Ali, yapısı gereği her zaman sakin kalan ve alttan alan taraf olmuştu. Kırmayan, kırılmayan ve Siraç'ı beni anlatırken tarif ettiği gibi ne zaman dönsem orada beni bekleyecek olan biriydi. Onunla ilişkimi basit tutmaya çalışsam da arkadaş olarak geçirdiğimiz bir yıllık o süre ve hemen arkasından başladığımız iki ay kadar süren o kısa ilişkimizde kendimi hiç olmadığım kadar ona açmaya çalışmamıştım. Sadece istediğim biraz kafa dağıtmak ve iyi bir PR olacak bir ilişki yapmaktı. Lakin onunlayken cinsel tabularımın farkına varmıştım. Birinden etkilenmek benim için kolay değildi ya da arzuyla dolup taşmak ama Ali gençti. Aramızda dağlar kadar yaş farkı olmasa da takıldığı ortamları biliyordum ve her açıdan benim için uzatılmış bir el, kuyuya atılmış bir halat gibiydi.
Toplamda iki kez birlikte olmuştuk. Ondan yana hiçbir problem yaşamamıştım. Kibar, sevimli ve her zaman anlayışlıydı. Problem bendim. Ne yapacağını, nasıl davranacağını kestiremeyen yahut hissetmesi gereken duyguların ne olduğunu bilmeyen hep bendim. Sevginin ne işe yaradığını bilmezdim. Kalbimi çarptıracak mı ısıtacak mı ya da bambaşka hissetirecek bir şey miydi bilmiyordum. Sadece, sevginin ne demek olduğunu öğrenmek istemiş ve bu yüzden Ali'ye sığınmıştım. Sonuç tam bir hüsrandı.
Ali'den sonra hayatıma devam ettiğim süre boyunca defalarca kez bir başkasıyla birlikte olmayı denemiştim ancak hepsi Ali ile kıyasladığımda ya birkaç gündür tanıdığım ya da birkaç saattir bildiğim insanlardı. Elleri, tenime dokundukça midemi bulandırıyorlardı.
Çocukluğunda taciz yaşamamıştım ama ne zaman biriyle birlikte olmaya kalkışsam annemin suratı gözlerimin ardında belirir, bana hakaretler eder ve yerin dibine sokardı. Hiçbir şey olmasa da bana yargılayarak bakardı.
Elimde kahvelerle mutfaktan döndüğümde iyice gevşemiş ve yorgunluğunu atmış gibi görünüyordu. Geldiğimizden bu yana soluklanacak ve dışardan bir şeyler yiyecek kadar vaktimiz olmuştu ancak on beş katı, sırtında tahminen doksan kilolarda bir adamı taşıyarak çıkmak onu zorlamıştı. Kimi olsa zorlardı.
Kahvesini uzanıp yanına otururken "Teşekkür ederim," diye mırıldandı. Üzerimi değiştirmiş, makyajımı çıkarmıştım. Geriye sadece duş almak kalıyordu ve elimden geldiğince onu, Ali gittikten sonraya ertelemek istiyordum.
Kahvesinden bir yudum alıp sehpanın üzerine koydu ve koltukta bana dönerek bir bacağını diğerinin altına sıkıştırdı. Gözleri yüzümde gezerken bir şeyler söyleyecek gibi dudakları aralıktı ve ara ara daha da aralanıyor ve tekrar boşluğu kapatıyordu.
"Söyle," dedim kahvemi yudumlamadan önce.
Kahvemi üfledim ve ilk yudumu alırken "Benim mevcut bir ilişkim var," dediğinde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissediyordum. Yeniden mi reddedilecektim. Kimsesiz mi kalacaktım? Yalnız mı bırakacaktı beni?
Uzanıp ellerini dizlerimin üzerine koyduğunda kahvemi sehpanın üzerine bıraktım. Temas ediyorsa, söyleyecekleri şeyin devamı olmalıydı. Tıpkı onun gibi bir bacağımı diğerinin altına katlayarak ona döndüm "Bunu neden şimdi söylüyorsun?" diye sorduğumda gök mavisi gözlerini kaçırdı. Dün gece beni koşa koşa yatak odasına taşırken neden söylemedi!
"Bilmeni istedim. Seni gördüğüm andan bu yana bunu düşünüyorum ve senin de bana bir adım atman, kararlarımın belirsizleşmesine sebep oldu," dediğinde ona sadece gülümsedim. Gözlerini gözlerime diktiğinde, beni tercih edeceğini biliyordum. Ben Gazel'dim o Ali ve her zaman, ne olursa olsun bana dönerdi. İlişkimizi bitirdiğimizde bile her zaman aynı ortamlara girmiş, tümüyle hayatıma şahitlik etmişti. Beni kollamaya çalışmıştı. O her zaman oradaydı. Benimle. Arkadaşça bitirdiğimiz bir ilişkiydi.
