İçeriğe geç

KIZIL YÜKSELİŞ

Bölüm 2 · 11 dk okuma

KIZIL YÜKSELİŞ

Bölüm 2

ATEŞ VE KAN

Kızıl Yükseliş'in bir seri olmasını planlıyorum. Şimdiden keyifli okumalar dilerim, yorumlarınızı esirgemeyin lütfen :)

~ON SEKİZ YIL ÖNCE~

Günün son ışıkları,

Devasa mozaik pencerelerden içeri vuruyor,

dokunduğu her yerde renkli yansımalar

yaratıyordu.

Odanın ortasındaki beyaz çarşaflı büyük yatak ve yanındaki komodin adeta ışığın kızılına boyanmıştı. Bu kuş tüyü yataktan ve komodinden başka içeride hiçbir şey yoktu. Ne bir dolap ne de bu odanın daha önce birileri tarafından kullanıldığına dair bir iz. Bu yüzden herhangi bir şeye ihtiyaç da yoktu, alev alev yanan bir şömine yetiyor gibiydi bu küçük odaya. O sırada süratle koşan iki hizmetli kız, ellerindeki lekeli bezleri kirli suyun içine atıyor ve temiz olanları yatağa taşıyorlardı. Odadaki diğer hareketlenme ise kuş tüyü yatakta kıvranırcasına acı çeken genç bir kıza aitti. Sanki yumuşak ve kabartılmış bir yatağın üzerinde değil de çivili bir tahtanın üstünde uzanıyordu. Genç kız debelenirken dudaklarından kopan iniltilerin arasında odanın kapısı tekrardan açıldı. Başka bir hizmetçi kız, içinde şifalı otların, merhemlerin ve en keskininden bir bıçağın bulunduğu ahşap bir kutuyu yatağın başucuna bıraktı. Üzerinde upuzun koyu yeşil pelerin giymiş yaşlı bir adam, hizmetçinin arkasından hızla odaya girdi ve hemen bırakılan kutuya yöneldi. Ama bir yandan da yaşlı ve buruşmaya yüz tutmuş elleriyle kızın soğuk, terli ellerini sıkıca kavramaktaydı. "Dayan kızım, daha fazla, daha yüksek sesle! " Genç kız önce mırıldanarak gözyaşlarına boğuldu sonra daha yüksek bir sesle inledi. Bu sefer dudaklarından kopan feryat tüm odada yankılanmıştı.

Kız bir süre daha yatakta döndü durdu ve debelendi, sonra da yırtınırcasına bağırmaya başladı. Odanın dışına taşan çığlıkların yankısıyla hizmetçi kızların telaşı artmış, yaşlı şifacı ise onların meraklı ve telaşlı bakışlarını umursamaksızın tüm odağını genç kıza vermişti. "Daha yüksek kızım, ıkınmaya devam et, durma!" Daha evvelki yaptığı genç kızların doğumlarını düşündü. Nicesi bu doğumlarda can vermişti ya da bebekleri hiç açmamıştı gözlerini dünyaya. Ancak her seferinde bir kişiyi daha hayatta tutmaya ve kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmemişti.

Şifacı olarak Kral'ın Kalesi'ne girdiği ilk günden beri Kral için yaptığı tek kanlı iş bu olmuştu. Ancak Şifacının yüreği bu kadarını bile kaldıramıyordu. Geçmişte aldığı tüm o ilimler ve bitkibiliminin ötesinde bir kadının doğumunu yapmak, ebe kadınların görevini üstlenmek, bu kaleye girdiğinde karşılaşmayı beklemediği bir manzaraydı. Bu kaçıncı genç bedendi, bir köşeye atılıp çürümesi gerken?

"Şunu yıkatın, " Kızın altından çıkardığı belki bilmem kaçıncı kanlı bezi en yakınındaki hizmetli kıza fırlattı. Hizmetli kız, kanlı bezi yıkaması için leğenciye götürürken Şifacı, hâlâ yatakta kıvranan genç kızı izliyordu. On sekizinde ya vardı ya yoktu. Ölmek için çok genç bir yaş olsa da Kral'ın beğenisi için uygun bir yaş sayılırdı.

Srodhann Diyarının Kral'ı Yedinci Remulus, iktidarı boyunca yaptığı iyi ve kötü birçok şeyle anılırdı. Ancak sanıyordu ki yaptığı en korkunç şey, genç kadınların yatakta çaresizce kıvranarak onun için can çekişmesiydi.

