İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 30 · 9 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 30

🎙️ 30

Çocukluğumda, o gün yaşadığım o olaydan sonra bende değişen tek şey düzen, tertip olmamıştı. Kimseye güvenmemeyi öğrenmek, henüz attığım ilk adımdı. Kendi egomu kendim besleyerek kuyruğumu havada tutmuş, hakkımda seçim yapabilecek tek insanı ağabeyim ilan etmiştim. Her şeyi kendim seçmiştim, liseye girerken yetenek sınavında kurul bana "Seni neden seçmeliyiz?" sorusuna avcum bile terlemeden "Seçmenize gerek yok, ben burada okuyacağım," demiştim. Elbette sırf bu yüzden bana rest çekebilirlerdi ancak ne kadar çalıştığımı, oturdukları yerden parmaklarımdaki nasırlara bakarak görebilirler ve beni eleyemezlerdi. Üniversitede sadece enstrümanımı çalmış, sözlü mülakata bile gerek duyulmamıştı. Ben, alnımdan dökülen her bir damla ter ile kendime ego duvarları örmüş, bunu karakterimin her bir zerresine işlemiştim. Eğitim alacağım okullar bile beni seçemezken alelade bir insanın beni seçmesine izin veremezdim. Tüm ilişkilerimi, birlikte olacağım insanı ve ne kadar süreceğini her zaman ben belirlerdim.

İlişkide dominant olan bendim.

Eğer Siraç ile birlikte olacaksam bunun tek gecelik ya da uzun vadeli olacağına ben karar verirdim. İlişkiye ben ömür biçer, ben yönetirdim. Ona bu hakkı veremeyecek kadar baskın olan taraf ben olmalıydım. Eğer benimle kafasından bunları geçiriyorsa, ilişkiyi eğlenceli flört aşamasından çıkarıp bir adım öteye götürmek istiyorsa bunu yapacak insan ben olmalıydım. Bugüne kadar seçen taraf hep bendim, ona beni seçme hakkını veremezdim.

Arka arkaya yükselen bildirim seslerini duyduğumda dudaklarımı Ali'nin yumuşak dudaklarından ayırıp doğrudan Siraç'a döndüm. Yatağın üzerindeki telefonu almak için uzanırken hızlı adımlarla yatağa koştum ve telefonu ondan önce kaptım. Telefonunun şifresi olmadığı için bildirimler açık bir şekilde ekrandaydı ve her biri Twitter'dandı.

Heyecandan kalbim neredeyse boğazımda atıyordu. Çok hızlı bir şekilde canlı yayının ekran görüntüleri yayılıyor, destekleyici mesajlar arka arkaya geliyordu. Bir dakika on sekiz saniyelik canlı yayının her anı izlenmiş ve her anına bir yorum geliyordu. Ecmel'i suçlayanlar, Mery ile birlikte onları yargılayanlar ve benim ne kadar "havalı ve rahat" olduğumu öven tweetler birbirini kovalıyordu.

"Ne oldu?" diye sordu Ali.

Bildirim sayfasının yeniden güncellenmesini beklerken "Kötü bir şey oldu," diye mırıldandım.

Siraç alayla güldü "O kadar kötü ki ağzı kulaklarında," dediğinde telefondan gözlerimi kaldırıp ona gözlerimi devirdim ve yeniden ekrana döndüm.

"Siraç biraz önce konuşmalarımızın bir kısmını canlı yayın olarak paylaştı," dediğimde Ali'nin gözleri büyüdü.

Yatakta, hemen yanıma otururken "Sonuç?" diye sordu.

"İnsanlar bana destek oluyor," dedi.

"Klavye başında kolay," dediğinde ona hak verdim. Bu saniyeler içinde tüm hevesimi kırmıştı. Doğru söylüyordu, daha düne kadar etkileşim uğruna benden nefret eden insanlar bugün bana destek oluyordu ve yarın bundan vazgeçebilirlerdi. Bildirim sayfasını güncellemek yerine telefonun tuş kilidini kitlediğimde ekran bu kez gelen mesaj ile aydınlandı.

Berkay

Takiptesin

Mesajı görmezden gelerek telefonu Siraç'ın önüne attım, Ali'ye "Haklısın," diye mırıldandım ancak gözucuyla mesajı okuduğunu ve yüzünün gerildiğini gördüm. Hızlı bir şekilde mesajı sildi ve telefonu yatağa bıraktı.