"Sadece... Kafamda bazı soru işaretleri var, sorduğum sorular karşısında bana dürüst olmanı istiyorum," dediğinde sırtım gerilmişti.
"Yeniden doğruluk mu cesaretlik mi oynuyoruz?" diye sordum alayla.
"Belki," diye mırıldandı gülüşüme eşlik ederken.
Ellerimi dizlerimin üzerine koydum "Tamam, sor bakalım," dediğimde gülümsemesi soldu. Ona dürüst olacağıma yemin edemezdi, sorularının ne olacağını ya da ne hakkında olacağını bilmiyordum.
"Bu adamdan hoşlanıyor musun?" diye sorarken başparmağı yatak odamın diğer tarafındaki daireyi kastediyordu.
Güldüm "Hayır," dedim.
"Ama çok yakınsınız," dediğinde ona gözlerimi devirerek güldüm.
"Evet, iyi görünüyor ve birbirimize sıklıkla asılıyoruz, bu kısmı kabul ediyorum ama açıkçası güzel görünüşü dışında pek sevilesi bir insan değil. Sıkı fıkı olmaya mecbur kaldık, neredeyse bir aydır tek konuştuğum ve vakit geçirdiğim insan o," dediğimde ikna olmuş gibi görünüyordu. Elbette ikna olacaktı çünkü doğru söylüyordum. Doğru ama eksik.
"Peki neden? Neden onunla bu kadar çok vakit geçiriyorsun?" diye sorduğunda daha önce ona bunu anlatıp anlatmadığımı hatırlamaya çalıştım ancak bir önemi yoktu, eğer beni deniyorsa da yeniden aynı şeyleri anlatacaktım. Aslında, onu şimdi evden kovabilirdim ancak bu kez istemiyordum. Bu kez biri için emek göstermek ve karşılığının nasıl olacağını bilmek istiyordum.
"Asansörümüz yok, biliyorsun. Siraç'ın da maddi durumu iyi değil, ailesinden destek almadan sadece gazi maaşıyla idare ediyor. Şimdi hayırsever falan olduğumu düşünme, alkollüyken evine biraz hasar verdim," dediğimde kaşları çatılmıştı "Pahalı bir ses sistemini parçaladım," diye eklediğimde hala onun için bir şey ifade etmediğine emindim, onun için pahalı denilen bir şey yoktu "Cumhurbaşkanı tarafından hediye edilen bir KEF ses sistemi," dediğimde taşlar ufak ufak yerine oturmuştu "Neyse, benden para istemedi ancak suskunluğu karşılığında benden onu fizik tedaviye götürüp ona yardımcı olmamı istedi," dediğinde hala yeterli gelmiyordu ve sorgulamaya devam edecekti.
"Neden hemşire tutmuyor? KEF ses sistemi hediye eden devlet bunu nasıl görmezden gelsin?"
"Mahalleyi görüyorsun, çok sık hemşire değiştirmiş son bir yılda. Her neyse, sonuç olarak çenesini kapalı tutması karşılığında onun için çalışıyorum, bu bir yandan işime geldi. En azından kafam dağılıyor," dediğimde uzanıp yanağıma dokundu.
"Eğer yeniden bir ilişkiye başlayacaksak, seni burada bırakmayacağımı biliyorsun, değil mi?" dediğinde ona gülümsedim.
"Benim bunu kabul etmeyeceğimi de biliyorsun," diye ekledim.
Ayağa kalkarken "İşte bu yüzden seninle savaşabilirim," dedi ve elimden tutarak beni de ayağa kaldırdı "Bu gece, seninle uyuyabilir miyim?" diye sorduğunda onu reddetmedim, küçük bir çocuk kadar sevimli görünüyordu. Bu onun için aldatmak oluyor muydu? Şu ana kadar yaptığımız her şey aldatmak oluyordu.
"Evet, elbette," dedim ve birlikte yatak odasına yürüdük. Üzerindeki kıyafetlerle yatağa girmeye hazırlanırken "Bu şekilde olmayacak, değil mi?" diye homurdandım kıyafetlerini işaret ederek.
"Utanmazsan çıkarırım," dediğinde gözlerimi devirdim.
Yorganın altına girerken "Yabancı olduğum bir manzara değil," dedim.
"Dans ederek çıkarmamı ister misin?" diye sorduğunda kıkırdadım. Üzerindeki beyaz tişörtü çıkarıp havada sallarken mimikleri beni güldürüyordu. O her zaman beni güldürürdü, buna ihtiyacım olduğunu düşünmediğim anlarda, ilişkimizin türü ne olursa olsun beni güldürürdü.. Tişörtünü ve pantolonunu pencerenin kenarındaki koltuğa alelade bırakıp yatağa girdiğinde ona kollarımı açtım. Bazen onu bebeğim yerine koyardım ve şimdi de ona aynısını yaparak kollarımı açtığımda kolumun üstüne yattı. Ellerini belime dolarken parmakları karnımın kenarlarından gıdıkladığında kollarının arasında kıkırdayarak iki büklüm oldum.
