İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 27 · 9 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 27

🎙️ 27

Parlak gözlerini üzerime dikmiş, çatılmış kaşlarının altından bana bakarken gergindi. En az onun kadar ben de gergindim, yalan söyleyemezdim. Önümde iki tercih vardı ve birini seçmek zorundaydım. Elime bir fırsat geçmişti ve bunu akıllıca değerlendiremezsem belki de yıllar boyunca bunun pişmanlığını yaşayacaktım. İntikam istemiyordum ancak... Belki de insanların, açılan canlı yayınlarda ve bu gece atılacak tüm "Hikaye"lerde benim gördüğüm şeyi başkalarının da görmesini istiyordum. Daha ileri gitmeyecektim, sadece biraz üzerine gidecektim, bu da benim grubumu değiştirip benim şarkıma kendi adını yazdığı için ödemesi gereken bir bedel olacaktı.

Mert ellerini omzuma koyarak sıkıştırdığında rahatsızlıkla kıpırdandım "Hazır mısın?" diye sordu, sanki maça boksör hazırlar gibiydi. Kararsızdım ve bunun sebebi hala içimde bir yerlerde, ihanetin gölgede bırakamadığı o yıllarca yaşanan dostluğun hatrıydı. Aptal.

Siraç bacağını sıktığında ona döndüm. Sanki bana "Bari bunu yap," dercesine bakıyordu. Doğru. Siraç'ın intikam teklifini reddetmiştim, bunu Ecmel için yapıyordum. Ne olursa olsun yıllarca beni büyütüp bugünlere kadar bana destek olduğu için saygımdan onu yaralamak istemiyordum ama en azından bunu yapabilirdim.

Dudaklarımı ıslattım ve gülümsedim "Dün gece... Bu hafta... Geçen hafta... Bu ay... Kiminle yatıyorsun, Mery?" diye sorduğumda dudaklarındaki gülümsemeyi bozmamıştı. Buradaki herkes medyada bizim hakkımızda dönen haberleri, atılan tweetleri ve daha birçok şeyi satır satır biliyorlardı. Gözümüzün içine bakmaya gerek duymadan, adımızı anmadan içeri girdiğimiz andan itibaren dedikodularımızı yaptıklarına emindim.

Diliyle dudaklarını ıslattığında gergin olduğunu anlamıştım, gülümsemesi titredi ve yanaklarına yayılırken "Abinle," dedi.

Sesli bir şekilde, kısa bir kıkırtı saldım dudaklarımdan "Biliyorum," dedim ve hemen arkasından düzelttim "Yeni öğrendim, çok kısa bir süre önce. Bir hafta oldu mu? Olmuştur, değil mi?" diye sorarken beni desteklemesi için Siraç'a ara sıra bakışlar atıyor ancak desteklemesine fırsat vermeden kendi sorularımı kendim cevaplıyordum "Şok oldum, sonuçta sevgilisiyle yattığım dedikodusu yüzünden beni gruptan atmışlardı," derken artık ıslıklar ve tezahüratlar yoktu. Sessizlik ve mırıldanmalar vardı.

Mert araya girdi "Söyleyeceklerini unutma da bir kez daha çarkı çevireyim," dedi ve bu kez bana gelecek şekilde Mery için çarkı çevirdiğinde şaşırmamıştım.

"Doğruluk mu cesaretlik mi?" diye sordu.

"Doğruluk," dedim bir an bile çekinmeden.

"Neden haberleri reddetmedin? Hepsini kabul ettin ve grubu terk ettin, burada sadece bizi suçlayamazsın," dediğinde beni köşeye sıkıştırdığı doğruydu. Gerçeği söylemek dışında söyleyeceğim her bahane beni geri çekecekti. Gerçeği söylediğimde ise ağabeyimin ipini çekmiş olacaktım. Etraftaki kameralar üzerimdeyken bir şey yapmam gerekiyordu ve o an, Siraç'ın söylediklerini anımsadım. Onları duygularından yakalayacak yalanlar söyleyecektim.

