Huzursuzlukla yerimde kıpırdanarak gözlerimi açtığımda aydınlık bir odadaydım. Standart otel odasıydı ve boylu boyunca, sırtüstü yataktaydım, tüm gece yerimden kıpırdamamış olacağım ki tüm kaslarım kaskatı olmuştu. İç geçirerek pencereye doğru döndüğümde Siraç'ın pek de rahat olmayan bir pozisyonda, geniş üçlü koltukta uyuduğunu gördüm. Koltuk ne kadar geniş olursa olsun, Siraç uzun bir adam olduğu için sığması biraz güçtü.
Dün gece gözümün önüne gelirken Siraç'a sırtımı döndüm ve örtüyü üzerime çektim. Onu öpmüş ve hatta taciz etmiştim. Evet, kelimenin tam anlamıyla onu şakayla karışık dürtmemiş aksine bizzat dudaklarına yapışarak onu öpmüştüm. Tatlı hissini anımsadığımda pişmanlık duymuyordum ancak beni reddettiğini hatırladığımda bu utanmama sebep oluyordu. Karnıma yumruk yemiş gibi olma hissi de baskındı elbette.
Aptal!
Sadece basit bir oyunla birbirimize asıldığımız küçük bir oyun oynuyorduk ve ben bu küçük oyunu dün akşam, o öpücükle bir adım ileri taşımaya kalkmıştım. Elbette ciddileşmesini istemiyordum, sadece biraz hoş vakit geçirmekten yanaydım lakin bu pek de mümkün olmamıştı. Beni reddetmişti.
Sürünerek yataktan kalktım ve parmak uçlarımda banyoya yürüdüm. Aynaya baktığımda zaten dağınık yaptığım makyajım yerindeydi, birkaç kirpimin yanağıma düşmesi ve öpüşmekten rujumun ortadan kaybolması dışında herhangi bir problemim yoktu. Kahretsin!
Dün Ali'yle de öpüşmüştüm. Herkesin içinde. Bazen, gerçekten kafamın neye çalıştığını kontrol etmem güç oluyordu. Tam olarak hangi organlarım çalışıyordu: bacaklarımın arası mı yoksa beynim mi? Uzanıp deneme boy sayılacak şişedeki makyaj temizleyicisiyle yüzümü temizledim, sabunla yıkadım ve vücut kremiyle nemlendirdim. Pek benim bakım anlayışıma uymuyordu ancak beni eve gidene kadar idare etmesi gerekiyordu. Dişlerimi fırçaladıktan sonra bir posta daha nemlendirici krem geçtim ve saçlarımı tarayıp sımsıkı ördüm. Rezalet kostümle biran önce eve gitmek istiyordum ancak arabam Ali'deydi ve anahtarlar da bendeydi. Kartlığım arabadaydı. Dün gece ahlaksız planlarla baştan çıkarmaya çalıştığım Ali'yi geride bırakıp Siraç'ın elini tutarak partiden çıkmıştım. Gerçekten kontrolü elimden bırakmak istesem de bu kadar da değildi. Biraz fazla kontrolü bırakmıştım.
Banyodan çıktığımda Siraç yeni uyanmış, koltuğunda gözünü ovuşturarak doğruluyordu. Henüz onunla karşılaşmak için hazır olmadığım için yeniden banyoya döndüm ve kapıyı sımsıkı arkamdan kapattım. Öptüğüm için utanmıyordum, reddedildiğim için onurum kırılmıştı. Kapıyı kilitledim ve aynanın karşısına geçip kendimle yeniden yüzleşmeye hazırlandım.
Reddedilmek normaldi.
Reddeden kişiyle yüzleşmek normaldi.
Aynı gecede iki erkeği öpmek normaldi.
Şimdi çıkıp onunla yüzleşebilirdim çünkü dün gece sarhoştum ve aklımla karar vermiyordum. Kadınlar da bacaklarının arasıyla karar verebilirdi, bu erkeklere özel bir mazeret değildi.