Tek tiki olan insan Siraç değildi.
Kollarının arasından sıyrılmaya çalışırken "Seni çok özlemişim," dedi.
Ellerini kenara ittim ve onu yeniden kucağıma çektiğimde "Bugün böyle şeyler söylemeni istemiyorum, düşünmeni ve senin için en iyi kararı vermen gerekiyor," dedim ve başının tepesini, altın sarısı saçlarının arasından öptüm.
Yorgunluktan çabucak uykuya dalmıştım ancak akşam üzeri uyuduğum gece yarısını biraz geçerken annemin yargılayan bakışlarıyla sıçrayarak uyanmıştım. Ali, eli yanağımda yatağın büyük bir çoğunluğunu kaplayarak yatıyordu, üzerine kadar örtüyü çektim ve yatak odasının kapısını kapatıp salona yürüdüm. Hemen, yeniden uyuyamayacağımı biliyordum bu yüzden kendime bir kase çikolatalı mısır gevreği yapıp televizyonun başına geçerek yemeye başladım. Annemle ya da babamla ilgili rüya görmeyeli çok uzun zaman olmuştu, yeniden zombi gibi bu kabusların hortlaması kapıda bekleyen arksiyetemin içeri gitmek için çabaladığının göstergesiydi.
Ali'nin telefonuna sık sık bildirimler düştüğü için sürekli ekranı parlıyordu. Twitter'da neler olduğunu merak ediyordum. Uzanıp telefonunu aldım ancak şifre vardı ve tüm bildirimleri gizliydi. Doğum tarihini, kısa şifrelerinin hepsini denesem de kendi kendini kilitlediği için devam edemiyordum. Telefonun bildirim ışığı parladıkça daha fazla merak içindeydim. Tüm dikkatimi televizyona vermek istesem de bu artık mümkün değildi. İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyorlardı? Ağabeyim bir şey yapmış mıydı? Hala benim arkamda duruyorlar mıydı? Kafam, endişelerle dolup taşıyordu. Hevesle iyimser kalmaya çalışıyordum ancak bir kez boşluğa düşüp hayranlarım tarafından terk edildikten sonra yeniden aynı güven hissiyle yaklaşamıyordum.
Siraç bu saatlerde uyanık olmalıydı. Hem hesabım onda açıktı, kolaylıkla girip hakkımda neler yazdıklarına bakabilirdim. Gitmeye yüzüm var mıydı? Elbette vardı. O beni avcuna aldığını düşünerek en büyük hatayı yapmıştı, utanması ya da çekinmesi gereken ben değildim. Benim payıma düşen tarafları sonuna kadar reddediyordum. Aramızda bir anlaşma vardı ve birbirimize katlanmak zorundaydık.
Hem evine elimi kolumu sallayarak girmekle kendini Ali'ye on dört kat çıkarmasının bir karşılığı olarak düşünebilirdi.
Kendi evimin ve Siraç'ın evinin birlikte olduğu anahtarlığı alarak sessizce daireden çıktım ve parmak uçlarımda dairesinin kapısında belirdim. Usulca anahtarını yuvasına takıp terliklerimi girişte çıkardım. Evim tüm ışıkları kapalıydı ve sessizlik hakimdi. Ses çıkarmamaya özen göstererek yatak odasına yürüğümde dışarıdan vuran cılız ışıkta yatakta, sırtüstü uyuduğunu görebiliyordum. Bir an için o uyurken gizli gizli girme konusunda tereddüt etsem de sonuçta sadece biraz Twitter'a bakıp gidecektim, yeterince sessiz olursam onun komando sezgilerine yakalanmadan bile çıkabilirdim.
Parmaklarımla başucundaki şifonyeri yoklarken yatağında, yüzüstü duran telefonunun ışığını gördüm. Telefonu almak için uzanırken Siraç'ın kolları belime doladı ve beni yatakta altına aldı "Sonunda geldin," dediğinde ona gülmek istedim ancak bu hiç de hoş olmayacak bir pozisyonda, kasıkları bana baskı yapıyordu.
Altından çıkmak için çırpınırken beklediği insanın ben olmadığıma emindim, evet, benim olduğumu bilseydi yine "Sonunda geldin," derdi ancak bu sabahtan sonra bana kasıklarını yaslayacak bir adam değildi. Yatakta debelenirken kolunu belimden sardı ve beni yatağa sabitlerken "Hemen role girmişsin bakıyorum," diye mırıldanırken burnu, çenemin altından boynuma temas ediyordu.
Aniden durdu ve başını kaldırdı.
Tek yaptığım "Siraç," diye solumak olmuştu. Bu, benim içinde şok ediciydi. Bu durumdan hiç hoşlanmamıştım, aksine ona kızıyordum. Kimi bekliyordu?