"Bunu ancak bilet satışlarından anlayabiliriz. Şu an biletler tükendi," dediğinde ona bakıyordum "İşletme ortağı olduğumuz için biliyorum," diye eklediğinde unuttuğum bilgi ile yeniden aydınlandım.

Başımı iki yana salladım "Umrumda değil ve olmamalı," dedim.

Siraç homurdandığında ikimiz de ona döndük "Ona bir türlü savaşması gerektiğini anlatamadım, benim yerime sen daha etkili olursun," dedi Ali'ye.

Ali bir müddet Siraç'ın yüzünü inceledikten sonra "Eğer böyle bir fikri varsa ona çok çabuk sponsor toplayabilirim," derken benim yüzüme bakmıyor, Siraç ile konuşuyordu.

"Elbette yapabilirsin. Daha fazlası gerekli, sponsorlardan daha fazlasına ihtiyacı var," dedi.

Boğazımı temizleyerek araya girdim "Eve gitmek istiyorum," dediğimde ikisi de bana döndü, varlığımı bir anda unutmuş gibi yadırgayarak bana bakarken yataktan doğruldum "Bu kostümle daha fazla dayanamam," diye ekledim.

Siraç sırıttı "Kostümün çok güzeldi aslında," dediğinde ona yapmacık bir gülümseme attım.

Ali, çatık kaşlarla Siraç'a bakmaktan kendini güçlükle alıkoydu ve bana döndü "Kapalı otoparkta şoförüm bekliyor, sizi evinize bırakırım," derken kötü bir kelime söylüyor gibi suratını buruşturdu. Yeniden gözgöze geldiğimizde bu tavrına karşılık gülümsediğimde etki olarak o da gülümsemişti.

"Gidelim o zaman," dedim.

Geride bıraktığım pek bir şey yoktu. Otele çıkışımızı telefondan bildirdikten sonra otelden birkaç görevli bile birlikte otoparka indik. Otoparka inene kadar genellikle bize eşlik eden personeller otellerinde konakladığımız için ne kadar mutlu olduklarından söz ederek bizi uğurladılar.

Bizi bekleyen Maybach'in arka koltuğuna ben ve Siraç oturmuştuk. Otoparktan çıkarken kalabalığı hayretler içinde bakıyordum. En az yüz kişilik bir muhabir ve hayran kalabalığı vardı, uzun zaman sonra bu kadar insanın benim için bekliyor olduğunu görmek hayret vericiydi.

Ali, kolunu ortadaki kolçağa yaslayarak bana döndüğünde ona gülümseyerek karşılık verdim, saniyeler içinde çatılmış kaşları yumuşadı ve yüzünde çiçek bahçesi gibi yeni bir gülümseme filizlenip gözlerine karışırken onu neden seçtiğimi anladım. İki ya da daha uzun bir sürede onu tanıyamazdım ancak dışarıdan bakıldığında masum, sessiz ve kendi halinde görünüyordu. Benden vazgeçmeyeceğini biliyordum, hayranım olarak bana gelmişti. Şimdi yeniden ona bir ilişki başlatma cesaretini tereddütsüz gösteriyor olmamın sebebi biliyor olmamdı. Ne olursa olsun, ona gülümsediğimde o benim kollarımda olacaktı. Sadıktı. Garantiydi. Onu sevmek, onu terk etmek kolaydı. Siraç'ın benim için söylediği can yakıcı şeyleri onun için de söyleyebilirdim.

Ne yazık ki...

Boğazını temizledi, suratındaki gülümsemeyi toplamaya çalışırken "Şimdi ne yapacaksın?" diye sordu.

Omuzlarımı kaldırdım ve Siraç ile aramdaki kolçağa dirseğimi yaslayıp çenemi avcuma yaslarken "Birileri sağ olsun, bütün okları üzerime çevirdi," diyerek Siraç'a döndüğümde başını telefonundan kaldırdı.

"En azından birileri bir şey yapmaya çalışıyor," dedi ve yeniden telefonuna döndü.

Ali, dudaklarındaki gülümsemeyi iyice dağıtmış, ciddi bir şekilde kaşlarını çatmıştı "Tam olarak ne oldu?" diye sordu ve hemen arkasından "Ecmel delirdi, tanıdığım en sakin insanlardan biriydi. Bir anda bu kadar öfkelendiğini hiç görmemiştim, videoyu gördükten sonra ne tepki vereceğini ben de bilmiyorum," dediğinde ona hiçbir şey anlatmadığımın farkındaydım. Bazı şeyleri sadece Siraç'a anlatıyordum çünkü o da bazı şeyleri ben anlatmadan dikkatiyle yakalıyordu.

