Barın kapısı bu sefer daha nazik ama otoriter bir şekilde açıldı. İçeriye "My Hero Academia" dünyasından tanıdığımız Deku, yanında da her yeri patlatmaya hazır Bakugo girdi. Deku, elindeki not defteriyle etrafa bakıp, "Burada bir kural ihlali ve gürültü kirliliği ihbarı aldık," dedi. Bakugo ise zaten barut gibiydi: "Kim ulan bu barı birbirine katan tipler? Patlatırım hepinizi!"
Yuşimi, elindeki boş bardağı masaya vurup Bakugo’ya döndü: "Ula sarı kafa! Sen kime patlıyorsun? Biz burada memleket meselesi konuşuyoruz! Senin o ellerinden çıkan kıvılcımlarla ancak bizim köyde fındık kurutulur, başka da bir işe yaramazsın. Bakugo tam "Ne dedin sen!" diye bağıracakken, Rosa elini kaldırıp araya girdi: "Genç adam, mantıksal olarak senin bu öfken sadece kan basıncını yükseltiyor. Ayrıca o kostümün aerodinamiği çok bozuk, rüzgar direncini hesaplamadan mı diktirdin bunu?"O sırada Deku, Keziban’ın yanına gidip şaşkınlıkla not almaya başladı. Çünkü
Keziban, Obanai’nin yılanına ördüğü bereden sonra şimdi de Deku’nun eldivenlerine dantel dikmeye çalışıyordu. "Bak uşağum, ellerin hep nasır olmuş," dedi Keziban acıyarak. "Bu yeşil kostümün altına bu eldivenler hiç gitmemiş. Ben sana şuradan bir oya geçeyim de, kötüler seni görünce 'Ay ne kadar hanım hanımcık bir kahraman' desin. Svedana ise Deku’nun yanındaki yakışıklı Todoroki’yi fark etmişti bile. "Ayol, senin bir tarafın buz, bir tarafın ateş mi? Tam benim aradığım denge! Çay demlerken ateşi, ayran soğuturken buzu kullanırız. Gel bakayım sen şöyle," diyerek Todoroki’yi kolundan tutup masaya çekti.
Deku şaşkınlıktan kalemi düşürdü. "Ama biz dünyayı kurtarmaya gelmiştik..." Yuşimi elini salladı: "Dünyayı sonra kurtarırsınız, önce Svedana’nın elinden kendinizi kurtarın! Hadi bakalım, herkese birer tavşan kanı çay, muhabbete başlıyoruz!"