Yaptığı evliliklerden tahta geçebilecek herhangi bir varisi olmamıştı. Böylece varis bırakma takıntısı git gide en tehlikeli arzusu haline gelmişti. Hiçbir zaman,çocuğunun olmayacağı gerçeğini asla kendinde aramayacaktı. Bir Kral'a, hem de namını zalimliğinden alan bir Kral'a, kim diyebilirdi ki bu gerçeği?

Yaşlı şifacı daha önceki konuşmalarında bu durumu ne kadar naif bir şekilde dillendirmeye çalıştıysa da Kral'ın tek bir bakışı bir daha meseleyi açmamak üzere kapatmaya yetmişti. Şimdi ise bu meşum odada bir genç kızın daha ölümünü seyrediyorlardı. Altus, ihtiyar kafasını silkeleyerek dikkati dağılan haline hayıflandı ve odaklanması gereken işine geri döndü.

Önlüklü kızların etrafında koşuşturmasına aldırmadan elini tuttuğu genç kızı biraz daha cesaretlendirmeye çabaladı. Ancak hiçbir zorlama, beyaz çarşafların hızla kızıla dönmesine engel olamıyordu. "Biraz daha çarşaf!" Hızla sarf edilmiş sözcükler telaşla etrafına saçıldı. Hizmetçi kızlardan biri çarşaf için koşuştururken bir diğeri ıslak bir bezle zavallı kızcağızın alnını serinletiyordu. Artık umut vermek ne kadar boş gözükse de, "Biraz daha dayan kızım, hadi biraz daha! " Diyerek kızın sımsıkı kenetlenmiş ellerini şefkatle okşadı.

Zavallı kız artık zayıflayan iniltilerle bebeği itmeye çalışıyor, bebeğin ters dönmüş olduğundan habersiz, çaresizce çırpınıyordu. Ağlamaktan ve acıdan kızarmış gözlerindeki yalvaran bakışlarıyla baktı çaresizce ama Altus'un onun için bile yapabileceği bir şey yoktu artık.

Karanlık iyice bastırmış, gün çoktan sonlanmıştı. Gecenin ilerleyen saatleri boyunca doğum sürecek gibiydi. Belki de Kral'ın son varisini kucaklayacaktı az sonra, belki de son varisini gömecekti...Genç kızın tiz feryatları arasında şöminenin alevi daha da canlandı. Alevler kanlı yatağı usulca aydınlatıyordu. Kadının gözbebeklerinde dans ederek yükseldi, çığlıklarıyla birlikte parladı, parladı ve söndü.

Yaşlı Altus umutsuzca hem kadını hem de çocuğu kurtarmaya çalışırken zaman avuçtan dökülen kum taneleri gibi saçılıyor, gecenin karanlığı hızla yeni günün ışığıyla yarışıyordu.

Doğumun ölümle yarıştığı bu sırada, odanın dışında bambaşka bir hengame dönüyordu.

Sessiz ama sık atılan adımlar kalenin taş zemininde çınlıyor, uzaklardan birileri hızla doğum odasına doğru geliyordu. O sırada kapının önünde nöbet tutmakta olan, sayıca çok görünmese de varlığıyla dikkat çeken kızıl pelerinli Kraliyet muhafızları, ağır adımlarla koridoru arşınladı. Onlar dışında kalenin bu koridorunda, herhangi biri ya da birilerinin görülmesi mümkün değildi, hatta yasaktı. Olası dedikodular ve söylentiler için de küçük hizmetçi grubu dikkatlice ayıklanmış ve sadece seçilenler doğum odasına alınmıştı.

Bu kısıtlamalar aynı şekilde, Kalenin öteki cephesinde kalmakta olan, Kral'ın meşhur ve kıymetli lordları için de geçerliydi. Kral'ın meclisinde yer edinmiş olsalar da ayda bir sadece gösteriş amaçlı toplanmaktan öteye geçmeyen bir avuç şovmenler grubuydu artık onlar.

Bundan uzun zaman önce, Remulus'un tahtı ilk kazandığı günlerde, çok daha fazla anlam ifade ediyorlardı. Kral'ın savaşları bittiği gün, çoğunun adı da unutulmuştu.

Ancak aralarında bir Lord vardı ki hâlâ zalim Kral'ın dostluğunu kaybetmemiş olmakla göze çarpıyordu. Kral'ın eli, başdanışmanı Lord Volaris, emin ama telaşlı adımlarla Altın Kubbe'yi arşınlıyordu. Arkasından gelen kızıl pelerinli bir grup muhafız, aynı ritmik adımlarla Lordu takip etmekteydi. Altın Kubbe'yi geçtiklerinde koridorun sonuna ulaştılar. Lord Volaris aradığı kapıyı bulmak için bir koridor daha geçmeleri ve bir kuleyi aşmaları gerektiğini biliyordu.

