İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 26 · 9 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 26

🎙️ 26

Ona doğru attığım her adımda etrafımdaki müzik ve gürültü daha da azalıyor, geriye sadece topuklarımdaki tıkırtıya eşlik eden sığ nefesim kalıyordu. Çok çabuk körüklendiğim, iddialaştığım doğruydu ancak onunla karşılaşmaktan korkmuyordum. Arkasından iş çeviren, onun ayağını kaydırmaya çalışan ben değildim. Kendimce haklı sebeplerim vardı, evet. Tüm bunlar yüzünden ne onunla ne de ağabeyimle yüzleşmek istemiyordum. Kalbimi derinden yaralamışlardı, onları görmek beni öfkelendirmekten çok üzüyordu. Kıymet verdiğim bir eşyamın gözlerimin önünde bir başkası tarafından parçalanması gibi hissettiriyordu. Kalbim kırıktı ve ben, üzgün olmaktan başka bir şeyle ilgilenmiyordum.

Ağabeyim beni nefretle büyütmemişti, bu yüzden etrafımdaki insanlara öfkeyle çıkışabilirdim ancak hiçbir zaman nefretle hareket edip intikam peşine düşmek gibi bir derdim yoktu.

Dirseklerimi bar tezgahına dayadım ve iki şişe bira istedim. Hemen yanımda konuştuğu fenomen duruyordu. Kadının omzunun üzerinden ona gülümseyerek baktığımda beni çabucak fark etmişti. Yüz ifadesi donmuş, her ne üzerine konuşuyorsa bir anda konuşmayı yarıda kesmişti.

Kadın aramızdan çekildiğinde biraz önce kadının oturduğu tabureye oturdu ve bana gülümseyerek döndü "Ne işin var burada?" diye sordu. Ona gülümsemeyi sürdürürken bira şişelerini alarak geri çekildim ve onu tamamen görmezden gelerek kalabalığın içine döndüm. Kalbim deli gibi boğazımda atarken nefesim kesiliyordu.

Korkak mıydım? Sokakta bana birinin saldırmasından korkmazdım. Evime hırsız girdiğinde onu tavayla hırpalayıp kovmayı başaracak kadar soğuk kanlıydım. Hayranlarımın arasında, korumalarım olmadan gezerdim. Bugüne kadar bana korkak damgası yapıştıracak bir şey yaşamamıştım ancak şimdi, Mery ile konuşmak bana çok uzak geliyordu. Sanki onunla konuştuğum anda parçalara ayrılacak ve kimse beni yerden toplamayacak gibiydi. Aynı şey ağabeyim için de geçerliydi. Onlardan nefret etmiyordum. Tokadı kalbim kırılmıştı.

Kalbim, yeni bahanelerimi kabul edemeyecek kadar kırıktı. Onları affedemez, onları affetmek için kendi içimde onlara savunma yazamaz ya da iyi yönlerinden bakamazdım. Nefrete ramak kala bir histi bu, bir adım ötesi nefretti, bunun farkındaydım ancak onlar o kadar kötüleşmemişlerdi. Evet, kötülerdi.

Ama sanırım o kadar da ciddiye almıyordum onlardı.

Yeşil kadife koltukta, birbirlerini elleyen kızların yanında bir kolunu koltuğun kolçağına yaslamış bana sırıtarak bakan Siraç'a elimdeki bira şişesini fırlatmak istesem de ona gülümseyerek yaklaştım.

Elimdeki birayı ona uzatırken hemen önündeki sehpaya oturdum. Birayı elimden almadan duruyorken elime baktığımda tir tir titriyordum "Alacak mısın?" diye homurdandım.

Elimden birayı aldı, dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğilirken "Bu kadar korkak olduğunu bilmezdim," dediğinde gözlerimi kaçırdım.

"Korkak değilim," dedim ancak benden bir açıklama bekler gibi suratıma bakıyordu "Sadece..." tuttuğum nefesimi dışarı verdim "Kalbim acıyor," dediğimde suratındaki gülümseme genişledi.

