime yaslanarak Siraç'a kaşlarımı kaldırmış bakıyordum.
"Eumaeus," dedim ve hemen arkasından "Sikad bitkisini yedikten sonra sanırım, yani yanlış hatırlamıyorsam protein oranıyla alakalı bir şey yüzünden zehirli hale geliyorlar. Bir albüm kapağı için kullanmıştık, oradan aklımda kalmış," dediğimde gülümsemesi genişledi.
Bir gözünü kısarak "Hale," dediğinde ona kaşlarımı kaldırarak baktım "Yanlış mı hatırlıyorum?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım .
"Hayır, doğru. Çok doğru. Sadece biliyor olmana şaşırdım,"
"Seni araştırdığımı söylemiştim,"
"Dinlediğini söylemedin,"
Boğazını temizledi "Kara kara geceler/ Saklıyor heceler/ Ruhumun içine," diye sözleri mırıldanırken ona suratımı buruşturdum.
"Sesin... Beklediğimden daha kötü," dediğimde ikimiz de gülüştük. Ellerimi bariyerlere vurarak davul ritmini yakaladım ve sessizleştim. Sekiz saniye içimden geriye sayarken Siraç parmaklarını teker teker kaldırarak benimle sayıyordu "Sandıklardan köşkler, aaahh, saklıyor içinde ölü hayaller," diye devam ettiğimde gülümsedi ancak sözler, içime ağırlık gibi çöküyordu. Bana, grubumla yaptığım her şeyin, tüm kahkahaların, heyecanların ve heveslerin yalan olduğunu hatırlatıyordu.
Sıkıca bariyerlere tutunmuş geriye geriye doğru esnerken Siraç tam karşıma geçti, nefes kesiciydi. Gözlerimi kaçırdım, bileklerinden başlayan dövmesi tişörtünün altında bulmuştum kendimi. Bileğine dolanan yılan, etrafını çevreleyen kuşlar görünüyordu sadece. Silkelendim ve bariyere karnımı yaslarken işaret parmağımın ucuyla bileğine denk gelen yılanın başına dokundum. Tam olarak yılanın başı ile gövdesinin birleştiği o nokta bileğine denk geliyordu, yılanın başının bir kısmı avcunun kaba etine denk geldiği için kollarındaki kadar taze durmuyordu.
"Yasak değil mi?" diye sordum.
Kolundaki dövmeye baktı "Saklayabildiğin sürece sonradan yaptırdığın dövmenin bir hükmü yok," dediğinde başımı usulca salladım.
Parmaklarımı sıcak teninden ayırırken "Bir anlamı var mı?" diye sordum.
İç geçirdi, sol tarafıyla bariyere yaslandı ve sağ kolundaki tişörtü kaldırdı "Bu ağaç orduyu temsil ediyor," dedi, kuru ama güçlü dalları olan ağacı gösterirken. Tişörtünün yakasını biraz daha indirdiğinde göğsündeki yıldızı gördüm "Bu ay yıldızı açıklamama gerek yok herhalde," dediğinde gülümsemesine eşlik ettim.
Kuyruğu ağacın içinde kaybolan, derisindeki her pul özenle işlenmiş yılanı gösterdim "Peki ya bu?" diye sordum.
"Düşmanım," dedi ve kolunu çevirerek her bir kuşu özenle gösterdi "Bunlar da şehit olan arkadaşlarım, askerlerim," dediğinde bileğine dokundum. Uzun tırnaklarım yılanın boğazında dolaşıyordu "Ya ölürsün ya öldürürsün," dediğinde yüzüne baktım.
"Ölümü göze alacak kadar mı nefret ediyorsun?" diye sordum dirseklerimi bariyere yaslarken.
Ellerini, dirseklerimin iki yanından bariyere yasladığında yüzlerimiz arasında bir karıştan daha az mesafe vardı "O kadar çok nefret ediyorum," dediğinde onun için bir tepki veremiyordum. Patenlerimi biraz daha sürterek bariyerlere yaklaştığımda artık yüzlerimiz arasında boy mesafesinden başka bir şey kalmamıştı. Sıcak nefesini yüzümde hissedebiliyor, teninden yayılan su ve sandal ağacı, vanilya kokusunu alabiliyordum.
"Gidelim" dediğinde başımı sallayarak onayladım ancak ne o hareket ediyordu yerinden ne de ben. Dudakları mayhoş bir gülümsemeyle kıvrıldığında ona eşlik ettim ve kendimi geri çekerek pistin çıkışına kaydım.