"Biliyorsun, Mery. Biyolojik ailem hem alkolik hem de uyuşturucu bağımlısı," dediğimde ağabeyim bana "Yapma" dercesine bakıyordu. Bu, onunla ebediyete kadar saklayacağımız tek zayıf noktamızdı ancak o an, belki de aldığım alkolün etkisinden emin değildim, cesaretlenmiş ve tüm kirli çamaşırları ortaya dökme kararı almıştım. Yine de onu korumaktan vazgeçemiyordum. Eğer onu korumaktan vazgeçersem bu, medyanın gözünde intikam oyununa dönerdi oysa şimdi, tamamen onların vicdanına oynuyordum. Üzerime canavar gibi silahlandırıp saldıkları medyayı kendime kalkan yapmaktan başka çarem yoktu "Mery'nin sevgilisi sandığım adam da benim için el altından uyuşturucu getiriyordu ve ben de bunu biyolojik aileme taşıyordum. Sessiz kalmamın sebebi ailemi korumaktı ancak medya buna izin vermedi," derken medya diye kastettiğim tamamen Mery'di.

Mert sessizce çarkı bu kez Ecmel'e gelecek şekilde çevirdiğinde doğrudan ona bakarak "Yalan mı söylüyorum yoksa gerçekleri mi konuşuyorum, Ecmel?" diye sorduğumda ona meydan okuyarak bakıyordum. Eğer bana destek çıkmayıp Mery'nin yanında duracak olursa gözümü kırpmaz doğruları söylerdim. Kanıtlarla sözlerimin arkasında duracağımı biliyordu.

"Doğru söylüyorsun," dediğinde Mery öfkeyle Ecmel'in dizine tırnaklarını geçirirken gözü seğirdi.

Mery'nin histerik kahkahaları dışında salon sessizdi "Elbette... Elbette hiç kimse senin ne kadar bencil olduğunu bilmiyor, onları istediğin gibi manipüle edebilirsin," dediğinde onu boğazlamak istiyordum.

"İnsanları manipüle etmeye ihtiyacım yok, bu sektörde en başından beri adımızla ve yaptığım işimizle var olduk. Aksi oldu mu?"

Apollo öne doğru eğilerek "Bencilliğin ve küstahlığına artık bir son vermen gerek, artık sen bu grubun bir üyesi değilsin. Kabullen ve saplantına son ver," dediğinde ona alayla gülümsedim. Konuyu aynı noktada toplayıp beni buradan vurmak istiyorlardı.

"Doğru, bencil ve küstahım. Hepinizi sınırlandırdım, kısıtladım ve özel hayatlarınıza dahil oldum," derken her biri başını sallayarak bana onay veriyordu. Elimle onları göstererek tiksintiyle "Tam da bu yüzden yaptım. Benim adımı medya unuttuğunda size izlenme kazandıracak bir şey kalmayacak, gündem olacak tek şey kimi siktiğinizin haberlerinden başka bir şey olmayacak," dediğimde Apollo olduğu yerden sıçrayarak doğruldu.

Parmağını bana doğru sallarken "Bizi sen var etmedin, hepimiz kendi çabalarımızla geldik bugünlere," diye bağırdı.

İstifimi bozmadım "Tamam, ben sizi var etmesiysem eğer, benim adım olmadan yürümeye neden devam edemiyorsunuz. Haftalardır, beni reklam malzemesi olarak kullanıp albümlerinizi satıyor, yeni konserleriniz için anlaşma imzalıyordunuz. Daha düne kadar Mery çıkıp, sözde aldattığım sevgilisiyle 'Biz iyiyiz' pozu vererek konser tanıtımı yapıyordu," diye bağırdım.

Mery ayaklandı "Konuyu saptırıyorsun," dedi.

Ayaklanırken "Marifet'i ben yarattım," dedim işaret parmağımı göğsüme çarparken.

Mery "Asıl seni biz yarattık, Gazel," diye çıkıştı

Başımı iki yana salladım "Öyle mi? Beni siz yarattınız ve..." derin bir nefes aldım "Tamam, madem bana ihtiyacınız yok... Madem ben sizi yaratmadım, siz beni yarattınız, kendi çabalarınızla bir yere geldiniz... Buyrun... Sahne sizin artık. Ben yokum. Bensiz ne kadar başarılı olduğunuzu gösterin. Size rakip bile olmayacağım," dedim ve kollarımı göğsümün altında birleştirerek onlara baktım "Tartışma bitmiştir, dağılabilirsiniz," dediğinde Apollo elindeki plastik bardağı masanın üzerine fırlatıp kalabalığın arasından sıyrılırken peşinden Mery ve Ecmel onu takip ediyordu. Geriye bir tek Kedicik kalmıştı. Grubun sakin elemanı. Gözlerimin içine bakıyor, beni yargılıyor ve beni küçümseme hakkını kendinde buluyordu. Buna karşılık gözlerimi onun gözlerine sabitledim ve çekip, diğerlerinin peşinden gidene kadar dik dik baktım.

