Ali, bana sıcak göğsünü açmış sarılırken kafamda binbir problem dönüp duruyor ve o, gözyaşlarımı örtmek istercesine sıkı sıkıya bana sarılmış saçlarımı okşuyordu. Ecmel, her geçen gün beni daha da kırıyordu ve kahretsin ki ondan nefret edemiyordum. Eğer beni en başından bırakıp gitseydi, ondan nefret etmek için bir nedenim olacaktı ancak hep benim yanımda olmuştu. Ona bir kardeş olarak yeterince sevgi gösterememiş olabilirdim. Benim sevgim artık onun için yeterli olmayabilirdi ve dolayısıyla Mery'nin kollarında teselli bulmuş olabilirdi. Onu anlayışla karşılamaya her zaman hazırdım ama nefret etmeye hazır değildim. Sadece o vardı benim için. Ağabeyimden başkası yoktu benim hayatımda. Onun yerine koyabileceğim tek kişi belki de Siraç'tı ancak o, arkamı döndüğümde bir başkasıyla olurdu. Onunla beni bağlayan tek şey basit bir anlaşmaydı, susması karşılığında imzaladığımız anlaşma o iyileştikten sonra bitecekti. Sonrasında ikimiz de kendi yollarımıza ayrıldığımızda ben hiç kimsem olmadan kalacaktım.
Yanaklarımı silip başımı kaldırdığımda Ali "İyi misin?" diye sordu.
Başımı aşağı yukarı sallayarak kollarının arasından sıyrılırken "Daha iyiyim," dedim ve hemen yanımdan geçme üzere olan garsonun elinden pembe, kadehin kenarları şekerle kaplı daiquiri bardağını alarak başıma dikerken garsonu boştaki elimle durdurdum. Boş kadehi tepsisine bırakıp başka bir tane aldım. Yeniden başıma dikmeye hazırlanırken Ali bileğimi tutarak beni durdurdu.
"Biraz oturalım," diyerek elimdeki kadehi alırken omzunun arkasından yeniden Siraç'a bakmak istemiyordum. Eliyle benimden destek vererek beni, havuzun diğer tarafındaki locaya doğru çekti ve yanıma oturup içkiyi, boş bardaklarla dolu hasır sehpaya bıraktı.
"Ecmel ile konuştuğunuzu gördüm," dediğinde bir yanım içini dökmek için hazır olsa da diğer yanım şiddetle onu susturuyordu.
Kadehi sehpanın üzerinden alırken "Abi-kardeş işi," diye mırıldandım ve bu kez daha küçük bir yudum aldım.
Sırtımı sıvazladı "Eğer böyle olacağını bilseydim, seni hiç davet etmezdim," dediğinde gerçekten, içinden gelerek özür dilediğini yüzünden okuyabiliyordum.
Omuz silktim ve içkimden bir yudum daha aldım "Olması gerekiyormuş," diye mırıldandım.
"Böyle değil. Yani.. Bilirsin, Mert kontrol edilemez bir insan," dediğinde yorgun bir şekilde gülümsedim.
Başımı sağa sola düşünür gibi dalgın sallarken "Dur durak bilmiyor," diye çıkıştım.
"Ne konuştunuz?" diye sordu. Cevap vermek yerine içkimin kalan son yudumunu içerken "Ağladığını gördüm," diye ekledi.
Garsonu çevirip direkt elindeki tepsiyi masaya bırakmasını istedim. Kendime bir bu kez cin-tonik seçtim ve ilk yudumu aldım. Sessiz kalan Ali'ye döndüğümde hala bana bir umut anlatmamı bekler gibi bakıyordu.
"Hiç," dedim ve kaçmak istercesine gözlerimi havuza çevirdim. Olduğum yerden doğrudan Siraç'ı görebiliyordum ve biraz önce burun buruna olduğu kızla öpüşüyordu.
Yasak bir ana tanıklık ediyor gibi hissettiğim için hemen bakışlarımı önümdeki sehpaya çevirdim ve öfkeyle topuklarımı ayaklarımın altındaki çimlere gömdüm. Yeni bir yudum almak üzere olduğum içki bardağımı tuttu "Yeter bu kadar," diye çıkıştı.
