Ertuğrul: Efendim 5 gemi ve 1 yok edici şuanda denizdedir. Koordinatlara doğru hareket etmekteler. Hakimiyet alanları iyice güçleniyor. Ne önerirsiniz?
Oğuz: Herhangi bir saldırıya karşı hazır olun. Sakın dikkatsizlik yapmayın. Düşüncem şudur ki bunlar öncü birlik olabilir. Yılan ve abra yavruları var. Püskürtebiliriz. Fakat en önemlisi bunlar nereden geldiklerini bulmaktır. Sonuçta 10’larca sene Karadeniz’de yaşayıp üremediler ya?
Ertuğrul: Efendim Karadeniz 14 yıl önce patladı. Bu yaratıkların karaya çıkmaları ise tam tamına 5 yıldır devam ediyor. Yani bu canlılar denizde ki toksin maddelere rağmen hayatta kalabiliyorlar. Fakat patlama olduktan sonra 9 yıldır gün yüzüne çıkmamaları bir şüphe uyandırmaktadır. Sanki yer yarıldı, içerden çıktılar. ( Sanki gerçekten olmuş gibi inandırıcı söyler.)
Oğuz: Evlat ilk önce bana efendim deme sonrada şu yer yarılma meselesini anlat bana.
Ertuğrul: Karadeniz’de patlama olmadan önce yoğun bir kara madde ve karanlık enerji tespit edilmiş. Bilim insanlarımız bu patlama ile alakası olmadığını söylüyor. Patlama sebebi insanların çevreyi kirletmesi ve Karadeniz’i bir çöplük olarak kullanmasıymış.
Oğuz: Zaten belli değil mi ? Yüzlerce yıl Karadeniz bir atık deposu olarak kullanıldı. Bu kadar toksin maddeler, kimyasal maddeler vb. zarar vereceği belliydi. Maalesef yeterli bir farkındalık oluşmadı.
Ertuğrul: Evet efend… Pardon… Her neyse, açıkçası patlama böyle oldu ve herhangi bir canlı maddeye 9 yıl rastlamadık. Tabii bu patlamada etrafta kalan canlılar mutasyonlar geçirdi çoğu da öldü. Mutasyon geçiren canlılar taş çatlasın %5’tir. Aynı zamanda savaştığımız canlılar büyük bir biyolojik evrim geçirmiş olmalılar. Dünyada görülmemiş ve eşsiz sistemlere sahip canlılar bunlar.
Oğuzhan: O zaman şu dediğin karanli.. enerji… ha karanlık enerji…(Düşünür.)
Ertuğrul: Karanlık madde ve enerjide böyle bir canlının oluşmasını izin vermiyor. Yani bir milyarda bir ihtimal belki. Gerçekten imkansıza yakın. Lakin bilim insanları şöyle bir kanıya vardı. Yani vardılar demek için erken değil. Kanı şu ki sol….
~~~~~~~~~~~~~Patlama olur~~~~~~~~~~~~~~~
Oğuz: Olamaz. Dikkatli olun demedim mi mahlukatlar!(Yüksek sesle telsizden bağırır.)
Ertuğrul: Efendim bir gemiyi kaybettik. Yok edici ağır bir hasar aldı. GERİ DÖNELİM.
Oğuzhan: Hayır kaçmayacağız. Helikopteri 2.1 gemisine indir. Tim hazırlanın hızlı bir iniş olacak. Ayrıca bana efendim deme. Yüz başı de.
Böylece uzun bir savaşa girdik. Gemileri tek tek kaybettik. Tek ayakta 2.1 kalmıştı. Yok edici bir ateşlesek her şey düzelecekti. Ama yok ediciye ulaşmamız lazımdı. Mürettebattın yarısından fazlası ölmüştü. Hayatım kırılma noktasını olacak olayı yaşamak için karar verdim.
Oğuz: Ben 2.1 gemisi alıp yaratıkların doğum noktalarına gidiyorum tim siz Göknur gemisini alıp yok ediciye gidin ve ateşleyin. Ateş çemberinde olsam bile.
Nur Bilge: Hayır komutanım bu çok tehlikeli olmaz.
Oğuz: Evet olur. Bu bir emirdir. İleri!!
Herkesin Göknur gemisini bindiğinden emin olduktan sonra 2.1 gemisinin canavarların doğum noktasına sürdüm. Sonra bir ses duydum.
Ertuğrul: Yüzbaşı yalnız ölmeni izin vermem.
Oğuz: Kahretsin!!
Oğuz: O zaman biliyorsun ki bu yaptığımız bir intihar hamlesi. Oraya vardığımızda…(2.1 geminin güvertesine ay ışığı taşı düşer. ) Artık varmadan da… Neyse anladın sen hazır ol her han gemiye 40 abra veya Yutpa askeri gelebilir.