Başını iki yana sallarken "Kalbinin çatlakları doluyor," dedi ve öne doğru eğilerek fısıltıyla ekledi "Nefretle," dediğinde güldüm.

"Onlardan nefret etmek istemiyorum," dedim.

"Onlar senden nefret ediyor, sana nasıl baktığını biliyor musun?" diye sorduktan sonra çenemi sertçe sola doğru çevirdiğinde camın kenarında, yanında Joker kostümüyle ağabeyim Ecmel ile birlikte kaşları çatılmış halde ikisi de bana bakıyordu. Bugüne kadar defalarca gördüğüm o boş bakış, ilk defa bu gün bir anlam kazanmaya başlamıştı. Siraç haklıydı.

Çenemi parmaklarının arasından kurtardım "Onları böyle hatırlamak istemiyorum," dedim. Yeni bir açıklama üretmeye çalışırken Mert yeniden başımızda, elinde iki şişe tekila ve plastik shot bardaklarıyla dikiliyordu.

Abartılı bir tavırla boğazını temizledi "Gelmiş geçmiş en büyük doğruluk mu cesaret mi oyununu başlatıyorum," diye bağırırken müziğin sesini bastırıyordu. Beni elimden tutup Siraç'ın kolunu yasladığı koltuğu kolçağına oturturken Mert'in arkadaşlarının Ecmel'i ve Mery'i bize doğru çekiştirdiğini görebiliyordum. Gülerek reddetmeye çalışsalar da çoktan Kaptan Amerika kostümlü Apollo ve Tarkan kostümlü Kedicik sehpanın etrafındaki yerlerine oturmuşlardı. Kedicik, kucağındaki Örümcek Adam kostümlü cılız oğlanın beline sarılmıştı ve kucağındaki oğlan da onun uzun, kızıl sakallarını okşayarak sırıtıyorlardı. Göz göze geldiğimizde suratındaki gülümseme dondu. Ben cinsiyetçi bir insan değildim, bazı net kurallarım vardı. Toplum içinde grubumun üyelerinin tam bir rol model olmasına dikkat ederdim ve Kedicik, bunu bilirdi. Kucağındaki çocuğun kulağına bir şey söylediğinde çocuk kalktı ve tıpkı benim gibi, tekli koltuğun kolçağına oturup kolunu Kedicik'in omzuna attı.

Hala otoritem vardı.

Apollo, hemen Kedicik'in yanındaki tekli koltukta, ayaklarının önünde ona sırtını dönmüş dolgun hatlı kız ve koltuğun kolçağında oturan iki sarışınla birlikte bana meydan okurcasına bakıyordu. Apollo, bana karşı en iyimser ve destekleyici olandı. Tıpkı Mery gibi o da bana ihanet etmekte çok gecikmemişti.

Mert "Marifet grubuyla 'Doğruluk mu cesaretlik mi?' oynamak isteyen var mı?" diye sorduğunda etrafımıza yavaş yavaş kalabalık yığılıyor, oynamak isteyenler sıkışarak kendine yer yaratıyor ya da koltukların arasına, yere oturuyordu.

Gözlerim Ali'yi ararken hemen yanımda, onu aradığımı biliyor gibi belirdiğinde "Bu ne?" diye çıkıştım.

"Mert, durduramıyorum onu," dediğinde bu yeterli bir bahane gibi gelmiyordu bana.

Dişlerimin arasından "Onları olduğu partiye ne hakla beni davet ediyorsun?" diye çıkıştım.

Omzumu sıvazlarken etrafa gülücükler atıyordu, tıpkı onun gibi gülümsemi suratımdan dağıtmadan karşılığını beklerken "Ben davet etmedim," dedi. İnanıp inanmamam gerektiğini bilmiyordum ancak ona inanmayı tercih ettim. İntikam alacak ya da popülarite için böyle şeyler yapacak bir insan değildi.