Kuleyi çevreleyen dönemeci arkada bıraktıklarında önlerine çıkan yeni koridordan gizli bir tünele ulaştılar. Tünelin karanlık ucuna vardıklarında ellerindeki meşaleler bir tabloyla örtülmüş gizli çıkışı aydınlatıyordu. Sadece önlerini görebildikleri meşaleleriyle, içeriden kilitli küçük odaya ulaşıp, Lord'un pelerininde sakladığı bir anahtarla kapıyı açtılar ve uzun bir koridora daha çıktılar.

Şükürler olsun ki bu, arşınlayacakları son koridordu. Ama koridorun sonuna ulaştıklarında aradıkları odanın önünde tuhaf bir sessizlik buldular.

Ne bir kraliyet muhafızı ne de koşuşturan önlüklü bir kız etrafta görünüyordu. Bu garip sessizlik bir an için Lord ve muhafızları duraklattı. Ama çok geçmeden Lord, öne çıkarak temkinli bir tavırla çürük menteşeli kapıyı araladı.

Lord ve adamları, saatlerce süren bir doğum odasına değil de sanki hiç dokunulmamış bir odaya girmiş gibiydiler. Derin bir sessizlik karşılamıştı onları.

Kalenin duvarlarının ardındaki aksilikler son zamanlarda artık sıradan bir rutin haline gelmeye başlamıştı. Ancak Lord Volaris şaşkınlığını yine de gizleyemedi. Çünkü bu, daha önce hiç karşılaşmadığı bir aksilikti.

Neden kimse yoktu, herkes nereye kaybolmuştu? Kral'ın emrini mi unutmuşlardı yoksa onu beklemek artık önemini yitirmiş miydi, Kral'ın Eli'ni! Hızlı sorular zihninde gezinirken hızlı bir endişe bedenini sardı, zira şu sıralar Lord Volaris için en önemli şey, son dönemlerde iyice agresifleşen Kral'ı nasıl teskin edeceğiydi.

Kralına mutlu bir haber ulaştırmayacağını daha odaya gelmeden önce biliyordu. Zor olan bu garip sessizliği nasıl açıklayacağıydı.

Çocuğun ya da kadının öldüğünü haber vermek için bu kadar zahmete girip, masasındaki çalışmalarını bırakıp, bu loş ve rutubet kokulu odaya gelmesi gerekmiyordu demek ki...

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bomboş odanın sessizliği sabrını gerçekten zorlamaya başlamıştı. Zaten Kral'a bir varisini daha kaybettiğini söylemek artık penceresi kalmamış bir evi taş yağmuruna tutmak gibiydi. Bir de bu garip olayları açıklamak zorunda kalmak daha bir can sıkıcı olacaktı.

Ne olmuşta da bir anda bir bebek ve cansız bir bedenle ortadan kaybolmuştu herkes? Ya da yanlış odaya mı girmişti? Muhtemelen bebek de öncekiler gibi ölmüştü ama neydi bu acele, emirleri unutmuşlar mıydı, yoksa zamanla ihmal edilen asayişin sonucu olarak emirleri umursamıyorlar mıydı?

Kral'ın basit bir Şifacıya gösterdiği bol iltimas işte bu sonuçları doğurur, dedi içinden hırsla. Temelden yetişme bir üstad bile olmayan Şifacı Altus, Konseydeki koltuğunda sadece Kral'la kurduğu yakınlık sayesinde oturabiliyordu. Bunu düşünen tek kişi de o değildi, neredeyse konseydeki tüm lordlar Şifacı hakkında onunla hemfikirdi. Yaşlılığında hastalanmaya başlayan Görkemli(!)Remulus'u saran ani bir yaşlılık korkusu bu Şifacı ihtiyarın garip ilaçları ve yöntemlerine iyi bir malzeme olmuştu. Ancak Kral'ın sol bacağı tüm bu merhemlere rağmen iyileşme göstermiyordu...

Yaşlı Şifacının Kral'ın yanındaki hareketleri aklına gelince tiksintiyle yalaka diyerek iç geçirdi. Bebeğin ve Şifacının nerede olabileceğini dair garip düşüncelerle odada volta atmaya başladı. Gerginlikle kırışan alnına rağmen yüzündeki ifadesizliği koruyordu.

