İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 26 · 4 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 26

BÖLÜM 26: İKİNCİ DALGA VE BOĞAZDAKİ KISKAC

Kartaltepe’nin zafer havası, karargahta kırk sekiz saat bile barınamadı.

Kışlaya döndüklerinin ikinci gecesi, saat 03.15’te sınır gözetleme kulelerinden gelen kırmızı kodlu telsiz çığlığıyla karargah adeta bir cehennem gibi uyandı. İlk operasyonda mağara ağzında imha edilen grubun sadece öncü bir sızma hücresi olduğu, ana gövdenin ise sis ve tipi perdesini kullanarak sınır hattındaki 2400 rakımlı Kurtboğazı karakoluna doğru ağır silahlarla taarruza kalktığı tespit edilmişti.

Kurtboğazı düşerse, sınır kapısı ve arkasındaki sivil köyler doğrudan havan menziline girecekti.

Harekât Merkezi’ndeki harita masasında bu kez tartışma yoktu; sadece buz gibi bir ciddiyet ve ölümcül bir hız vardı. Devin ve Demir, tam teçhizat zırhlarını kuşanmış, Sikorsky pistine doğru yan yana koşuyorlardı. Demir’in omzundaki dikişler henüz iki günlüktü; ama o kol, tüfeği bir an bile aksatmadan kavramıştı.

Helikopterler bu kez Kurtboğazı’nın sarp, karla kaplı güney eteğine indi. Pervanelerin fırtınasında timler birer birer karlara gömüldü. Dondurucu bir tipi vardı; görüş mesafesi beş adıma kadar düşmüştü.

"Civan, Murat! İkinci kademe mühimmat sandıklarını kayalık yarığa çekin!" diye bağırdı Devin, tipinin uğultusunu yırtarak.

Kerem ve Barış sağ kanattan açılırken, Civan sırtındaki ağır mühimmat çantasını kayaların arasındaki doğal bir çukura doğru sürüklüyordu. Murat da onun hemen iki adım arkasındaydı. Ancak kar tabakasının altında gizlenen dik yarık, tipinin getirdiği karlar yüzünden kör bir tuzak haline gelmişti.

Tam o anda, karşı sırttan yoğun bir Bixi makineli tüfek ateşi patladı.

Trrrrrt! Trrrrrt! Trrrrrt!

Mermiler kayalara çarpıp çığlık atarak sekerken, Civan ve Murat kendilerini korumak için ileriye doğru atıldılar; fakat bastıkları kar kütlesi kırılarak çöktü. İkisi birden boğazın tabanına doğru kayan derin bir toprak yarığının içine, iki büyük kayanın arasındaki kör noktaya yuvarlandılar.

Aşağıda, açık alanda kalmışlardı. Karşı sırttaki makineli tüfek mevzisi, çocukların kıpırdadığı her santimi kurşun yağmuruna tutmaya başladı.

"Komutanım! Sıkıştık! Başımızı kaldıramıyoruz!" Civan’ın telsizdeki nefesi, patlayan mermilerin gürültüsüne karışıyordu.

"Murat yaralandı mı?!" diye haykırdı Devin, siper aldığı kayanın arkasından fırlamak üzereyken.

"İyiyiz komutanım ama mermi kayayı biçiyor, çıkış yok!"

Devin’in gözlerinin önünde bir anlığına Eren’in son nefesi, o pusuda parçalanan şarapnel belirdi. Göğsündeki o eski cehennem aniden alev aldı; kan beynine sıçradı. Parmakları tetiğe kilitlendi, gözleri karardı. O çocukları o çukurda bırakamazdı; bir kez daha kucağında bir canın soğumasına izin vermeyecekti.

Tam ileriye, açık ateş hattına doğru depar atacakken, demir gibi bir el Devin’in hücum yeleğinin yakasını arkadan yakalayıp onu şiddetle geriye, kayanın korunaklı gölgesine çekti.

Demir Karaca.

Demir, Devin’i kayaya yasladı; gözleri bir fırtına kadar sertti ama içinde zerre kadar panik yoktu. "Kendini ateşe atarak kimseyi kurtaramazsın Karahan! Gözlerini aç, bana bak!"

Devin nefes nefeseydi, göğsü bir körük gibi inip kalkıyordu. "Aşağıdalar Demir! Açık hedefteler! Görmüyor musun, o kayayı parçalıyorlar!"