Bunu yapacak olan Mert'ti. Mert, ona yapılan en küçük bir şeye bile kin tutup intikam peşine düşecek bir insandı.

Etraftaki izleyicilerden bazıları telefonlarını kaldırıp flaşlarını açarak video kaydına başladığında çoktan kimin ilk soruyu soracağına karar verilmişti. Biraz önce başka bir oyun oynamak için duvarda asılı duran çarkıfeleği indirip sehpanın üzerine koydular. Tek tek sephanın etrafındaki dandik çemberdeki insanlara baktım. Marifet dışında aynı ortamda bulunduğum insanlar da vardı, hiç tanımadığım ancak oyun için heyecanla avuçlarını kaşıyan insanlar da. Havaya kaldırılan telefonların hepsi, bu akşam burada bir açığımızı yakalamak, ilk önce kendi sosyal medya hesaplarında paylaşıp tıklanmalarını artırmak için aç yırtıcı hayvanlar gibi ağızları sulanarak bekliyorlardı.

Siraç elini bacağıma koyduğunda ona döndüm. Bana bakmıyordu ancak elini kaldırdığı anda yeniden bacağımı sallamaya başladığında parmaklarını kumaşın üzerinden etime gömerek sabitledi.

"Gazel," sesiyle döndüğümde ok beni gösteriyordu.

Çocuk heyecanla bana gülümserken yapmacık gülümsemi bozmadan masanın üzerindeki oku takip ederek Siraç'a "Ne kadar şanslısın? İlk soru sana," dediğimde açıktı. Siraç, onlar için görünmez geliyordu ama buradaydı.

Çocuk hevessiz bir şekilde "Doğruluk mu cesaret mi?" diye sorduğunda arkasındaki adam onu dürttü ve kulağına söylediği şeyden sonra sırıtmaya başladı.

"Doğruluk," dedi Siraç pek de hevesli olmadan.

İkimizi işaret ederek "Gazel ile sevgili misin?" diye sordu.

"Hayır," dediğinde benden başka bunu doğrulacak biri yoktu ve ben de doğruladığımda çocuk Mert'in uzattığı shotu kafaya dikti. Bu ortamda oynadığımız oyunun kurallarında, eğer karşındakine içiremiyorsan sen o içkiyi içecektin. Bu yüzden sorular acımasızdı.

Mert, Siraç'ın yerine çarkı çevirdiğinde bu kez çark Mery'de durmuştu. Heyecan dolu nidalar artarken Siraç, heyecanla doğruldu "Doğruluk mu cesaret mi?" diye sordu.

Mery önce bana, hemen arkasından da Siraç'a baktı "Cesaret," dediğinde güldüm.

Siraç'ın ifadesi heyecanlıydı, ne isteyeceğini bilmiyordum ama bu onu heyecanlandırdıysa bir şey vardı elbette altında "Beş dakika boyunca, birinin hayvanı olacaksın...-" henüz cümlesini bitirmeden elini havaya kaldırarak yanına çağırırken "Pas," dedi.

Mert ona içki bardağını uzatırken "Haklarını düzgün kullan, solist hanım," dediğinde ona suratını buruşturdu ve plastik bardağı ayağının altına atıp topuklarının altında kırdı. Bu kez çark Mery'nin adına döndüğünde grubun dışında birinde durmuştu. Doğruluk cevabına karşılık en büyük fantezisini sormuş ve yeniden bir bardak daha içmişti. Oyunun içinde olmak, sıranın akıp gitmesini izlemek sıkıcı ve gerginlik vericiydi. Yeniden bacağımı salladığımı, Siraç elini dizimin hemen üç parmak yukarı koyup bacağımı sıktığında anlamıştım.

Siraç'a doğru eğildim "Keşke kabul etseydi," diye fısıldadım, bana kendini beğenmiş gülümsemesiyle baktığında "Benim hayvanım olmasına izin verir miydin?" diye sordu.

Alayla "Kucağımda oturmasını istemek varken mi?" diye sorduğunda bacağımın üzerindeki elini çimdikledim.