Arkasındaki beş muhafız da ne olduğunu anlayamaz halde etrafa bakındı. Az sonra arkalarında açık bıraktıkları kapıdan üç önlüklü kız girdiğinde Volaris nihayet diyerek sabırsızlıkla onlara yöneldi.

Neredeydi bu şırfıntılar?! Kral'ın emrini ve gizlilik yeminini nasıl unuturlardı? "Muhafızlar!" Tek bir emir üç kadının da ellerinin, kollarının ters çevrilmesine yetmişti. Hiçbiri karşı koymaya yeltenmedi hatta pek şaşkın da gözükmüyorlardı. Usulca, Lord'un yanlarına gelmesini beklediler. Lord Volaris kendisinden beklenmeyen hırçınlıkta bir sesle parmağını boş olan kanlı yatağa çevirdi. "Nerede?" Dedi adeta tıslayarak.

"Bu da ne demek oluyor, hangi cüretle Kral'ın başdanışmanı gelmeden doğum odasını terk edersiniz?!"

Ama odaya adımını attığından beri nerede olduğunu asıl merak ettiği kişi henüz ortaya çıkmamıştı.

Önceki her doğumda olduğu gibi yine bu görevi üstlenen Şifacının nerede olduğu asıl aklını kurcalayan şeydi.

Kanlı yatağa tekrar baktı ve hizmetçilerin başlarının öne eğilmesine aldırmadan tekrar fısıltıyla tısladı, zira sesinin bu gizli görevi açığa çıkarmasını istemezdi.

"Kız ve bebek, diyorum size, neredeler?!"

Kaz tüyü yatağın az önce üzerinde yatan genç beden, sanki mahzenin karanlığında kaybolmuştu. Belki de böyle gizli bir iş çeviriyordu Altus ve şu hizmetçiler... Belki de Kral'ın Eli gelmeden böylece oldu bittiye getirmişlerdi her şeyi...

Ama gizli bir iş dönüyorsa biliyordu ki, yöntemleri en suskunları bile öttürürdü. "Kralınız adına, konuşun! "

Lord, kendisini buraya getiren doğum haberinin ölümle sonuçlanmasına bu kadar hiddetlenmeyeceğini düşündü.

Bir genç kızın daha ölümü onda herhangi bir his uyandırmazdı ya da bebeğin.

Ama eğer ölmediyse...

Bebeğe ne olduğu şuan aklındaki tek şeydi. Ölü ya da diri, onu görmesi gerekiyordu. Bebeğin ölüsünü görmediği takdirde oluşacak Kral'ın soğuk öfkesini ensesinde, bir gölge gibi hissetti.

"Altus nerede, Şifacı nerede?!"

Kızlardan birinin kolunu sertçe kavrayarak tekrar sorusunu yineledi. Bebeğe ne olduğunu öğrenmeliydi! Ama kız, yüzünü eğmek dışında hiçbir cevap vermiyordu. Sıktığı kolu sertçe bıraktı ve odanın girişinde bekleyen muhafızlara,

"Onu bulun, ama sessizce." Emrini vermekte gecikmedi. Bu olayın hemen şimdi çözülmesi gerekiyordu, bu doğum odasında ya bir yanlış anlaşılma ya da Şifacının dikkafalı ihtiyar inadına dair bir şeyler dönüyordu.

Ama Kral'ın emrine göre Şifacı, varisi dünyaya getirir, Kral'ın eli varisin varlığını teyit ederdi. Gerçi şuana kadar yaşayan bir varisin varlığını teyit etmemişti ama bu sefer ihtiyar Şifacı, Kral'ın emirlerini hiçe sayarak, sınırı iyice aşmıştı. Anlaşılan kendi kafasına göre bir şeyler yapıyordu.

Sakin düşünmeye çalışarak doğumun beklenilenden erken bitmiş olabileceğine dair kafa yordu ama Lord Volaris odaya ne zaman geldiğini gayet iyi biliyordu. Ayrıca doğum, tüm gece sürmüştü.

En son ihtimali ise düşünmek bile istemiyordu ve bunak şifacının da bunu aklına getirmiş olabileceği fikri gülünç olurdu. Ama ne olursa olsundu, kurallar ve emirler Şifacıya beklemesi gerektiğini söylerken o, odayı terk etmişti. Ve daha da kötüsü bebeğin de nerede olduğunu kimse bilmiyordu.

