İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 25 · 6 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 25

🎙️ 25

Arabayı kaldırımın kenarına, giriş kapısının hemen önüne park ederken uzun zaman sonra kalabalık bir ortama girecek olmanın verdiği heyecanla titredim. Bu, mevsimden kaynaklı da olabilirdi elbette. Arabadan indiğimde ön kapıdaki dev balkabağı süslemeleri ve beyaz çarşaftan uyduruk hayaletler karşılıyordu bizi. Heyecanlıydım. Normalde böyle ortamlara girmeye pek can atmazdım-alkolün etkisiyle kendimi kaybedip ertesi gün saçma manşetlerin altına fotoğrafım basılsın istemezdim- ancak bu kez, insan içine karışacak olmak hem olumlu anlamda beni sarsıyordu hem de olumsuz. İnsanlar bana baktığında ne görecekti, bilmiyordum. Tek dileğim saçlarımın rengini değiştirip, yüzüne pek de benim tarzım olmayan bronz makyaj yaptığım için tanımamalarından yanaydı. Bu mümkün olmasa da.

Siraç'ın tek bastonla rahat edemediğini gördüğümde, henüz giriş kapısındayken sağ kolunun altına girerek baston niyetine kullandığı sağlam kılıcını sol eline uzattım "Gerek yok," diye homurdandı.

"Bana gerek var. Sap gibi giremem içeri," dediğimde uyduruk bahaneme inandı ya da inanmak istedi. Emin değildim. Bir şekilde, Siraç'ın kolunun altını kendime sığınak ilan etmek hoşuma gitmişti. Gerçeği unutmuyordum, sadece gölgede bırakıyordum.

Güvenliğe ismimi verdiğimde, listeden kontrol etme gereği duymadan bizi direkt içeri almışlardı. Bahçenin her köşesinde, gösteriş yapmayı seven Ali'nin lüks arabaları, üzerinde balkabakları, komik cadılar bayramı yapıştırmalarıyla evinin avlusunda çoğu kişiye fotoğraf çekilecek bir arka plan yaratıyordu. Komikti ancak bu geceden itibaren birçok kişinin sosyal medya hesabında o ve partisinin konuşulacağı kesindi.

Siraç, tıslama gibi güldüğünde aşağıdan ona baktım. Suratında alaycı bir gülüş, etrafı izliyordu. Arabaların arasından geçerken alayla "Çok eğlenceli bir gece olacak," dediğinde baktığı yere baktım. Tatlı, kedi kadın kostümü giymiş, kırmızı parlak rujuyla gülücükler saçan bir kızla bakışıyordu.

"Ne güzel," diye homurdandım. Kızla göz göze geldimizde gözlerini kaçırdı ve bize arkasını döndü. Korkutucu baktığımı düşünmüyordum, sadece göz göze gelmiştik ve başını çevirmişti. Biraz daha ince düşününce sebebi açıktı, Siraç'ın kolunun altında hiç de ona destek oluyor gibi görünmüyordum. Aksine, onunla çıkıyor gibi görünüyordum. Tamam, madem beni kolay vazgeçilebilir birisi olarak görüyordu, en azından biraz keyfini kaçırmaya hakkım vardı.

Yoğun müzik sesinin içine dahil olduğumuzda herkes bir köşede kendi arkadaş grubu ile eğleniyorlardı. Elindeki elektronik sigarasını içerek etrafı izleyen, Homelander kostümlü Ali'nin bizi fark etmesi kısa sürmüştü. Erkeklerin çoğu zahmet etmeyip beyaz tişört, sarı peruk ve eski moda gözlüklerle Dahmer olmayı tercih ettiği için üç beş farklı tipin arasında parlıyordu.

Bizi gördüğünde gözlerini kıstı, Siraç'ın kolunun altından çıkmak istesem de ben hareketlendiğim anda acıyla sızlanarak bana tutununca mecburen olduğum yerde kalmak zorunda kalmıştım. Dönüp ona baktığımda gülümsüyordu. Rol mü yapıyordu yoksa acısını böyle mi gizliyordu?

"Dalga mı geçiyorsun?" diye homurdandım.

Başını iki yana salladı "Acıdı," dedi küçük bir çocuk gibi. Bir yandan meydan okuyor bir yandan da kısıtlıyordu.

"Bulduğum ilk boş koltuğa seni postalayacağım," diye homurdandım.