Bardağı sımsıkı tutarken "Karışma bana," derken bardağın dibinden sımsıkı, hayattaki son bağım gibi tutunuyordum.
"Gazel," diye uyardığında elindeki bardağı sertçe çektim ancak o da en az benim kadar sert tuttuğu için alkol, bardağın içinde savruldu ve omuzlarımdan aşağı döküldüğünde burnumdan soludum.
Peçeteyle omuzlarımı çabucak silmeye çabalarken "Üzgünüm," diye mırıldandı.
Bardağı sertçe tepsiye bıraktım ve elindeki peçeteyi alırken "Neden şu ağzın özür dilemek dışında bir şeyler yapmıyor?" diye çıkıştığımda dumura uğramış gibiydi. Üzerimdeki gömlek, korseden taşan göğüslerime yapışmış, altından tenimin şeffaf bir tülün altında gibi görünmesine sebep oluyordu.
"Ne yapmamı istersin?" diye sordu.
Islak peçete yığınını tepsine attıktan sonra doğrudan gözlerine baktım "Öp beni," dediğimde sanki bunu bekliyormuş gibi nezaketle yanağımı avuçladı ve dudaklarıyla dudaklarımı öptü. Sıcak dili, soğuk dudaklarımı aralayıp bana dokunurken ağzındaki sigarasının meyveli aromasını, nane ve alkolün ferah tadını alıyordum. Ona biraz daha sokulduğumda tereddüt etmeden beni kucakladı ve bana daha da sokuldu.
Aniden ayaklandığında ona aşağıdan bakıyordum. Yarım bitmesini istemiyordum, gözlerinde parlayan arzudan anladığım kadarıyla onun da yarım bırakmaya niyeti yoktu. Elini uzattığında ona tutundum ve sarsık adımlarla ona eşlik ettim. Havuz başında, dengesiz ve seri attığım her adımda başım daha da dönüyordu. Ali, kolunu belime sıkıca sardı.
Heyecanlı mıydım? Hayır. Aklım hala Siraç'taydı ve şu an beklediğim tek şey Ali'nin hafızama kısa süreli bir reset atıp beni birkaç dakika ve bir umut birkaç saat rahata erdirmesiydi.
Kalabalığın arasından geçip merdivenlerin ilk basamağına henüz adım atmışken kolumdan tutan güçlü parmaklarla geriye doğru sendeledim ve Ali'nin kolundan kolaylıkla sıyrıldım. Düşmemek için tutunacak yer ararken, çarptığım sert göğüs ve kolumdan tutan güçlü parmaklar beni ayakta tutmuştu. Dönüp bedenin sahibine baktığımda gergin ifadesiyle Siraç'ı buldum. Suratı, mermer gibi sert, gözleri düşmanına bakar gibi öfkeliydi.
Ali "Ne yaptığını sanıyorsun lan?" diye üzerine yürüdüğünde elini, belimden sararak karnımın üzerine koydu ve beni sert bedenine yasladığında tam olarak elinin altında, karnımda yangın alevlenmişti. Ali'nin dili ağzımın içinde gezerken bu kadar heyecanlanmamışken daha eli tenime bile değmeden beni heyecanlandırmıştı.
"Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun? Sarhoş bir kadından faydalanmayı mı geçirdin aklından?" diye çıkıştı.
"Bir yetişkin olarak kendisi karar verebilir,"
Siraç alay ve tiksinti karışımıyla güldü "Sarhoş ve yetişkin," diye ekledi.
"Sen kim oluyorsun?"
"Komşusu. Peki ya sen? Sen neyisin? Arkadaşı mı?" diye sorduğunda alev alev yanan yeşil gözlerini izlemekten başka bir şey yapmıyordum. Büyüleyiciydi. Belki de sarhoş kafayla bana büyüleyici geliyordu, emin olamıyordum.
Ali sessizliğini korurken Siraç bileğimi tuttu ve kapıya doğru beni peşinden çekiştirdi. Koruyucu tavrı ayaklarımı yerden kesmeye yetse de yere basmam kısa sürmüştü. Peşinden süklüm püklüm adımlarken "Niye benimle uğraşıyorsun, Yüzbaşı? Boğazına kadar dilini soktuğun o kıza gitsene," dediğimde beni duymazlıktan geliyordu.
