Yaşlı şifacı Altus, yavaş hareketlerle odaya girdiğinde günün ilk ışıkları etrafı aydınlatmaya başlamıştı.
Volaris dik bakışlarıyla ihtiyarı süzdü, ama yaşlı adamda endişenin esamesi okunmuyordu. İçeriye bir tören edasıyla girmiş ve hiçbir şey olmamış gibi Lord'un tam göz hizasında durmuştu. Bakışlarını indirmeden ,
"Ekselansları, sizi kuledeki odasına çağırdılar lordum. "
dedi rahatsız edecek derecede sakin bir tonda.
Lordum vurgusu Volaris'in gözünden kaçmamıştı ama üzerinde durmak istediği daha önemli bir konu vardı.
"Maalesef ki yanılıyorsunuz Üstad Altus, "
Ne kadar sinirleri gerilmiş de olsa kraliyet resmiyetinden ödün vermezdi.
"Kralımız beni burada istedi, önceki her doğumda olduğu gibi(!) "
Soğuk bir tonda cümlesini bitirdiğinde yaşlı şifacının dudaklarında belli belirsiz, muzip bir gülümseme görür gibi oldu.
"Bu açıklamayı sanıyorum ki Kralımıza yapmak isteyeceksinizdir, ben sadece Kral'ımızın emriyle sizi yanına çağırdığı bilgisine sahibim."
Kral bu bilgiyi niçin Şifacı üzerinden versindi peki, eğer böyle bir emir verecekse bizzat muhafızını gönderirdi. Şifacının bu "emir" ile neyi kast ettiğini merak ediyordu. Ama en önemlisi şu lanet bebek neredeydi?!
Ancak Lord, muhafızların önünde böylesi gizli bir meseleyi açıktan konuşmanın uygun olmadığını biliyordu. Az sonra yaşlı şifacının arkasından gelen iki kraliyet muhafızı gizliliğin çoktan ihmal edildiğini vurgularcasına odaya girene dek.
Ellerini keskin bir bakışla pelerinin önünde birleştirdi ve şifacıyı buz gibi tehditkar bakışlarıyla süzdü.
Onu doğrudan suçlayacak bir söz söylerek alınmasını istemiyordu ama şunu yapabilirim herhalde diyerek, tehditkar bir tonla açık ve net bir şekilde tekrardan konuşmaya başladı,
"Bildiğin üzere buraya bu yataktaki kızıl gölün ne olduğunu öğrenmeye geldim, kız ve bebek nerede? "
Son derece emrivaki bir şekilde Şifacının kulağına tıslamayı uygun görmüştü.
Ancak Altus ifadesiz sakinliğini bozmadı, yüzündeki mimikler oynamadan,
"Fazlalıkları gönderebilirseniz sizinle baş başa konuşmayı isterim. " Dedi.
Sonunda karşısındaki kişinin Kral'ın Eli olduğunu hatırlamış gibiydi. Lord Volaris ufak bir kafa hareketiyle önce hizmetçi kızları sonra da Gregory ve adamlarını dışarı yolladı.
Gidenlerin ardından içeride yalnızca kendisi, şifacı ve şifacıyla beraber odaya girmiş iki asker kalmıştı. Ancak Altus onları dışarıya göndermedi.
Oda bir anda sessizliğin kucağına düşmüştü, soğuk bir esinti, kapı son kez kapanmadan önce köşelere dikilmiş şamdanların alevlerini titretti
Sonra tok bir ses en son muhafızın ardından duvarlarda çınladı.
Şimdi gerçekten ihtiyar Şifacının anlatacaklarını merak ediyordu, içinde gizler ve belki yalanlar saklayacak olsa bile ağzından çıkacak kelimelere pür dikkat kesilmişti. Yanındaki adamların da hareketsiz duruşu burada gerçekten bilmediği bir şeylerin dönüdüğü hissini kuvvetlendirmişti artık.
Altus, kanlı yatağa doğru küçük adımlarla yürüdü. Bu sakinliği gerçekten Kralla konuşmuş olmasına mı bağlıydı yoksa Kral'ın Eli'ni kandırabildiğine mi?
Ancak daha fazla kafa yormasına gerek kalmadan Şifacı tane tane konuşmaya başladı. Sanki kelimelerini cımbızla seçiyordu. Çünkü o da biliyordu ki nihayetinde Kral'ın Eli'ne karşı gelmek Kral'a karşı gelmekti.
