Barın kapısı bu sefer sanki kendiliğinden, büyük bir asaletle açıldı. İçeriye, göz bandıyla bile etrafı süzdüğü belli olan, bembeyaz saçlı ve ben bu dünyanın kralıyım edasıyla yürüyen Gojo Satoru girdi. Arkasında da şaşkın şaşkın etrafa bakan Itadori ve Nobara vardı. Gojo, barın ortasındaki Keziban’ın dantel sergisini ve Svedana’nın flört seansını görünce duraksadı. Ooo, dedi Gojo sırıtarak, "Burada parti varmış da haberimiz yokmuş! Svedana, Gojo’yu gördüğü an Todoroki’yi adeta bir kenara itti. Ayol! Sen de kimsin böyle boy pos, endam? O gözündeki bant ne şekerim, gözleme mi yapacaksın, yoksa çok mu uykusuz kaldın? diyerek Gojo’nun dibinde bitti. Gel bakayım sen şöyle, o boyla tavanın tozunu alırsın, seni kaçırmamam lazım!
Yuşimi hemen araya daldı: "Ula Svedana! Adamın gözleri kapalı, senin tipini görse zaten kendi kendine portal açar kaçar! Rahat bırak elin uşağını!" Sonra Gojo’ya dönüp, "Bak uşağum, senin bu saçların niye böyle dik dik? Bizim orada horozların ibiği bile böyle durmuyor. Jöleyi fazla mı kaçırdın, yoksa elektrik çarpmasına mı uğradın?" Rosa, Gojo’nun etrafındaki "Sonsuzluk" bariyerini fark edince gözlüğünü düzeltti. "İlginç," dedi Rosa. "Mantıken bize yaklaşamıyor olman lazım ama Keziban’ın örgü şişi az önce bariyerini deldi gibi görünüyor."
Gerçekten de Keziban, Gojo’nun ceketinin koluna çoktan bir nazar boncuğu dikmeye başlamıştı bile. "Vıy, nazar değmesin bu uşağa," dedi Keziban. "Gözlerini de kapatmış, kesin çok bakıyorlar buna. Al bu boncuğu tak, yoksa bu Svedana seni bakışlarıyla eritir, ruhun duymaz!"
Gojo, hayatında ilk defa "sonsuzluk" bariyerinin bir örgü şişi ve nazar boncuğu karşısında çaresiz kaldığını fark edince kahkahayı patlattı. "Siz gerçekten de bu evrenin en tehlikeli lanetleri olmalısınız!"