Barın ortası bir anda mahalle pazarına döndü. Bir yanda kılıçlı samuraylar, bir yanda ellerinden patlamalar çıkaran kahramanlar, tam ortada ise elinde örgü şişiyle "Huzur verin uşaklar!" diye bağıran bir Keziban. Bakugo, Yuşimi’nin "fındık kurutma" şakasından sonra iyice kudurmuştu. "Sen kime fındıkçı diyorsun be kadın!" diye kükredi. Yuşimi hiç geri adım atmadı, elindeki boş bardağı Bakugo’nun burnuna dayadı: "Bak uşağum, o ellerindeki kıvılcımları bana sökmez. Biz Trabzon’da horon teperken yerden daha çok kıvılcım çıkarıyoruz! Kes o tantanayı da otur şuraya. Rosa, şuna bir sakinleştirici mantık kur da devreleri yanmasın!" Rosa, gözlüğünü parmağıyla yukarı itip Bakugo’yu süzdü. "Bakın genç beyefendi," dedi Rosa, sesindeki o buz gibi sakinlikle. "Sizin bu patlama gücünüz aslında ter bezlerinizden salgıla bir maddeye dayanıyor. Yani teknik olarak siz, stresli bir deodoranttan farksızsınız. Mantıken, size bir kutu pudra döksek etkisiz hale gelirsiniz. Enerjinizi boşa harcamayın.
Bakugo, Rosa'nın "stresli deodorant" benzetmesiyle hayatının şokunu yaşarken; Svedana, Todoroki’nin yanına iyice sokulmuştu. "Ayol Todoroki, senin bu iki renkli saçların tam bir kuaför faciası ama sana yakışmış. Sen şimdi klimaya gerek kalmadan hem evi ısıtır hem soğutursun, değil mi? Gel seni bizim köye götüreyim, kışın sobayla uğraşmayız, yazın da yaylada dondurma yaparsın bize.Todoroki, Svedana’nın bu pratik ev hanımı planları karşısında ne yapacağını bilemeyip donup kalmıştı. Keziban ise hala Deku’nun eldivenlerine dantel dikmekle meşguldü. "Vıy, bak ne güzel oldu Deku uşağum," dedi Keziban neşeyle. "Şimdi bu dantelli eldivenlerle kötü adama tokat atsan, adam 'ne kadar kibar bir dayak yedim' diye sevinir." Sanemi ise köşede kılıcını temizlerken kendi kendine mırıldanıyordu: "Ben ne günah işledim de bu kadınlarla aynı mekana düştüm?"