Dışarıda bekleyen taksiye doğru çekiştiriyor ve cevap vermemeyi sürdürüyordu. Benim için açtığı kapıdan binmeyi reddederek "Bana bakıcılık mı yapıyorsun? Rolleri mi değiştik?" diye çıkıştım.
Ona alayla bakarken bir an için yer, ayaklarımın altından çekilmiş gibi hissettim. Siraç'ın bileğimi sıkıca kavramasıyla dengemi sağladım "Yarın pişmanlıkla ağlayarak omzumu ıslatma diye uğraşıyorum," dedi ve başımdan, tıpkı bir suçlu gibi bastırarak beni taksinin içine soktu. Diğer tarafa kayıp içeri binmesine müsaade ettim.
Taksici arabayı hareket ettirirken "Nereye gidiyoruz, abicim?" diye sordu.
Başımı geriye atarken, Siraç "Mövenpick," diye yanıtladı.
Kıkırdayarak başımı kaldırdım "Beni otele mi atacaksın?" diye sorduğumda sönmek üzere olan içeriyi aydınlatan ışıkta bana gözlerini devirdi.
"İkimiz de sarhoşuz, eğer on dört katı sağ sağlim çıkabileceğimizi düşünüyorsan eve gideriz," dediğinde yüzümü buruşturarak başımı iki yana salladım.
"Keşke beni kucağında taşısaydın, o zaman kabul ederdim," dedim ve kollarımı kendime sararak biraz olsun ısınmayı umut ettim.
Taksinin içi git gide daha da ısınmıştı, çabucak kendimi mayışmış ve uykuya teslim olmuş halde bulmuştum. Taksi beşik gibi sallanıyor, sıcak hava yüzüme çarpıyordu ve başımı rahat bir yere koymuştum. Belki de dakikalar süren yolculuk benim için saatler gibi gelmişti. Otelin önüne geldiğimizde, Siraç ödemeyi yaparken ayılmak ve biran önce kendi ayaklarımın üzerinde durmak için taksiden indim.
Siraç taksiden indiğinde "Biraz uysal olmayı deneyemez misin?" diye homurdandı ve boştaki eliyle bileğimi tuttu.
Birlikte lobiye ulaşana kadar sözlerine karşılık kıkırdamaktan başka bir şey yapamamıştım. O, oda işini hallederken kolunun altına girmiş, başımı omzuna yaslamıştım. Sıcak ve güçlü göğsünün hissettirdiği kadar şu dünyada başka hiçbir şey ya da hiçbir yer kendimi böylesine güvende hissettirmemişti.
"Siraç bey, suit oda ister misiniz?" diye sorduğunda olduğum yerde doğruldum. Siraç'ın adını verdiğini duymamıştım ve ayrıca, suit oda neden isteyelim ki?
Siraç yeniden başımı omzuna yaslamam için eliyle baskı yaparken "Küçük, iki kişilik bir oda istiyorum. Yarın akşama doğru çıkış yapacağım," dediğinde klavyenin tıkırtılarını duyabiliyordum.
Ayak parmaklarımın üzerinde beceriksizce yükselerek fısıltıyla "Onun da boğazına kadar dilini soktun mu? Adını nereden biliyor?" diye sorduğumda Siraç cevap vermemişti ancak lobinin arkasındaki kızın gözleri hayretle büyümüştü, bunun anlamı beni duymuş olmasıydı. Dirseklerimi mermer tezgaha yaslayarak ona doğru eğildim "Soktu mu?" diye sorduğumda Siraç omzumdan çekerek beni kolunun altına çekti.
Beni sımsıkı tutarken "Neyin var senin bu akşam?" diye sordu.
"Oda 3001, İyi geceler," diyerek kızın uzattığı siyah kartı alıp beni asansöre doğru çekiştirirken cevap veremiyor, gözlerimi kızın üzerine dikip, onun tipi olup olmadığını düşünüyordum. Partideki kız gibi sarışın ya da güzel yüzlü değildi. Sıradandı.
Asansöre binerken "Neden o kızla yatmak yerine işime burnunu soktun ki?" diye çıkıştım.