Dışarı çıktığımda Siraç bir elini başına yaslamış, parmaklarını saçlarının arasına daldırmış elindeki telefonuna bakıyordu. Çıktığımı fark ettiğinde göz göze geldik. Sanki hiçbir şey olmamış gibi gözlerini yeniden telefonuna indirirken "Günaydın," dedi. Sesi hala uyku mahrumuydu ve bu, iç gıcıklayıcı pürüzlü bir tonlamaydı.
Kendimi yeniden yatağın üzerine bırakırken "Günaydın," dedim ve bir kolumun üzerine destek alarak Siraç'a döndüm "Ne zaman çıkış saatimiz?" diye sordum.
Gözlerini telefondan almadan "Kahvaltı yapacak kadar vaktimiz var, odaya kahvaltı istedim," dediğinde ona gözlerimi büyüterek baktım.
Alayla "Gazi maaşın bitmesin," dedim.
Dudaklarında bir gülümseme filizlenmiş, yanaklarına doğru genişlerken "Bedava," dedi yine gözlerini telefondan ayırmadan. En sonunda bana döndüğünde elindeki telefonu yerinden kalkmadan tam önüme, yatağa attı "Sayende bu geceki konaklamamız da bedava," diye ekledi.
Telefonu elime aldığımda başlatılmayı bekleyen bir YouTube magazin sayfasının videosu vardı. Video baştan sona dün akşam ile ilgiliydi. Bana kızgın olan insanlar, şimdi dün gece söylediklerinden sonra bana destek olduklarını ve zaten arkamda olduklarını söylüyorlardı. Başka bir videoya baktığımda bir otelin önünden canlı yayın yapan başka bir kanal vardı. Biraz daha dikkatli baktığımda yarım yamalak dün geceden hatırladığım, bizim otelimiz olduğunu fark ettim ve yayını yapan insan tek başına değildi. Tıpkı onun gibi bekleyen muhabiler, genç kızlar ve oğlanlar vardı.
"Twitter'ın yoktu değil mi?" derken sırtüstü uzandım.
"Hayır," dediğinde dün gece ağabeyimin söyledikleri aklıma gelmişti. Benden bugün bir özür mesajı yayınlamamı istemişti. Geri adım atmak değildi bu yaptığım ama karar vermem gerekiyordu. Onlara adım olmadan yükselmeleri konusunda meydan okumuştum, bugün ağabeyimin istediği gibi özür videosu yayınlamak onların şöhretlerini alevlendirecekti ancak eğer çekmezsem de bu kez Mery kötü etkilenecekti. Bir yanım hiç bulaşmamak istese de diğer yanım sırf ağabeyime yardımcı olmak için bu fikri sonuna kadar onaylıyordu.
Twitter'ı indirirken ID şifresi istediğinde ayakta, önümde dikilen Siraç'ın yüzüne tuttuğumda bir anda şansım yaver gitmişti ve yüzünü okutmuştum. Bizzat Twitter'ı indirmemin sebebi doğrulama kodunu aktive etmemiştim, sık sık tweet okuyup hiç paylaşım yapmadığım için varlığı ile yokluğu birdi.
"Aklından ne geçiyor?"diye sordu elini yüzünü yıkamış, banyodan çıkarken.
Takipçilerim artmış, adım trend başlıklar arasına girmişti. Çoğunluk benim yanımda tweetler atıyordu ancak hakkımda kötü yorum yapıp takipçi kasan birkaç tanıdık kullanıcının bu kez olumlu yorumlar yaparak üstlere çıkması sinirlerimi bozmuştu. Kendi telefonum olsaydı, ekran görütüsü aldığım o rezalet tweetiyle karşılık verirdim.
"Düşünüyorum," dedim tweetlerin arasında gezerken. Evet, bensiz iyi olduklarını düşünüyorlardı, ağabeyimin çağrısını reddedip daha zor bir duruma sokmak ve çırpınışlarını izlemek istiyordum.
"Neyi?" diye sordu yanıma, yatağa otururken.
"Ağabeyim, dün gece olanlardan sonra bir özür mesajı yayınlamamı ve durumu onların lehine çevirmemi istedi," dediğimde bana kaşlarını kaldırmış bakıyordu.
Bir kolunu yatağa yaslayıp bana doğru, yarım bir şekilde uzanırken "Sahiden bu kadar mı? Halbuki dün akşam seni takdir etmiştim," dediğinde yüzündeki hayal kırıklığı canımı sıkmıştı.