Hemen arkasından gelen kişi cesaret cevabını vermişti, buna karşılık soruyu soran kız, diğer kızdan kilodunu burada çıkarmasını istediğinde masanın etrafında ıslıklar ötmeye başlamıştı. Flaşlar kızın üzerine çevrildiğinde biraz olsun rahatlamıştım. Buna karşılık kız, kotunun içinden iç çamaşırının bel kısımlarını kopararak üzerinden çıkarıp soruyu soran kıza attığında ıslıklar ve alkışlar yoğundu.

Çark döndüğünde bu kez kaçamaksızın ok beni işaret ederek durmuştu. Kızın yüzündeki gülümseme genişlerken heyecanla sırtını dikleştirdi "Doğruluk mu cesaret mi?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım. Doğruluk, dediğimde bana gelecek soruların her birini tek tek sayabilirdim ve her biri, cevap versem ya da vermesem önemli değil, üzerime çevrilmiş bir ok olacaktı.

"Cesaret," dediğimde bundan pek memnun olmamış gibi görünüyordu. Kendimce risk almıştım sadece.

Bir süre beni izledikten sonra "Göğüslerini okşayarak dikleştir," dediğinde ne dediğini anlamak için bir müddet yüzüne baktım. Evet, doğru duymuştum. Kendimi okşamamı istiyordu. Hangisinin daha kolay geldiğini düşündüm. İçmek daha kolaydı. Hala Marifet'in bir parçası olsaydım muhtemelen bunu reddedip içmeyi kabul ederdim ancak artık ben, kötü bir rol modeldim.

İstediğimi yapmakta özgürdüm.

"Seninkileri okşamamı ister misin? Görüyorsun, korse falan..." dediğimde belimi saran sert korseye vurdum, kız hayretlerle açılmış mavi gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu. Islıklar ve kızı destekleyen dokunuşlar yavaş yavaş artarken bacaklarımı araladım ve avcumun içini usul usul bacaklarımın arasındaki koltuğun kadife kolçağına vurdum.

Kız kıkırdayarak bana doğru adımlarken Siraç bana yaklaştı "Git gide daha heyecanlı olmaya başladı," dedi ve biraz arayı açarak keyifle bana bakarken ona kalçamın yanında sıkılı duran yumruğumla hareket çekip sarışın kıza yeniden döndüm. Barbie gibi kot pantolon, kalın pembe topuklular ve kısa Barbie logolu tişörtüyle önümde durduğunda elimle dönmesini işaret ettim.

Bana sırtını dönüp önüme oturdu ve sırtını bana yasladığında ellerimi bacaklarına koydum. Tüm gözler ve flaşlar üzerimize tutulmuştu, bu sahneden alışık olduğum bir duygu olsa da gerilmeme sebep olmuştu. Parmaklarımın ucuyla usulca bacaklarının iç kısımlarına dokunduğumda bacaklarını kapama isteğiyle irkildi.

"Sadece erojen bölgelere dokunarak yap," dedi Apollo.

Etraftaki kalabalık yine ıslıklar ve alkışlarla eşlik ederken "Yap! Yap!" nidaları salonu dolduruyor, müziğin sesini bastırıyordu. Ağzımı, Barbie kızın omzunun arkasına saklayarak sessiz bir küfür mırıldandım ve çenemi kızın omzuna koyup burnumu boynuna değdirdiğimde irkildi.

Parmaklarım, sıkı kotunun belinde, tenine dokunarak gezerken kulağına "İzlenmekten hoşlanır mısın?" diye fısıldadım. Bu, parmaklarımın altındaki teninin daha da ısınmasına sebep olmuştu. Yanaklarındaki kızarıklığın kulaklarına ulaşmasını izlerken dilimi kulağının arkasına değdirmemle ağzından küçük bir inleme kaçtı.