Parmaklarının arasına doladığı saçlarımı, inadına, göstere göstere okşarken "Elbette. Bulursan haber ver, ayakta olmaktan pek hoşlanmıyorum," dedi.

Onun tikini tırnakladığımda gözlerini kocaman açarak "Yapma" dercesine dudaklarını birbirine bastırırken bedenini bedenime yaslayarak iyice sokulmuştu.

Ali "Hoş geldin, Gazel," dediğinde ona döndüm ve uzanıp, her ne kadar Siraç ile tüm bağımı kesmek istesem de kolu omzumda, soğuk bir şekilde Ali ile kucaklaştım.

"Parti çok güzel," diye yalan söyledim.

Elimi tutup beni baştan aşağı süzerken "Sen de çok güzelsin," dedi. İltifatı karşısında gülümserken Siraç'ın kolunun bana daha sıkı tutunduğuna yemin edebilirdim ancak kanıtlayamazdım.

"Ne yalan söyleyeyim, gelmeni beklemiyordum," dediğinde suratımdaki gülümsemeyi genişletti.

"Siraç çok ısrar etti," dediğimde etrafı taramakta olan gözleri doğrudan bana çevrilmişti.

"Başlı başına yalan, seni görmek için heyecandan öldü," dediğinde bu kez yalanıyla bana üstünlük kurtmuştu. Yeniden tikine tırnaklarımı geçirmek için hazırlanırken elimi tuttu ve bana yalancı, tatlı gülümsemesiyle bakarken "Utanma hemen," dedi ve dağınık saçlarımı daha da dağıttı.

Ali'ye gülümseyerek döndüm "Abartıyor," diye mırıldandım ancak Ali, ilk defa Siraç'tan ve sözlerinden hoşlanmış gibi gülümsüyordu.

Hemen arkasından sarı peruğu ve sarı lensleriyle Ali'nin yakın arkadaşı Mert kolunu "Nerede kaldın oğlum ya?" diye homurdanarak omzuna attı. Bir müddet beni ve Siraç'ı süzdükten sonra yeniden, doğrudan bana baktı ve süzerken "Siktir, Gazel?" dedi hayretler içerisinde "N'aber kankim?" diye sordu yumruğunu uzatırken.

"Süper," dedim alayla.

Güldü ve birasını yudumladı "Arsız Bilardo oynayacağız, adam arıyordum. Sevgilini kap gel," dediğinde başımı iki yana salladım.

"Sevgilim değil, arkadaşım," diye ekledim.

"Fark eder mi?" dedi ve Ali'nin pelerininden tutarak onu çekiştirirken Siraç'a tercih hakkı tanımadan peşlerine yöneldim. Bu gece biraz alkol almanın zararı dokunmazdı. Sonuçta, bu benim için bir bahaneydi.

"Arabayı ben kullanmayacağım," dedi Siraç alayla.

Güldüm "Kartımı yine unutmuşum, taksiyi karşılasan yeter," dedim.

Alayla homurdandı "Ay başı gelmeden benim maaşım bitti," dediğinde ona gözlerimi devirdim.

Mert, elinde ıstakayla dolanırken "Sen de oynayacak mısın, kanka?" diye sordu Siraç'a. Reddedeceğini düşünsem de başparmağını kaldırarak onaylamıştı.

Mert, Siraç'a gözlerini dikip bakarken bana elindeki ıstakayı uzattı "Nasıl oynanmaz görmek istiyorsan, Gazel'i izle," dediğinde ona gözlerimi devirerek elindeki ıstakayı aldım. Oyun oynamada başarısızdım. O kadar kötüydüm ki bu beni spordan soğutmuştu. Böyle şeylerde genellikle hırsım olmazdı, çabuk gaza gelir sinirlenirdim ancak benim için yeteri kadar değerli anlamlar ifade etmediği için kazanmak hiçbir zaman önemli olmazdı.

Dikkatli bir şekilde Siraç'ın kolunun altından çıkıp, baston niyetine kullandığı kılıcına yaslandığından emin olduktan sonra ilk vuruş için yerimi aldım. Tok sesiyle toplar etrafa dağıldı ve girmesi gereken on beş toptan, bir tanesi bile deliğe isabet etmemişti. Istakayı Mert'e uzatırken onun bana uzattığı, kenarları tuza bulanmış tekilayı uzattı. Plastik bardağın kenarlarını yaladım ve kafama diktim.