"Görüyorum!" dedi Demir, sesini Devin’in zihnindeki o panik çanlarını susturacak kadar tok tutarak. İki elini birden Devin’in omuzlarına koydu, dikişlerinin sızısını zerre umursamadan onu sarstı. "Ve onları oradan çıkaracağız. Ama geçmişin hayaletleriyle değil; aklımızla, sırt sırta vererek çıkaracağız. Bana güveniyor musun?"

Devin adamın kehribar gözlerindeki o sarsılmaz iradeye baktı. Kar taneleri kirpiklerine yapışıyordu. İçindeki o deliren anaç fırtına bir saniyede duruldu; yerini ölümcül bir askeri soğukkanlılığa bıraktı.

"Güveniyorum," dedi Devin tek nefeste.

Demir başını salladı, planı bir saniyede kurdu: "Kerem ve Barış tepeye iki sis bombası açacak. Ben sol yamacın sırtından makineli tüfek mevzisini susturmak için yükseleceğim. Sen doğrudan boğazın tabanına, Civan ve Murat’ın üzerine perdeleme ateşi açacaksın. Beş saniyen olacak. Çocukları yarıktan çekip çıkaracaksın."

"Sen tek başına o sırta çıkarsan hedef olursun," dedi Devin, gözlerindeki endişeyi saklayamayarak.

Demir elini uzatıp Devin’in kaskının kenarındaki kamuflaj kumaşını hafifçe sıktı. Dudaklarında o bildik, ölüme meydan okuyan mağrur gülümseme belirdi: "Beni daha önce vuramadılar Yüzbaşı. Şimdi hiç vuramazlar. Çünkü dönecek bir soframız var."

Demir telsizin mandalına bastı: "Kerem, Barış! Sisleri patlatın, boğazı kör edin! Şimdi!"

Aynı anda iki sis havanı boğazın tabanında patladı; beyaz, yoğun bir kimyasal duman tipiyle birleşerek vadiyi görünmez bir duvara çevirdi.

"Şimdi Devin!"

Demir sol kanattan bir leopar gibi kayalıklara tırmanırken, Devin kayanın arkasından fırladı. Tam teçhizatla karların üzerinde kayarak boğazın tabanına indi. Dizlerinin üstünde kayarken tüfeğini karşı sırttaki namlu alevlerine kilitledi; tek tek, ritmik ve aralıksız bir baskı ateşi başlattı. Tak! Tak! Tak! Mermileri makineli tüfeğin kum torbalarını dağıtırken, Civan ve Murat’ın sıkıştığı yarığın hemen tepesine ulaştı.

"Civan! Elini uzat!"

Civan yukarı baktığında sisin ve dumanın arasından uzanan o tanıdık eli gördü. Devin, sol eliyle kayanın kenarını kavramış, sağ elini dondurucu rüzgara doğru uzatmıştı.

"Komutanım, siz vurulacaksınız!"

"Sana emrediyorum asker, tut elimi!"

Civan var gücüyle sıçradı, Devin’in eldivenli elini yakaladı. Devin dişlerini sıktı; bütün gücünü kollarına ve sırtına bindirerek Civan’ı tek bir hamlede yukarı, güvenli kaya yarığına çekti. Hemen ardından Murat’ın hücum yeleğinden yakaladı. Murat’ı da yukarı çekerken, karşı sırttaki makineli tüfek yeniden namlusunu bu yöne çevirmeye çalıştı.

Fakat tetiğe basamadılar.

Tam o anda, sol sırttan Demir’in sesi geceyi yardı. Susturucusuz piyade tüfeğinin peş peşe patlayan sesi dağları inletti; makineli tüfek mevzisi havaya uçurulan el bombasıyla birlikte alev topuna döndü.

Demir mevziyi susturmuştu. Ancak patlamanın şiddetiyle kopan sivri bir şarapnel parçası, Demir’in henüz kapanmamış sağ omzunun hemen kenarındaki balistik yeleğin açık noktasını biçti; kan, karın üzerine kızıl damlalar halinde sıçradı.

Devin başını kaldırdığında Demir’in kayaların üstünde sendelediğini ama yere düşmediğini gördü.

"Demir!"

Devin, arkasında sağ salim duran Civan ve Murat’ı Kerem’in emniyet hattına itti: "Kerem, çocukları çek! Barış, artçıyı tut!"

Ve tek bir saniye bile düşünmeden, karları yararak Demir’in bulunduğu sırta doğru koşmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.