"Lordum izninizle önce, odaya geldiğinizde neden burada olmadığımı açıklayayım."
Bir nefes duraklayarak volta atmayı bıraktı ve başdanışmanın göz hizasına geri geldi.
"Her şeyden önce Kralımızın görevlendirdiği ama kimseye söyleyemeyeceğim gizli bir görevdeydim. Ancak odaya geldiğinizde, bu görevden size bahsetmemi, odaya gelene kadarsa kimseden söz etmememi emretti."
Lord Volaris bu dolambaçlı bulduğu lafları ustalıkla yaptığı bir kinaye ile böldü,
"Eskiler, iki kişinin paylaştığı şey sır değildir dermiş... "
Ancak yaşlı şifacı bu sözlerin tınlamasını duymazdan gelerek devam etti.
"İzin verirseniz devam edeceğim lordum, " dedi Şifacı temkinli bir tavırla.
Kral'ın Eli, sadece anlatacaklarının nereye varacağını merak ederekten başıyla onay verdi.
"Asıl meseleye gelirsek, gebe kız maalesef öncekiler gibi hayata veda etti. Daha doğum tamamlanır tamamlanmaz ölmüştü, zavallıcık. Onu hemen sessizce mahzene indirmek her zamankisi gibi görevimin bir parçasıydı. Ama... Maalesef ki çok üzülerek söylemek zorundayım...Kralımızın son umudu, biricik varisi de doğar doğmaz ölmüştü. Ve bebeği de mahzene taşımak bu görevin bir parçası olmuştu artık, tıpkı öncekiler gibi..."
Son cümlesini mırıldanarak tamamlamıştı.
Gerçekten üzgün bir ses tonu hakimdi diline ama gerçekten iyi bir rol de yapıyor olabilirdi.
Ancak yaşlı Şifacıyı tanıdığı şuana dek ihtiyarın yalan söylediğine tanık olmamıştı. Yeterince dinlediğine kanaat getirerek devam etmeden önce Altus'un sözünü kesti.
"Bebeği görmek Kral'ın Eli'nin göreviydi, mahzene götürülmeden veya bir yere taşınmadan önce. Bunu biyorsun! Ölü ya da diri, bebeği görmek istiyorum."
Bu açık ve net konuşmasının Şifacıyı bir an olsun ürküteceği ya da tereddüte düşüreceği konusunda emindi. Ancak Altus'un sakin ve ciddi mimikleri yine değişmedi. İhtiyar, küstahlığı bir an olsun elden bırakmıyordu.
Kafasını, başdanışmanın görevinin ne kadar kutsal olduğunun bilinciyle onaylarcasına salladığında, pelerininin altındaki ustalık zincirleri şakırdadı. Ama sükunetinden hâlâ ödün vermemişti.
"Aslında tam da bu meseleye gelecektim, lordum." Son kelimesinde değişik bir vurgu saklıydı yine.
Sanki senin bilmediğin bir şeyi biliyorum Kral Eli der gibi... Aynı ciddiyetle, Lord'a düşünme fırsatı vermeden devam etti.
"Bebek ve kadın ölür ölmez, Sonsuzluk Nehri'nin sularına gömüldü, tıpkı Kral'ın emrettiği üzere. Az önce nehrin kenarından geliyorum."
Islak paçalarını göstermek için pelerinin eteklerini hafifçe kaldırdı. Ancak bu açıklamalar Volaris için asla yeterli değildi. Bebek ancak öldüğü kendisi tarafından tasdik edildiği sürece sulara gömülebilirdi ya da yakılırdı veya her ne yapılacaksa yapılırdı işte.
Bu olanlarda ve şifacının aşırı sakin tavırlarında değişik bir şey vardı. Sabırla artık sonunu getirmesini bekleyecekti ama Şifacı'nın rahat tavırları artık sabrını taşırmıştı.
"Yani Kral'ın Eli gelmeden bu meseleyi hallettiniz. Yani Kral'ın onayını hiçe saydınız! "
Yaşlı şifacı bu suçlamayla bir adım geriledi ama çıldırtan sakinliğinden ödün vermeden konuşmasına devam etti.
"Sizi beklerdim lordum, "
Bu da ne demek oluyordu?! Lütfederse bekleyecekmiş!
Volaris hem sinirli hem de Kral'a ne söyleyeceğini düşünerek iyice gerilmişti. Bu ihtiyar ahmak sadece Kral'ın Eli'ne değil böylece Kral'a da karşı gelmiş sayılırdı!