"Bilirsin, ağabeyim para kazanamadığında sinirlenir," diye geçiştirmeye çalıştığımda pek inandırıcı gelmediğini biliyordum "Benden özür dilememi istedi," dedim tek solukta, bunu normal karşılamıştı. Bir de suratıma "Keşke seni orada bırakıp gitseydim" derken göğsümü yaran hançerlerin ne kadar acı verdiğini anlatabilseydim. Benim yerime Mery ile olmayı, onunla mutlu olmayı tercih edip benim üzerime basmak istediğini söyleyip canımın ne kadar yandığını anlatabilseydim belki ferahlardım ancak bunu kendime bile anlatamıyordum.

"Ve şimdi aksi bir video patladı," diye ekledi uzun süren sessizliğin ardından.

İç geçirdim "Yapacak bir şey yok, olan oldu," derken olabildiğince sakin görünmeye çalışıyordum ancak böyle bir şey mümkün olamazdı. Bir yanım, hayranlarımın desteği arkamda hissettiğim için mutlu ve gururluyken diğer yanım, daha kötü olan üçüncü yanım ağabeyimin zan altında kalmasından dolayı memnundu. Delirmesi normaldi, kolay kolay Marifet'i bırakmayacağımı biliyordu ve aynı zamanda kolay kolay kendisinden de vazgeçmeyeceğimi biliyordu, kumar oynuyordu. Kazanacağını ümit ettiği kumarın içinde, beni yıldırarak masadan çekilmemi sağlamak istiyordu.

Düne kadar savaşmak istemiyordum ancak bugün emin değildim. Bana "Seni de Marifet'i de ben yarattım" dediğini unutmamıştım ve ömrümün son gününe kadar da unutmayacaktım. Canımı sıkan buydu. Kalbimi yaralayan, dün gece karşıma geçip benimle konuşma cesaretini kendinde bulan o Ecmel'di.

"Bundan sonra ne yapacaksın?" diye üstelediğinde iç geçirdim.

"Hiçbir şey. Bu onlara bir süre yeter," dedim ve konuşmayı bitirdim ancak bu kez öfkeyle değil, mağdur bir gülümsemeyle ona karşılık verdiğimde beni anlayışla karşıladı ve önünde dönerek arabanın içinde sessizliğin hakim olmasına izin verdi.

Arkama yaslandım ve gözlerimi koltukların arasından dışarıya çevirdim. Göz ucuyla bakarken Siraç'ın telefonu elinde salladığını ve yanaklarının içini kemirdiğini görebiliyordum. Eve gitmek, ona attığım küçük bir yemdi ancak bir anda ilgiden gözlerim o kadar kamaşmıştı ki ne yapmak istediğimi unutmuştum. Kim tarafından takipteydi? Gerçi telaş etmesine gerek yoktu, takip etseler bile buraya Ali'nin arabasıyla geleceğimizi tahmin edemezler aksine benim arabamın gelmesini beklerlerdi.

Eve gelene kadar telefonunu elinde sallamaktan başka bir şey yapmamıştı. Otoparkta indiğimizde Ali şoförünü benim arabamı buraya getirmelerini söyleyerek anahtar teslim edip gönderdiğinde, bende kalacağını açık ettiğinde reddetmedim. Konuşmak ve sorgulamak istediği çok şey vardı. Dün geceyi sorgulamak isteyecekti ve ben de onun sorgulamasına izin verecektim. Sarhoştum. Ne yaptığımı bilmiyordum. Seninle tekrar olabileceğimden emin değildim. Şimdi eminim, seninle yeniden denemek istiyorum.

Alışkanlık gibi merdivenlerin başında beni çağırmasına gerek duymadan kolunun altına girdiğimde Ali bu durumdan rahatsız görünüyordu. Siraç neredeyse tüm ağırlığını üzerime vererek merdivenleri çıkarken zorlandığım doğruydu.

Kolunun altında kıpırdandım "Çok ağırsın," diye homurdandım. Normalde merdiven çıkmamız, inmek kadar yorucu olmazdı bizim için.

"Üzgünüm, ilaçlarımı almadığım için kas ağrılarım çok fazla," dediğinde ona kolunun altından baktım. Nazik miydi? İşte bu Siraç'tan beklenmeyecek bir şeydi. Ondan "Gerekiyorsa sırtında taşı ama o eve gidelim," demesini falan bekliyordum.