Beklediğim gibi oldu. Bu alçaklar nasıl korktuysa 40 değil tam tamına 50 tane Yutpa, Abra, yılan ordusu üzerimize geliyordu. Ertuğrul sırtındaki iki kılıcı çekti ve savaştı. Şimdi diyorsunuz ki o kadar barutlu silahlarınız var niçin kılıç kullanıyorsunuz? Aslında Ertuğrul’un fantezisi diyebilirim. Doğma büyüme Türk geleneklerini devam ettirir. İyi kılıç, iyi yay ve iyi at sürer. O yüzden kılıçtan başka bir şey kullanamaz. Ben ise açıkçası barutçuyumdur. Tabi mermilerimiz normalde işlemiyor. Lakin ay ışığı taşından mermileriniz varsa iyi bir hasar verebilirsiniz. Ben konum alıp herkese ateş etmeye başlamıştım. Ertuğrul ise beni yakından gelecek saldırılara karşı koruyordu. Ben nişancı, Ertuğrul dövüşçüydü. Fakat nereye kadar dayanırdık bilemiyordum. Bu yaratıklar sayıları iyice artıyordu. Destek ekipler sürekli geliyordu. Aslında istediğimiz olayı gerçekleştirmiştik. Koca Abra ve Yutpa imparatorluğu artık bize odaklanıyordu. Ancak şöyle bir sıkıntı var ki mermilerim bitmiş durumdaydı. Zaten barutlu silahların en sorunlu kısmı buydu. Merminiz yoksa siz bir hiçsiniz. Aklımda şu geçiyordu. ” Herhalde Ertuğrul’dan kılıç dersi alsam iyi olacak”. Bir anda Abralar çığlık atmaya başladı dikkatim dağıldı ve ne göreyim. Üzerime son sürat koşan bir Yutpa yavrusu. Bu yaratıklar güçlü deri ve sert kafaları ile bilinirler. Hızı herhalde saatte 70 veya 80’di. Hemen bir şey yapmalıydım. Fakat kan bedenimden boşanmıştı bile. Bir anda bir şey oldu. Ertuğrul beni yana ittirdi ve Yutpanın önüne kendini attı. Fakat tek kötü olay bu olsaydı. Yok edici hala çalışmıyordu. Aynı zamanda dumanlar tütüyor ve ışık salınımı oluyordu. Korktuğum şey oldu. Yok edici bir alev topuna döndü ve patladı. Fakat bu yok edicinin bir atışı gibiydi. Tek hatırlayabildiğim Abra ve Yutpa ırkının çığlıkları ve toza dönen vücutlar.
~~~~~~~~~~~~~24 saat sonra~~~~~~~~~~~~~~
Aykız: Yüzbaşı sakin olun. Sadece bayıldınız. Ağır bir yara yok.
Oğuz: Neler oldu Aykız.
Aykız: Yüzbaşı Yok edici patladıktan sonra bütün yaratıklar öldü. En azından denizin yüzeyinde bulunanlar. Destek kuvvetler sizleri aldı.
Oğuz: Ekibim, Ertuğrul nasıl? Durumu iyi mi?
Aykız: Timin durumu iyi sadece sarsılmışlar. Fakat Ertuğrul büyük bir hasar almış. İç organlar tamamen ölmüş diyebiliriz. Kalp anca kendi kendine yetiyor. Maalesef.. Maalesef… Onu kaybedicez.(Aykız nur gibi yüzünden boncuk boncuk göz yaşları süzülmeye başladı.)
Oğuz: O halde silah arkadaşımı göreyim kaldır beni.
Aykız: Bu tehlikeli olabilir Yüzbaşı.
Oğuz: Aykız!
Aykız beni can yoldaşım Ertuğrul’un odasına götürdü. Biraz dertleştim. Onu o halde görmek beni çok üzüyordu. Onun yerinde benim olmam gerekirdi. Sonra bir şey gerçekleşti. Ertuğrul’un kafasının üzerinde bir güneş sembolü belirdi ve bir anda uyandı. Nasıl oldu bende anlamadım.
Ertuğrul: Zaman yok zaman yok!
Oğuz: Niçin yok dostum.
Ertuğrul: Sende kimsin.
Oğuz: Beni arkadaşın, dostun, silah arkadaşın.
Ertuğrul: Doğru, koruyucu… ahhh ne diyorum zamanı gelmedi.
Oğuz: Ertuğrul ne için gelmedi.
Ertuğrul: Boş ver. Ahhhh(Güneş sembolü üzerinden bir anda gitti.)
Oğuz: Kardeşim ne oluyor.
Ertuğrul: Bilmiyorum ama hayra alamet değil. Ölüyorum galiba.
Oğuz: O zaman vedalaşalım. Gel sarılalım.
Acılar için biraz öne gitti ama sonra yatağa yattı. Ben iyice yanına eğildim ve sarıldım.
Oğuz: Ertuğrul helikopterdeyken bana bir şey diyordun. Bilim insanları bir şeyden şüpheleniyorlardı. Neydi o?
Ertuğrul: Solucan delikleri, paralel evrenler ve Güneş….
İşte ailemde annem kalasıya kadar herkesi kaybetmiştim. Şimdi ise can yoldaşımı kaybetmiştim. Kendime lanetler savuruyordum. Bıkmıştım bu hayattan. Neden vardım? Neden bu kahrolası dünyada varlığımı sürdürüyordum? Ahhh bir bilsem. Umarım öbür dünyada karşılaşırız sevgili dostum.