Yatakta doğrulurken "Ben savaşmıyorum, onlar benim düşmanım değil," dediğimde bana alayla güldü.
"Gerçekten mi? Dün akşam eline silah versem hepsini öldürürdün, ki onlar da seni öldürürdü," dediğinde cevap vermek yerine yeniden elimdeki telefona döndüm. Boş boş ekrana bakmaktan başka bir şey yapmıyordum. Yanımda doğrulduğunda ikimiz de yan yana, yatağın ayak ucunda oturuyorduk "Sen dün akşam onlara meydan okudun," diye hatırlattı.
"Amma çok şey yapmışım dün akşam," dediğimde alaylı gülüşüme eşlik etmemişti. Konuyu değiştirmek için yeni ve etkili başka bir silaha ihtiyacım vardı bu yüzden hiç tereddüt etmeden "Dün gece için özür dilerim," dediğimde kaşları çatıldı.
"Özür dileyeceğin bir şey olmadı, ikimiz de sarhoştuk," dediğinde bunun içimi rahatlatması gerekiyordu ancak aksine daha da canımı sıkmaktan başka bir şey yapmamıştı
Boğazımı temizledim, kaşınan burnumun ucuna dokundum "Hiç yaşanmamış gibi yapalım o zaman," dedim.
Bir müddet sessiz kaldı ancak bu süre boyunca dudaklarındaki gülümseme genişliyordu "Olur," dedi ve hemen arkasından "Hiç yaşanmamış gibi yapalım," dediğinde gülümsedim. Başını onaylar anlamda sallayıp bana gülümserken "Şimdi bana gerçekten neden özür mesajı yayınlamak istediğini söyle," derken gülümsemesi sürüyordu, elimdeki telefonu aldığında tepkisiz kaldım. Evet, kozlarım bitmişti. Şimdi neyi oracaktım, 10 Kasım anma merasimini mi? Kendimi tekrar yatağa bıraktım ve gözlerimi tavana diktim. Ben bile kendi içimde doğru cevabı bulamıyordum, nasıl olur da ona cevap verebilirdim. Onlarla savaşmayı istiyordum ancak kazanamayacağıma emindim.
"Savaşmak istemiyorum," diye kendimi savundum. Bu, doğru değildi.
"Geç bunları. Savaşmak istiyorsun. Dün gece bunu gözlerinde yanan o ateşte gördüm. Asıl nedenini söyle," dedi.
İç geçirdim "Ağabeyim, Ecmel istedi. Bir bildiği olduğu için değil, ona borçluyum bunu," dediğimde bana hayretler içinde bakıyordu.
"Sen gerçekten aptalsın," diye çıkıştı.
"Aptal değilim, vefalı bir kardeşim," dedim sırtına doğru parmağımı sallarken "Bana verdiği kısa süreli şöhretin karşılığında, tırnaklarıyla benden alıp sevgilisine verdiği şöhrete müsaade ediyorum. Herkes biliyor, Marifet'i ben kurdum ve bunu hiç kimse unutmayacak. O şarkılar benim, bunu da unutmayacaklar. Benim yazdığım şarkının altında Mery'nin adı yazsa da herkes, yeni parçaları çıktığında anlayacak bunu. Bunun için kanıta ihtiyacım yok. Ben bu hayata bırakabileceğim en güzel izleri bıraktım," dediğimde omzunu üzerinden bana döndü.
"Daha fazlasını yap," dedi.
Güldüm "İsterim ama şimdi bunu yapmak Marifet -1'e haksızlık olur. Söz verdim," dediğimde telefonun kamerasını bana çevirdi "Ne?" diye homurdandım.
"Özür dile, ağabeyinden," dediğinde güldüm.
Yatakta doğrulurken "Hemen özür dileyemem," dediğimde güldü.
"Hala savaşmanı isteyen insanlar var," dedi.
Güldüm "Aynen, ne demezsin," diye homurdandım saçımı yeniden toplarken. Hala kamerayı suratıma doğrulttuğu için telefonu indirdim "Düne kadar uydurmadıkları hikaye kalmayan insanlar şimdi benim hakkımda methiyeler düzüyor," dedim alayla.