Etrafımızdaki kalabalık dağılıp müzik yeniden yükselirken insanlar hiçbir şey olmamış gibi eğlenmeye başlamıştı. Siraç koltuğun ucuna doğru kayıp takdirle yüzüme bakarken "Senden beklemezdim," dediğinde sadece gözlerimi devirerek karşılık verdim "İyi yerlerden vurarak başladın," dedi ve sırtıma takdir edercesine iki kez vurdu.

Alayla "Sağ ol ya," diye homurdandım.

"Biraz hava alalım mı? İçerisi baydı beni," dediğinde onayladım. Koltuktan kalktıktan sonra kılıç görünümlü bastonundan destek alarak dışarı çıktık. Birbirimizde konuşma gereksinimi duymadan ikimiz de havuz kenarındaki boş bar taburelerine oturduk. Bu kadar parlamak ve kırıcı olmak benim de planlarım arasında yoktu ancak hepsini karşımda görüp bana, her şeyi bildikleri halde yargılayarak bakarken kendimi sonuna kadar savunma isteğiyle dolup taşıyordum.

İki viski siparişi verdiğinde Siraç'a tek kaşımı kaldırarak baktım "Senin şerefine bu akşam sarhoş olacağım," dedi.

"Merdivenleri çıkamayız,"

Güldü "Otelde kalırız," dedi.

"Sen ısmarlarsan,"

"Benden,"

Viskimi yudumlamadan hemen önce mırıldanarak kedi gibi ona sokuldum "Beni yatağa atmaya mı çalışıyorsun, Yüzbaşı?" dediğimde boğazını temizledi "Binbaşı," diye düzelttiğimde dudakları aralandı ve bana sırıttı.

Aralık dudaklarının arasından pembe, ıslak dili kuru dudaklarını ıslatırken "İyi fikirmiş ama gösterin beni pek etkilemedi," dedi. Parmaklarını teker teker kapatarak üçten geriye saydıktan sonra içkiylerimizi kafaya diktik.

Bardakları tezgaha çarptığımızda barmen yeniden doldurmaya başlamıştı "Galiba senin komple belden aşağısında problem var," diye homurdandım.

"Sadece ağzımın tadını biliyorum, seçkin zevklerim vardır," dediğinde ona sırıttım.

"Hım," diye mırıldandım ve yeniden kadehi kafamıza dikerken alkolden ya da açık havanın etkisinden olsa gerek başım dönmüştü. Bardağı barmene uzatırken "Senin ağzına layık değil miyim?" diye sordum.

Alaycı gülüşüyle karşılık verirken ağabeyim Ecmel "Konuşmamız gerek," diyerek araya girdi.

İç geçirdim ve doldurulmuş kadehimi yudumladıktan sonra bardağı arkamda bırakarak ağabeyimin peşinden havuzun kenarından yürüdüm. Palmiye ağacının altındaki sallanan çift kişilik salıncağa oturduğunda tereddüt etmeden yanına oturdum ve tıpkı onun gibi gözlerimi havuzun etrafındaki kalabalığa diktim. Neden benimle konuşmak istediğini aşağı yukarı kestirebiliyordum, bu kadar sert konuşmamın sebebini sorgulayacak ve beni azarlayacaktı ancak bu kez ona boyun eğmeyecektim.

O kadar uzun süre sessiz kalmıştık ki alkol iyice kanıma işlemeye, yanaklarımın ısınmasına sebep olmaya başlamıştı. İç geçirdiğinde ikimiz de salıncakta ağır ağır sallanıyorduk. Ona haksızlık yaptığımı düşünüyordum hep. Ağabeyimdi. Şu hayatta tutunacağım tek dalımdı, kolay kolay ondan vazgeçip hayatımdan silip atamıyordum.

"Beni bu akşam çok kırdın," dediğinde başımı önüme eğdim.

"Elimden geldiğince seni korumaya çalıştım," dedim ve hemen arkasından ekledim: "Her şeye rağmen,"

Ayaklarını sertçe yere sabitlediğinde korkudan dönüp ona bakamıyordum, kulağımın dibine yaklaştı "Kendini ne sanıyorsun sen?" diye tısladığında yumuşak çimleri tırnaklarımla eşip altına gömülmek istiyordum "Sen mi yarattın sanıyorsun Marifet'i?" diye sorduğunda öfkeyle ona döndüm.

Dişlerimin arasından "Ben yarattım," diye diklendim. Marifet benim kırmızı çizgimdi, içinde kim olduğu umurumda değildi.