Ali arkamızdan "İsterseniz yardımcı olabilirim," dediğinde bunda samimi olmadığının farkındaydım.

Siraç gülümseyerek doğrulurken "Çok iyi olur, Gazel'e eziyet etmeyiz en azından," dediğinde ucundan laf çarpmıştı. Siraç'ın kolunun altından çıkıp Ali için kenara çekilirken "Sırtına alsan fena olmaz," dediğinde Siraç'ın yüzüne baktım. Göz göze geldiğimizde, beş yaşındaki bir çocuk gibi bir anda yüzünü buruşturdu ve sızlandı "Çok ağrım var, senden isteyemezdim bunu," dedi ve Ali'ye döndü "Yardım edecek misin?" dediğinde Ali bir basamak aşağıda durdu ve ona arkasını döndü.

Siraç sızlanarak elindeki baston yerine koyduğu kılıcı bana uzattı ve Ali'nın sırtına çıktı. Ali, Siraç'ın bacaklarını tutarak merdivenleri adımlamaya başladığında dişlerinin arasından "Rahat mısın?" diye sordu.

"Çok iyiyim, sen rahat mısın?" diye sorarken keyfi yerinde görünüyordu.

Ali homurdanarak "Çok rahatım," dedi.

Siraç, Ali'nin omzuna iki kez desteklercesine vurdu "Yorulursan söyle, Gazel de iyi taşır beni. Ama sen dururken, bir kadına düşmez bunlar. Değil mi?" dediğinde kendini mi açık ediyordu yoksa askeriyeden kalma disiplin dürtüsü mü öne çıkıyordu bilmiyordum.

Birinci kata çıktığımızda "Kaldı on üç kat ve iki yüz otuz dört basamak," dediğinde bunun içinden gelen askeri disiplinden kaynaklı olduğunu anladım. Her basamağı ve her katı, insanı deli edercesine sayıyordu.

"Sen askere gittin mi?" diye sordu. On bir kat ve yüz doksan yedi basamak vardı.

Ali tıslayarak "Hayır, okuduğum için henüz gitmedim," dediğinde Siraç başını geriye atarak güldü.

"Ha bir de gitmeyi düşünüyorsun. Şaşırdım," dediğinde Ali nefes nefese durdu ve omzunun üzerinden Siraç'a baktı. Siraç, omzunun üzerinden ona bakarken sessiz kaldı ve arkamdan yürümeye devam etti.

"Ali, henüz yirmi üç yaşında," dediğimde Siraç yeniden güldü.

"Belli oluyor," dediğinde Ali'nin ifadesi geriliyordu "Henüz çocuk," dediğinde artık bu işin tersine döndüğü açıktı "On kat ve yüz seksen merdiven kaldı," diye ekledi.

Merdivenlerin başında durup Siraç'a baktım "En azından senden daha olgun düşünebiliyor, Binbaşı," diye çıkıştım.

"Annesi misin sevgilisi misin? Bırak da kendisi konuşsun," dediğinde ona öfkeyle baktım.

Ali, soluk soluğa merdivenlerin başında durduğunda alnından terler damlıyordu "Konuşmak için tüketecek tek nefesim yok," dedi ve beni geride bırakarak önümden merdivenleri tırmanırken Siraç bana kendini beğenmiş bir gülümseme attı.

On dördüncü kata kadar Ali bir an olsun mola vermeden ya da soluklanmadan çıktığında şaşkınlıkla ona bakıyordum. Siraç'ı sırtından indirdiğinde nefes nefeseydi ve bacaklarının artık titrediğini görebiliyordum. Siraç, elimden bastonunu aldı ve "Sabah görüşürüz," diyerek teşekkür etmeden dairesine yürürken onunla daha fazla muhatap olmak istemedim.

Kendi kapımı açarken o içeriye girmek üzereydi, içeriye doğru adımını atarken parkelerde bilye sesini andıran tıkırtıyı duyduğumda arkasından baktım, başını yere eğmiş yerdeki şeyi takip ederken kapıyı kapattı. İçimden bir ses o şeyin bilye olmaktan çok uzak olduğunu söylüyordu.

Ali'ye içeriyi işaret ederken "Sen uzan, sana su getireyim," diyerek mutfağa girdim. Siraç'ın tavırları zihnime hücum etmeye çalışırken hepsini elimin tersiyle silkeledim ve kendimi sadece Ali'ye odakladım. Bugün, bu gece... İlgileneceğim tek şey Ali olacaktı. Etik olan buydu.

Bölüm sonu

5 yorum