İçeriğe geç

Kökler ve Kül

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Kökler ve Kül

Bölüm 4

Dördüncü Bölüm: Boş Köy

Köyün adı Merrat'tı.

En azından yol kenarındaki tahta levhada öyle yazıyordu; harfler solmuş, ahşap çürümüş, ama isim hâlâ okunuyordu. Eryn levhaya baktı, Caen de baktı. İkisi de bir şey söylemedi.

Köy sessizdi.

Yanlış bir sessizlik bu; insansız yerlerin sessizliği değil, olması gereken seslerin olmadığı o tuhaf boşluk. Bir köyde sabah olduğunda horoz ötmesi gerekirdi, köpek havlaması gerekirdi, ocak dumanı yükselmesi gerekirdi. Burada hiçbiri yoktu. Evler duruyordu, kapılar kapalıydı, sokak taşları yerli yerindeydi. Ama sessizlik o kadar kalındı ki neredeyse dokunulabilirdi.

"Handa anlattıkları bu muydu?" dedi Caen.

"Evet."

İçeri girdiler.

Eryn önde yürüdü, eli pelerinin altındaki bıçağa yakındı. Caen biraz geride, etrafı tarıyordu gözleriyle. İkisi de konuşmuyordu; konuşmak gereksiz ses demekti, gereksiz ses gereksiz dikkat demekti.

İlk ev açıktı.

Kapı kilitlenmemişti, sadece örtülmüştü. Eryn içeri baktı. Masa kuruluydu; tabaklar yerindeydi, kaşıklar yerindeydi. Ortada bir somun ekmek vardı, küflenmemişti henüz. Ocakta kül vardı, soğuktu ama tazeydi. Birkaç gün öncesine aitti en fazla.

"Yemek yerken kalkmışlar," dedi Caen arkasından.

Eryn içeri girmedi. Kapıyı örtüp devam etti.

İkinci ev, üçüncü ev, dördüncü. Hepsi aynıydı. Eşyalar yerindeydi, hayvanlar yoktu, insanlar yoktu. Bir evde çocuk oyuncağı duruyordu yerde; küçük, tahta, el yapımı bir at. Eryn ona uzun baktı, sonra devam etti.

Köyün ortasında bir kuyu vardı.

Caen kuyuya eğildi, içine baktı. "Su var," dedi. "Temiz görünüyor."

Eryn etrafına bakıyordu. Köy küçüktü, en fazla otuz ev. Bir tapınağı vardı, küçük ve taştan. Kapısı diğerlerinden farklıydı; aralık değil, ardına kadar açıktı.

İçeri girdi.

Tapınak karanlıktı ama boş değildi. Mumlar sönmüştü, sunak terk edilmişti, ama duvarda bir şey vardı. Birisi yazmıştı, kömürle, büyük ve aceleyle yazılmış harfler.

Kökler uyandı. Kaçın.

Eryn bir süre o yazıya baktı.

Arkasından Caen girdi, okudu, sustu.

"Kökler," dedi sonunda. "Senin o sembolün."

"Bilmiyorum." Eryn döndü. "Ama bu insanlar korkudan kaçmadı. Uyarıldılar."

"Kim uyardı?"

Cevap yoktu. Eryn dışarı çıktı, gökyüzüne baktı. Öğleden geçmişti, güneş batıya kaymaya başlamıştı. Burada kalmak istemiyordu geceye.

"Devam ediyoruz," dedi.

Caen itiraz etmedi.

Akşam bir ormanlık alanda konakladılar.

Han yoktu yakında, bir sonraki kasabaya en az yarım günlük yol vardı. Ateş yaktılar, az, sadece ısınmaya yetecek kadar. Büyük ateş uzaktan görülürdü.

Caen çantasından kurutulmuş et çıkardı, ikiye böldü. Eryn aldı, yedi, teşekkür etmedi. Caen de beklemedi.

Bir süre sadece ateşin sesi vardı.

"Sen ne yapıyordun Karathal'da?" diye sordu Eryn sonunda.

Caen ateşe bakıyordu. "Çeşitli şeyler."

"Bu cevap değil."

"Hayır." Durakladı. "Ama şimdilik bu kadar."

Eryn kabul etti. Herkesin sakladığı bir şey vardı; sormaya devam etmek onu açtırmaz, sadece güvensizlik yaratırdı. Zamanla konuşurdu ya da konuşmazdı. İkisi de olabilirdi.

"O yaşlı kadın sana ne dedi?" diye sordu Caen.

"Doğu'ya git. Dikkatli ol." Durdu. "Ve Kök Görenler'den bahsetti."

Caen başını kaldırdı. Gözlerinde bir şey vardı, tanıma mı, korku mu, ikisi birden mi, belli değildi.

"Korvael," dedi.

"Biliyorsun."

"Biraz." Dizlerini çekti göğsüne, ateşe baktı. "Annem anlatırdı. Masallar gibi. Çok eskiden, Doğu'da büyük bir uygarlık varmış, insanlar kökleri görebilirmiş, dünyanın altındaki gerçeği. Sonra yok edilmişler." Omuz silkti. "Ben de masal sanıyordum."

"Ta ki o kadın gelene kadar."

"Ta ki o kadın gelene kadar."

Ateş çıtırdadı. Bir odun yandı, kıvılcımlar yükseldi, söndü.

Eryn metalik nesneyi çıkardı, avucuna baktı. Karanlıkta bile sembol görünüyordu; dal, köklerinden koparılmış, ama uçta o küçük yaprak.

Torven'in kitabındaki gibi. Henüz düşmemiş yaprak.

"Kök Görenler yok edildi," dedi. "Ama sembol hâlâ var. Biz hâlâ varız. Bu kadın hâlâ var." Nesneyi pelerinine koydu. "Bir şey devam ediyor."

Caen cevap vermedi. Ama reddetmedi de.

Gece ilerledi. Orman sessizdi, sağlıklı bir sessizlikle; böcek sesleri, uzakta bir baykuş, rüzgarın yapraklara çarpması. Merrat'ın sessizliğinden tamamen farklıydı. Bu sessizlik doluydu, o sessizlik boştu.

Eryn nöbet tuttu önce. Caen uyudu, ya da uyur gibi yaptı.

Gece yarısı değişim yaptılar.

Eryn uyumaya çalışırken, gözleri kapanmadan önce son düşündüğü şey o tahta levhaydı. Solmuş harfler, çürümüş ahşap.

Merrat.

Bir köyün adı. Artık sadece bir levhada kalan.

Sabah olduğunda devam edeceklerdi. Doğu'ya. Dumana doğru. Boş köylere doğru.

Kökler uyandı, demişti duvar yazısı.

Eryn bunu anlamak istiyordu. Çünkü uyanan bir şey, uyumadan önce bir yerde bekliyordu demekti.

Ve bekleyen bir şeyin amacı vardı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.