Tam muhafızlara emir vereceği sırada Altus,
"Ancak Kral'ın emri bu şekildeydi. Kral Remulus beni doğum öncesinde yanına çağırdı ve gizli bir görev verdi, bunu sizden bile gizli yapmamı söyledi." Diyerek sözünü tamamladı.
"Neymiş bu gizli görev peki?!" Diye karşılık verdi Volaris de, ne olduğunu anlamış olsa da anlam veremiyordu hiçbir şeye...
Remulus neden böyle bir emir versindi? Ayrıca şifacının lafı dolandırmasından ciddi anlamda sıkılmıştı.
"Bebek ölü doğdu, zaten yeterince zorlu bir doğumdu. Yaşamasını beklemediğimi kadını ilk gördüğüm anda anlamıştım. Kralımıza doğum başlamaya yakın bunu söylediğimde bu sefer bu işi sessizce halletmemi emretti. Ayrıca Kralımızın baş koruması burada."
Volaris şifacıyla beraber içeri giren askerleri hiç incelememişti ancak Kral'ın adamları olduğunu içten içe sezmişti.
Neden Şifacı'nın koruması gibi geziyorlardı? Bu en başından beri aklından çıkmamıştı.
Şimdi daha net görebiliyordu, yaşlı adamın sağ omzunun arkasında kalan iri yarı ve güçlü kollarıyla baş muhafız Sir Alan'dı. Ancak yüzünü gizleyen miğferi onu ilk seferde tanımayı güçleştiriyordu. Yalnızca kızıl pelerinini omuzlarına tutturmak için taktığı altından yapılma kartal bronşu onu ele veriyordu.
Şimdi bir adım geri çekilip düşünme sırası ondaydı. Şifacı buraya Kraliyet Başmuhafızı ile birlikte gelmişti. O halde düşündüğünden farklı olarak söylediklerinde haklılık payı olabilirdi.
Sir Alan bir adım öne çıktı ve Altus'u korumaya aldığını belli eden bir ifadeyle karşısında dikildi. Ancak Kral'ın Eli'ne bir şey yapmak gibi bir niyeti yoktu sadece kendisini tanıtmak istiyordu.
Bilmediği ise Lord onun kim olduğunu az önce anlamıştı zaten.
Demek Remulus gizli bir emir vermişti, baş danışmanından bile gizlemek istediği bir şey vardı...
Kral'ın Eli'nin bilmediği bir sırrı ihtiyar bir şifacı mı taşıyordu?
Kral ile az sonra olacak görüşmelerinde mesele açıklığa kavuşturulacaktı nasılsa...
Ama önce tüm bunları açıklaması için Sir Alan'ı dinlemeliydi.
Şövalye öne çıkarak,
"İzin verirseniz Lordum, size Kral'ın odasına kadar eşlik edeceğim. Bu sadece Kral'ın bir isteği. Sizinle bizzat görüşmek istiyor. Bizler ise bu olaya çoktan karıştık. "
Sır Alan konuşmasının bitirdiğinde artık odağı Şifacıda değildi. Sadece neler olabileceğini anlamaya çalışıyordu.
Yine ölü doğmuş bir bebek ve bir kadın vardı... Her zaman olduğu gibi.
Ama bu sefer Kral'ın gizli bir emir vermesinin farklı bir nedeni olmalıydı.
Remulus'un kurnaz aklından geçen bir planın kokusunu almış gibiydi. Bebeğin öldüğünün bilinmesini istemediğine dair bir düşünce belirdi zihninde.
Sir Alan'ın arkasına geçmeden önce Şifacının gözlerine son bir kez baktı. İfadesiz yüzü hâlâ sakin ama başdanışmanın sahip olmadığı bir sırrı taşımanın getirdiği gururla dimdikti. Ya da tüm bunlar Lord Volaris'in kendi zihninde kurduğu imgelemlerdi. Kim bilir...
Ancak ihtiyarın gizlediği bir şeylerin olduğuna kesinlikle emindi ve konseyde geçirdiği bunca sene boyunca insanlar konusunda hislerine güvenmeyi çoktan öğrenmişti.
Şuan Kraliyet muhafızlarının dokunulmazlığı altında olabilirsin ama bir gün sırrını öğreneceğim ihtiyar, diye mırıldanarak Sir Alan'ın arkasından koridorun karanlığına karıştı.
Geldiği yolun aynısını yürümeyecek olmak şu yorucu gecede onu teselli eden tek şeydi.