Güldü. Gülüşü aşağılayıcıydı "Seni o siktiğimin çöplüğünde bıraksaydım, elinden tutup peşinden koşmasaydım, kurabilir miydin o grubu?" diye sorduğunda gözlerimi kaçırdım ve başımı yeniden havuza çevirdiğimde tırnaklarını etime gömdü.

Bana sokulup kolumu sıktığında, dışarıdan gören birisi bizim hasret gideren abi kardeş olduğumuzu düşünürdü ancak o, kolumu o kadar çok sıkıştırıyordu ki canımı yakıyordu. Onu başarıya alıştırıp, sadece on birinci sınıfın ikinci döneminde, birine tutulup dersleri boşladığımda bu kadar sert davranmıştı bana.

"Ben olmasaydım, şimdi yaptıklarının kaçını yapabilirdin?" diye sorarken kolumu daha da sıkıştırıyordu "Seni de Marifet'i de ben yarattım, Gazel. Ben olmasam o kenar mahallede annem gibi sürünüp gidiyordun. Ben olmasan çocuk yaşta uyuşturucu bağımlısı olup çıkmıştın. Ben ne yaptım? Seni korudum. Senin yerine her şeyin sorumluluğunu üstüme aldım. Senin uğruna kendimi feda ettim ve sen... Sen bana böyle mi teşekkür ediyorsun? Çekip gidemedin mi?" derken gözlerim dolmaya başlamıştı.

"Özür dilerim," dedim titrek dudaklarımın arasından fısıltıyla. Kahretsin ki haklıydı. O, her seferinde benim önümde bir kalkan olmuş, kendini her şekilde benim için feda etmişti.

Kolumu serbest bırakırken iç geçirdi "Benden özür dilemeyeceksin, Mery'den özür dileyeceksin," dediğinde ona döndüm. Öfkeli ve son derece ciddi görünüyordu. Evet, ondan özür dileyip ayaklarına bile kapanabilirdim ancak Mery? O kimdi ki ondan özür dileyecektim?

"Hayır," diye çıkıştı cılız sesimle.

Güldü "Keşke seni orada bırakıp gitseydim. Keşke o gün, seni bıraksaydım," dediğimde tutamadığım gözyaşlarım yanaklarımdan yuvarlandı. Elimin tersiyle çabucak gözyaşlarımı silsem de o ağabeyimdi ve çoktan görmüştü "Eğer bir gün, bana böyle yapacağını bilseydim, senden en başında vazgeçerdim," derken artık kendimi tutamıyordum.

"Neden?" diye mırıldandım ancak bu yalvarışlardan ibaretti. Şu hayatımda beni en çok yaralayan insan da Ecmel'di en çabuk toparlayan insan da oydu. O, sahip olduğum direnç kaynağımdı. Umudumdu... İhtiyacımdı... Desteğimdi...

"Yarın, tüm sosyal medya hesaplarında Mery'den özür dileyen bir video çekip yayınlayacaksın," dedi.

"Neden?"

"O benim her şeyim," dediğinde hıçkırıklarım serbest kaldı. Beni arkasında bırakıp, gözyaşlarına boğulurken sırtımı sıvazlama gereği bile duymadan arkasını dönüp giderken kalbim kırıktı. Ağabeyim, benim her şeyimdi. Bugüne kadar, onun her şeyinin ben olduğumu sanardım ancak değilmişim. Onun için, kardeşten başka bir şey değildim. Ona destek olamayan, onun hiçbir şeyi olan ve ayağına bağ olan bir kardeştim.

Yanaklarımı temizleyip palmiyelerin altından çıktığımda Ali ile karşılaştım. Mavi gözleriyle dikkatli bir şekilde beni süzerken "Bir şey mi oldu?" diye sordu. Hiçbir şeyim yoktu, sadece sahip olduğum tek arkadaşıma ulaşmam ve onun omzunda ağlamaya ihtiyacım vardı.

"Yok bir şey," diyerek omzunun üzerinden baktığımda, barın hemen önündeki locada onu gördüm. Siraç, hemen yanında, elleri göğsünde dolaşan kadına gülümseyerek bakıyor, onunla birbirlerinin nefesini hissedecek kadar yakın duruyorlardı.

"Gazel," diye seslendiğinde titrek dudaklarımı birbirine bastırarak Ali'ye döndüm.

Yüzü gerildi ve elleriyle yanaklarımı avuçlarının arasına alırken "Yok bir şey," diye mırıldanıp beni göğsüne çekti.

Sikeyim. Sığınacak tek bir yerim yoktu.

Bölüm sonu

8 yorum