NOX
Yanağıma inen elin sertliği ile geriye doğru sendeledim. Tekrardan hazır pozisyonuna geldim. Etrafımda yuvarlak oluşturmuş askerlere göz gezdirdim. Hepsi bana nefret, kin ve öfkeyle bakıyordu. Hepsinin bakışları o kadar yakıcıydı ki kendimi ateşin ortasında gibi hissediyordum. Özelliklede komutanın bakışları yanardağın içine düşmüşüm gibi hissettiriyordu. “Arkadaşların savaşta can verirken sen ne cüretle saklanıp savaştan kaçarsın!” dedi bağırarak… Haklıydı. Sonuna kadar haklıydı. Tekrar gerildi ve bu sefer daha sert bir şekilde yanağıma vurdu. Bu darbe karşılığında burnumdan süzülen kan dudağıma doğru ilerledi. Daha fazla ilerlememesi için kolum ile kanı sildim. Ardından hissettiğim acıyı umursamayarak tekrardan hazır pozisyonuna geldim. Bakışlarımı yerden kaldırıp karşımdaki komutana sabitledim. Bakışları sanki birazdan beni yiyecekmiş gibiydi. Bu bakışlar tanıdıktı. Her zaman öyle bakardı zaten. Bu şaşmazdı. Artık alışmıştım. “Defol git, gözüm görmesin seni!” dedi ve ağacın altında olan plastik sandalyesine oturup işaret ve başparmağını burnuna dayadı. O da haklıydı. Benim gibi biri onun adını kötüye çıkarıyordu. Sanırım ölmeyi hak ediyordum.
Ben komutana bakarken yanımdan geçen bir asker bana omuz atıp, “Sırf komutanın çocuğu diye kendini bir bok sanıyor” dedi. Bunu sadece o asker değil hepsi diyordu. Bunun komutanın çocuğu olmam ile bir alakası yoktu. Komutan yani annem bile benden nefret ediyorken ben neden bunun ile hava atayım ki? Sadece korkuyordum. Ölmekten çok korkuyordum. Ama garip bir şekilde ölmek istiyordum. Düşündüklerim ile küçük bir kıkırdadım. Daha reşit bile olamama rağmen bu tarz şeyler düşünmem çok garipti. Daha üç gün önce on dört yaşıma girmiştim ve daha şimdiden kırk yaşındaki bir amcadan daha çok şey görmüştüm. Korkuyu ama aynı zamanda cesurluğu, yalnızlığı ama aynı zamanda kalabalıkları, geceyi ama aynı zamanda gündüzü öğrenmiştim. Bunların hepsini ise savaşlar ile öğrenmiştim. Savaşın insan üzerine saldığı zalimlik sayesinde her şeyi öğrenmiştim. Fakat bunların henüz bu yaşta olduğum için neye yarayacağı hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Bana tek bir şey sağlamıştı. O da olgunluğu, sessizliği ve korkaklığı.
Askeriyeye girince diğerlerinin üzerimdeki bakışları ve hakkımda fısıldadıkları şeyleri duymazlıktan gelerek yatakhanelere doğru ilerledim. Ensemden akan terler ile beyaz uzun saçlarımı yukarıdan topladım. Siyah üniformamı düzenleyerek yatağıma doğru ilerledim. Yatağıma ulaşınca üzerine usulca yerleştim. Bağdaş pozisyonuna gelerek her şeyi unutmayı diledim. Fakat olmadı. Ne ben unutabildim ne de aklımdaki sesler susabildi.