Mert ıstakayı başkasına uzatırken "Kaldı 5," diye bağırdı. Olayın mantığı ıskaladığın her topta bir hakkın gidiyor, siyah topu deliğe sokarsan direkt eleniyordun. Tamamen daha fazla içmek üzerine kuruluydu.

Sırasıyla, kalabalık masanın etrafında insanlara ıstaka uzatırken rolüne girmiş gibi numaralar yapıyordu ve bu beni biraz da olsa sinirlendirmişti. İki kişi siyah topu deliğe sokmuş ve elenmiş, oyun üç kez yeniden başladığında sıra bu kez Siraç'a gelmişti.

Siraç atışını yapmak için masaya eğilirken kafasındaki peruğu tutup çektim, bir karış uzunluğunda, siyah saçları gözlerinin önüne dökülürken "Sinirlerimi bozuyorsun," diye homurdandım.

"Sevmez misin?"

"Neden seveyim?" diye homurdanırken elimdeki peruğu, plastik bardakların toplandığı bilardo masasının altına attım. Başarılı bir atışın ardından Siraç ıstakayı Mert'e uzattı. Uzun ve sıkıcı bir oyuncu ancak Mert hala rolünün etkisinde olduğu için eğlenen tek kişi o ve hiç ıskalamadan atış yapan Siraç olduğuna yemin edebilirdim. Çoktan tüm canlarımı kullanmış, biran önce Siraç'ın kaybetmesini bekliyordum.

Sıkılgan bir şekilde "Hiç ıskalamaz mısın sen?" diye homurdandım.

Güldü "Hiç," dedi.

Gülüşüne karşılık onun yanında durup siyah topu işaret ettim "Kaybet o zaman," dediğimde bana sırıtıyordu.

"Tamam ama bir şartla,"

"Nedir?"

"Partinin son müziği çalana kadar kalacağız," dediğinde ona gözlerimi devirdim, teklifi beni şaşırtmıştı çünkü bu tip bir insan değildi, kabul ettim: "Tamam, nasıl istersen," diyerek sırtını sıvazladım. Tam da dediği gibi siyah topu deliğe isabet ettirdi ve ıslıklar eşliğinde altı shotlarının hepsini attı.

Bilardo masasından uzaklaşırken "Hani içki içmiyordun?" diye sordum.

Güldü "İçmedim ya da içmeyeceğim, demedim. Şimdiki zamanla konuşmuş olmalıyım," dediğinde koluna vurdum. Siraç'ın uzun süre ayakta kaldığını düşünerek etrafta boş koltuk ararken peri kızı kostümü içinde pırıl pırıl, bir elinde asası ve bir elinde mojito bardağıyla popüler bir sosyal medya fenomeniyle sohbet eden Mery'i gördüm. O buradaysa muhtemelen grubun geri kalanı ve ağabeyim de burada olacaktı. Bunu nasıl akıl edememiştim. Bu büyük bir partiydi. En azından Ali'nin bizi aynı ortama sokmayacağını umut ederek büyük bir aptallık yapmıştım.

Siraç "Al," dediğinde önce yüzüne sonra da bana uzattığı peçete tomarına baktım.

"Bu ne?" diye çıkıştım öfkeyle.

Bana doğru yaklaştı ve benim gibi gözlerini Mery'e dikti "Ne yapacaksın ki? Senin yapabileceğin tek şey ağlayarak kaçmak olur," dediğinde öfkeyle ona döndüm.

"Haddini bil," diye uyardım. Bana doğru eğildiği için hala fazlasıyla yakındı ancak bunu umursamayacak kadar sinirliydim.

"Doğruları söylüyorum, Gazel. Savaşabilir misin? Hayır. Sana defalarca kez savaşmanı söyledim ancak sen, evine kapanıp aptal gündüz programları ile abur cubur krizine girmeyi tercih ettin," dediğinde ağzım açık kalmıştı. Daha evime sadece bir kez girmişti ve onda da holde dikilmekten başka bir şey yapmamıştı. Nasıl olurdu da hakkımda bu kadar şey öğrenmiş olabilirdi?

"Sen öyle san," diye çıkıştım onu geride bırakıp kalabalığın yoğun olduğu salona doğru yürürken. Evet, hoşlanmadığım bir şey varsa o da buydu. Damarıma basılıp, gerçeklerin suratıma vurulması.

Onlarla savaşmayacaktım, doğru ancak yüzleşebilirdim.

Bölüm sonu

1 yorum