Ağır hareket ediyor, parmaklarımın altında teni ürperdikçe sırtı yay gibi geriliyordu. Bir kadını baştan çıkarmak tecrübeli olduğum bir alan değildi ancak kendimden pay biçerek ona dokunurken doğru yolda olduğumu bilmek, başardığımı hissetmek ve zafer arzusu beni kontrol ediyordu. Dantelli sütyeninin üzerinden göğüslerini avuçladığımda nefesi sıktı.

Yavaş yavaş, yakın ve meraklı arzuyla onun kucağımda kıvranmasına müsaade ederken gözlerini üzerime diken Ali'nin yoğun bakışlarını görmezden gelmek mümkün değildi. Birasını yudumlarken yüzü ifadesiz, bakışları karanlık arzuyla gölgelenmişti.

Barbie'nin sütyenini aşağı çekip göğüslerini sıkıştırdığımda dikleşmiş meme uçları beyaz tişörtünün altından kendini gösterdi. Alkış ve ıslıklarla kızın üzerinden ellerimi çektiğimde kız derin bir nefes alarak sırtını dikleştirdi ve kucağımda bana döndü. Alt dudağını dişlerinin arasına çekmiş, arzuyla bana bakıyordu.

Omzunu öpmeden hemen önce "Kadınlarla ilgilenmiyorum," dedim dudaklarımı kimsenin okumasına ve sesimi ondan başka kimsenin duymasına müsaade etmeden.

"Yine de oldukça iyiydin," dedi ve alt dudağıma küçük bir öpücük kondurduktan sonra "Fikrini değiştirirsen, parti bitene kadar buradayım," dedi ve doğruldu. Alkışlar, ıslıklar ve flaşlar artarken elimde olmadan, sahnedeki veda hareketimi yaptım: İşaret parmağını öp, alnına değdirirken göz kırp ve usulca öne eğil.

Mert bana bir küçük kadehi uzatırken "Zafer içkisi, bu sayılmayacak," dedi ve dilini kıvırarak çıkardığı gürültülü ıslık sesiyle kalabalığın nidalarını alçalttı. Bira şişesiyle onun kafasını ortadan ikiye ayırmak istesem de kadehimi kaldırdım, tuzu yaladım ve içkiyi içtikten sonra limonu olduğu gibi ağzıma attım.

Mert uzanıp çarkı çevirdi, çark hızla dönerken "Kuralları değiştiriyorum, itirazı olan yoktur herhalde," dedi ve tam Mery'e gelecek şekilde elindeki votka şişesiyle çarkı durdurduğunda Mery gözlerini devirdi, itiraz edemezdi, şu an etrafımızdaki kameralarla sosyal medyanın küçük kuklalarından ibarettik.

Uzanıp yerdeki biramı aldım ve kafama diktim. Uzun uzun yudumlarken yeniden bacağımda Siraç'ın parmaklarını hissettiğimde bacağımı sallamakta olduğumu fark etmiştim. Mert'in kimin tarafında olduğunu bilmiyordum, ne benim ne de Mery'nin tarafında olmadığı açıktı.

Bira şişesini iki elimle sıkı sıkı tutarak bacaklarımın arasına, koltuğun kolçağı üzerine koydum ve doğrudan Mery'e baktım "Doğruluk mu, cesaretlik mi?" diye sordum. Vereceği cevabın bir önemi yoktu, her ikisinde de ben ne dersem yapmak zorundaydı. Her şekilde benimdi. Doğruluk ya da cesaretlik farketmeksizin, kadehin arkasına sığınıp sorularımdan yahut isteğimden kaçmak, onun itibarına zarar verecekti.

"Doğruluk," dedi.

Mert ıslığıyla etrafımızdaki insanları heyecanlandırırken "Oyun yeni başlıyor, millet!" diye bağırdı.

Gerçek oyun, şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Yarın edebiyat sinabi var ustelik turkiye geneli ama ben burda oturmus kitap kkuyorum ve kacinci bolumdeyim aqq sabah basladm kitaba bu hic hayra elamet degil sinavda ciksa bari