Saçımı toplarken telefonun ekranında canlı yayın bildirimlerin ve mesajlarını gördüğümde irkilerek sanki bundan kaçarak kurtulabilecek gibi yataktan sıçrayarak kalktım "Sen ne yapıyorsun?" diye çıkıştığımda kararsız ya da meraklı bakmaktan ziyade öfkeliydi. Telefonu kaldırdığımda havada yakaladım.
Sımsıkı parmaklarının arasından kurtarmaya çalışırken "Bu özel hayatı deşifret etmek oluyor," diye çıkıştım.
"Senin hesabın, senin yüzün," diye karşılık verdi.
Telefonu elinden alıp yayını kapattım. Yayınlanma bildirimini reddettikten sonra yatağın üzerine attım ve bacaklarının arasında durmuş, ona tepeden bakarken aynı öfkeyle bana bakıyordu.
"Sana biraz olsun güveneceğimi düşünmüştüm," dedim sıkılı dişlerimin arasından.
Omuz silkti "Bana her zaman güvenmek zorundasın," dediğinde omzuna vurdum.
Yeni bir yumruğu omzuna indirmek için hazırlanırken yumruğumu havada yakaladı "Bırak," dedim boştaki elimle omzundan onu kendimden uzaklaştırmak için iterken.
Boştaki kolunu belime dolayıp beni kendine çekti "Ve bir şey daha ekleyeyim, dün gece olanlar çok hoşuma gitti," dediğinde tüm direncim şaşkınlık içinde kırılmış, şok içinde suratına bakıyordum.
"Ne?" diye bir fısıltı döküldü dudaklarımdan.
"Evet, eğer sarhoş olmasaydık seninle tek gecelik bir şeyler yaşamak isterdim," dediğinde bu kez "Tek gecelik" kısmına takılı kalmıştım. Evet, elbette benim için de sonrasının planı yoktu ama buna onun karar veriyor olması sinirlerimi bozdu.
Kollarının arasından sıyrıldım "Bulmuşken fırsatı değerlendirecektin," dedim. Ellerini kalçalarının iki yanından yatağa bastırmış, ciddi ifadesiyle beni süzerken gülümsedim "Ben sarhoş olsam da kontrolü hiçbir zaman kaybetmem," dedim.
Kapıya iki kez vurulurken "Yatağımda ağlayan kadınları severim ama sabahında değil," dediğinde alayla sıkılı dişlerimin arasından güldüm.
"Ne marifet," diye homurdandım kapıya doğru yürürken "Bundan sonra rüyanda bile zor görürsün. Hele bu yaptığından sonra," dedim ve kim olduğunu sormadan kapıyı açtım. Karşımda Ali parlak gülümsemesiyle duruyordu. Gözleri önce beni, hemen ardından arkamda yatakta oturan Siraç'ı bulduğunda ifadesi dondu.
Siraç'a kızgındım. Hem beni ifşalamıştı hem de ilişkimizi bir adım öteye, tek gecelik bir eğlenceye çevirmek istemişti. Ben, Gazel'dim. Kimse beni tek gecelik bir eğlenceye çeviremezdi, buna ben karar verir ve sınırları çizerdim.
Uzanıp parmak uçlarımda yükseldim ve Ali'nin boynuna sarıldım "İyi ki geldin," dediğimde kaskatı bedenini hareket ettirdi ve kollarını belime doladı.
"Seni merak ettim," derken gözlerinin Siraç'ın ve gevşek gülümsemesinin üzerinde olduğunu biliyordum. Dudağının köşesini öptüğümde gözlerini bu kez daha büyük şaşkınlıkla bana çevirdi. Yanağımı tutup dudaklarını dudaklarıma bastırdığında Siraç'ın saniyeler içinde yarattığı o alevden izler yoktu ama bizdik işte. Yeni bir ilişkiye başlamaktansa, közleri kalmış bir ilişkiyi canlandırmak daha kolaydı ve ben, Ali ile yeni bir ilişkiyi Siraç'a olan öfkemle başlatıyordum.