Asansör yükselirken bana tepeden baktı "Neden bununla bu kadar ilgileniyorsun?" diye sorduğunda verecek cevabım kalmamıştı.
Boğazımı temizledim ve çabucak bir kılıf uydurdum "İşime burnunu soktun çünkü," dediğimde çoktan odanın olduğu kata gelmiştik. Koridorun başındaki ilk odanın kapısına kartı okutur okutmaz ondan önce odaya girdim. Büyük, iki kişilik bir yatak dışında odada başka hiçbir şeyi gözüm görmüyordu.
Kendimi sırtüstü yatağın üzerine bıraktım ve gözlerimi tavadaki spot lambalara diktim "Ben sevilmeyecek bir insan mıyım?" diye sorarken gözlerim yeniden dolmaya başlamıştı.
Odanın parlak beyaz ışıkları açılırken alayla güldü "Sevilecek ilk insansın," dediğinde yatağın üzerinde aniden oturur konum aldım. Bu başımın fena halde dönmesine sebep olmuştu, ellerimi yatağa sabitledim.
Dilim dolaşarak "Sesindeki alaycılık niye?" diye sordum.
"Garantisin," dediğinde onu izliyordum. Çenesindeki sakalı çekiştirerek çıkardı ve camın kenarıdaki tekli koltuğun üzerine kafasındaki perukla birlikte attı. Ona devamını bekleyerek bakarken açıklama gereksinimi duymuş olmalı ki "Sadıksın. Seni terk etseler bile sen onları terk etmiyorsun, bu yüzden seni sevmek basit. Gitmezsin. Sürekli dönüp dinleneceğin bir liman gibisin," dediğinde dudaklarım büküldü.
"Bu beni basit mi yapıyor?" diye sorduğumda iç geçirdi.
Elindeki bastonundan destek alarak yanıma gelirken "Seni basit yapmıyor ama aptal yapıyor. Vazgeçmesini bilmen gerek," dedi.
Güldüm "Çok üzüldüm," dediğimde başımın tepesine elini koydu ve saçımı, küçük bir çocuk gibi sıvazlarken "Seni o kızla öpüşüken görünce çok üzüldüm ve çok kızdım," dediğimde başımın tepesindeki eli olduğu yerde kalmıştı.
Boğazını temizledi "Gazel, ikimiz de sarhoşuz. Bunları yarın konuşalım," dediğinde elini kafamdan çekmişti.
Uzanıp elini tuttum ve yeniden başımın tepesine koydum "Sarhoş olsam da aklım başımda, Yüzbaşı. Sen... Sende bir şey var," dedim ve diğer elini tutup karnımın üzerine koyduğumda korlaşan alev yeniden nüksediyordu "Yakıyorsun beni," dediğimde ellerini çekti.
"Yat uyu," diyerek ayaklanmaya çalıştığında bileğinden tutarak dengesini kaybetmesine ve yatağa tekrar oturmasına sebep oldum. Hızla üzerine çıkıp, bedenini yumuşak yatağın beyaz nefresimlerine bastırdığımda güzel yeşil gözleri şaşkınlıkla parlıyordu. Dudaklarımı, bir an bile korkmadan yahut çekinmeden dudaklarına bastırdım ve benim için aralanan dudaklarının arasından diline dokunduğumda omzumda beni tutan parmakları etime daha da gömüldü. Bacaklarımın arasında sıkıştırdığım karnındaki kasların gerildiğini hissedebiliyordum. Dilindeki biranın, viskinin ve çikolatanın tadını alıyordum. Tatlı bir histi. Sonsuza dek yiyebileceğim bir pasta gibiydi.
Ellerimi gömleğinin altından göğsüne soktuğumda beni sertçe üzerinden itti. Yatağa bedenimi çarptığında, suya sırtüstü düşmüş gibi hissediyordum. Yumuşak olması gereken yatak, tüm omurgalarıma işleyecek kadar sert çarpmıştı.
Kolu omuzlarımın üzerinden beni yatağa çivi gibi sabitlerken kalbim deli gibi boğazımda atıyor, karnımın altında yeni bir arzu başgösteriyordu.
Oturur konum alırken "Yat uyu," dedi ve benimle göz teması kurmadan vestiyerin karşısındaki banyoya yürüdü.
Beni reddetmişti.

