İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 27 · 4 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 27

BÖLÜM 27: KAR ÜSTÜNDEKİ KOR VE TAHLİYE

Karların üzerinden yükselen barut sisi, Devin’in ciğerlerini kavururken adımları bir milim bile aksamadı.

"Demir!"

Demir tek dizinin üstüne çökmüştü; sağ elindeki tüfek karların arasına saplanmış, sol eliyle göğsünün kenarından süzülen kızıl ıslaklığı kavramıştı. Yüzü acıdan kireç gibiydi ama dişlerini öyle bir sıkmıştı ki çene kemikleri derisini delecek gibi duruyordu.

Karşı sırtta mevziyi terk eden iki terörist, Demir’in sendelediğini fark edip namlularını ona doğru çevirmek için kayalık yarıktan fırladı.

Fakat o namlular doğrulamadı.

Devin bir panter gibi kayanın üzerinden atladı; havada süzülürken tetiği iki kez ezdi. Namludan fırlayan mermiler hedefleri göğüslerinden biçip kar yığınının içine devirdi. Yere sert bir iniş yapan Devin, kayarak Demir’in önüne siper oldu. Sırtını Demir’in göğsüne yasladı, tüfeğini boğazın geri kalan kör noktalarına dikti.

"Kıpırdama," dedi Devin, sesi dondurucu ayazdan bile daha keskin, daha tavizsizdi. "Tek bir adım bile atmayacaksın."

Demir sırtını Devin’in sırtına dayadı. Kan kaybediyordu ama Devin’in bedenindeki o çelik gibi dikliği, kendisi için dağları devirmeye hazır o deli cesaretini hissettiğinde dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Yüzbaşı..." dedi, sesi hırıltılı ama derinden geliyordu. "Beni korumak... Senin görevin değildi."

"Kapa çeneni Karaca!" Devin bir yandan karşı sırttan gelen cılız bir ateşi tek atışla sustururken, diğer yandan sol eliyle hücum yeleğindeki acil baskı bandajını çıkardı. "Bana o sofrada verdiğin sözü unuttun mu? 'Eksiksiz döneceğiz' dedin. Beni o masada tek başıma bırakamazsın, anladın mı beni?!"

Devin arkasına dönüp diz çöktü. Demir’in yelek kilidini tek hamlede çözdü; şarapnelin parçaladığı kumaşı yırtıp steril baskı tamponunu yaranın üzerine acımasızca bastırdı. Demir boğuk bir iniltiyle başını geriye attı, gözlerini yumdu; alnından akan ter damlası yanağındaki kamuflaj boyasını sildi.

"Baskıyı tut," dedi Devin, Demir’in sağlam sol elini alıp bandajın üzerine kilitledi.

Telsiz mandalına bastığında sesi Kartaltepe’nin bütün vadilerinde bir şimşek gibi çaktı:

"Tüm unsurlar! Hilal konuşuyor! Hedefler imha edildi, boğaz temiz! Kerem, tahliye koordinatını acil koda çevir! Yaralımız var, Sikorsky derhal sırta inecek!"

Telsizin diğer ucundan Kerem’in telaşlı ama sert sesi geldi: "Emredersiniz komutanım! Kuş yaklaşıyor, iki dakika!"

Aşağıdan gelen ayak sesleri karları ezdi. Barış, elinde hafif makineliyle yamacı tırmanıp Devin’in sağ kanadına yattı; hemen arkasından Civan ve Murat belirdi. Civan, Demir’in yerdeki kanını gördüğü an gözleri alev aldı, tüfeğini sırtın en uç noktasına çevirip mevzi aldı.

"Kimse yaklaşamaz komutanım!" dedi Civan, sesi hırsla titreyerek. "Binbaşımı da sizi de buradan sağ çıkaracağız!"

Murat hemen sıhhiye çantasını açtı, Devin’e ek sargı bezlerini uzattı. Barış ise gözlerini ufuktan ayırmadan haykırdı: "Kuş göründü! Saat iki yönünden geliyor!"

Vadinin derinliklerinden yükselen o devasa kurtarıcı uğultu—Sikorsky’nin pallerinin yeri göğü inleten sesi—sis perdesini yara yara Kurtboğazı sırtına yaklaştı. Helikopter tam teker koyamadı; karlı yamacın sadece iki metre üzerinde havada asılı kaldı, açık kargo kapısından teknisyenler sedyeyle aşağı sarktı.

"Civan, Murat! Binbaşıyı kaldırın!" diye emretti Devin.

İki genç asker Demir’in kollarına girdi. Demir dişlerini sıkarak ayağa kalktı; başı dönüyordu ama bilincini bırakmamak için direniyordu. Helikopterin açık kapısına doğru ilerlerken bir an durdu, başını çevirip hemen ardında tüfeğiyle geri çekilmeyi koruyan Devin’e baktı.

"Devin..." dedi fısıltıyla.

Devin Demir’in sağlam kolunun altına girdi; ağırlığının yarısını kendi omzuna aldı. Pervanelerin yarattığı devasa rüzgar fırtınasında göz göze geldiler.

"Buradayım," dedi Devin, başını Demir’in omzuna hafifçe yaklaştırarak. "Yanımdasın. Gidiyoruz."

Civan ve Murat’ın yardımıyla Demir’i helikopterin içine aldılar. Barış ve Kerem de artçı ateşi kesip peş peşe kabine atladı. En son binen yine Devin oldu; tek eliyle kapı demirini kavrayıp kendini içeri çekti ve kapı sürgüsünü kilitledi.

Helikopter burnunu dikip karlı dağların üzerinden yükselirken kabinin içi loş kırmızı ışığa büründü.

Demir sedyede uzanıyordu; sıhhiye eri damar yolunu açmış, serum bağlamıştı. Devin yerdeki metal zemine, tam Demir’in yanına çöktü. Miğferini çıkarıp bir kenara fırlattı; terden ıslanmış saçları alnına yapışmıştı. Demir’in titreyen elini iki elinin arasına aldı, sımsıkı kavradı.

Demir gözlerini araladı. Kabinin kırmızı ışığında Devin’in yüzüne, gözlerindeki o hem öfkeli hem de dünyalar kadar derin sevgiye baktı. Zayıf bir sesle, dudaklarını hafifçe aralayarak fısıldadı:

"Tavşanlı terlikleri... özledim galiba."

Devin’in boğazından kısık, ağlamakla gülmek arasında yarım bir hıçkırık koptu. Gözünden süzülen tek damla yaşı silmedi; elini Demir’in yanağına koydu, başparmağıyla adamın şakağını usulca okşadı:

"O terliklerle kafana vuracağım Karaca... Kışlaya bir inelim, o sofranın hesabını sana tek tek soracağım. Şimdi uyu. Ben buradayım."

Demir gülümsedi ve gözlerini huzurla kapattı. Kabinde Kerem, Barış, Civan ve Murat sessizce birbirlerine baktılar; rüzgar pencereleri döverken hepsi tek bir şeyi biliyordu: Kurtboğazı düşmemişti, kimse arkada kalmamıştı ve artık bu birliğin üstünde hiçbir kurşunun yıkamayacağı bir kalkan vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.