Gecenin bir vakti yaratılan bu telaşla kanlı yatak odasında hızla volta atmaya başladı. Öfkeyle karışık telaşını gizlerken bakışlarıyla boş odayı taradı. Ancak ne Altus'tan ne de bebekten bir iz görünmüyordu. Odaya baktığında bir anda var olmalarını öyle çok isterdi ki...

Doğum haberi kendisine ulaştığında odasından çarçabuk çıkmasına rağmen nereye gitmiş ve nasıl bu kadar hızlı ortadan kaybolmuş olabilirlerdi? Kolunu tuttuğu hizmetçi kızı tekrar sarstı ama bu sefer kolunu daha sıkı kavramıştı.

"Şifacıyı en son nerede gördün? Nerede, dedim?!"

Sesini hafif perdeden yükseltip, kadının kulağına bağırdığında bile boş bakışlardan başka yanıt alamadı. Muhafızlar az sonra elleri boş, yaptıkları beyhude armadan geri döndüler. İçeri girdikleri an başkoruması Gregory'a kafasıyla küçük bir işaret verdi. Gregory, iri yarı ve güçlü bir muhafız olarak saygınlığını ve sadakatini, Kral'ın Eli'ne yaptığı hizmetlerle çoktan kanıtlamış bir şövalyeydi.

Muhafız, hızlı bir hareketle kadını yere attı. Ardından adamlarıyla odanın içinde dolaşarak etrafı darmaduman etmeye başladı. Ancak kaz tüyü yastıkların ve boş çekmecelerin ötesinde odadan bir şey çıkmıyordu.

Az sonra yatağın üstünü aramaya başlamışlardı, kanlı çarşaf yere itildi ve örtüler çekiştirilerek, yastıklar parçalandı. Havada uçuşan kaz tüyleri Volaris'e Kral'ın, bu işi sessizce hallet ikazını tekrar hatılattı.

Yastıklar parçalanırken korkudan titremeye başlayan hizmetli kadının ağzını açmayı sonunda başarmıştı. Elini sertçe havaya kaldırarak muhafızlara durmalarını emretti.

Yaşlı kadın akşamdan kalma çökmüş gözlerini korku ve tedirginlik dolu bakışlarla Lorduna dikti ve kurumuş dudaklarını hafifçe araladı,

"Lord El, Yüce El, inanın bize hiçbir şey bilmiyoruz, bizden istenen tek şey sessizce oturmamız ve Şifacının gelişini beklememizdi..."

Volaris bu bayat açıklamaların sinirini daha çok zıplatmasına engel olamazdı artık, bir hışımla yaşlı kadının kolunu tekrar kavradı. Bunun için mi ağzını açmayı bekledin, diyecekken sözcüklerini daha ağzından çıkmadan yaşlı hizmetçi tamamladı.

"Bize Kral'ın emrinin bu olduğunu söyledi. Şifacı, Kral'ın emriyle burada beklememizi söyledi."

Doğum yapacak kadar görme yetisine bile sahip olduğundan şüphe duyduğu bu kadın, doğru söylüyor gibiydi. Kral'ın emri kullanılarak ortada bir iş döndüğü artık kesindi. Bebek, kız ve şifacı ortadan kaybolmuştu. Şifacı, kızı ve bebeği bir yere götürmüştü ama nereye ve niçin? Aklında bin soru hızla çakan şimşekler gibi yanıp söndü...

Lord bu işin olabildiğince sessizce ve çabuk halledilmesi gerektiğini biliyordu . Kadını bırakarak Gregory'a döndü, muhafız tek bir bakışıyla tedirginliğini okumuştu ve hazırolda emrini bekliyordu.

Biraz daha bekleyip Kral'ın yanına mı gitmeli yoksa Kral'ın kulağına bir şey ulaşmadan hemen harekete mi geçmeliydi?

Aklında binbir soru yine cirit atıyordu. Şifacının varise bir şey yapmış olabileceği fikri ise aklına en son getirmek istediği ama artık zihnindeki en şiddetli düşünceydi.

O, bu kasvetli düşüncelerinin kapanına kısılmış, kanlı çarşafın başında öylece dikilirken, küçük odanın kapısı tok bir sesle açıldı.

Konuşulanları gizlemek için sessizce örtülmüş kapı, gecenin bir yarısı, en az görmeyi umduğu ama en çok beklediği kişi tarafından açılmıştı. Koyu yeşil cübbesiyle yaşlı Üstad, son derece rahat bir tavırla, kapı girişinde onu bekliyordu.

Selamlar dostlar, ilk bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarınızı ve önerilerinizi bekliyorum ^^ ikinci bölümde görüşmek üzere,

Bölüm sonu

6 yorum