İçeriğe geç

Kızıl Yemin

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Kızıl Yemin

Bölüm 9

Bölüm 9; Kan Bağı

Yağmur yavaş yavaş dinmişti.

Malikânenin bahçesinde yalnızca ambulansların mavi ışıkları yanıp sönüyordu.

Yerde kırılmış camlar...

Boş mermi kovanları...

Ve hâlâ havaya sinmiş barut kokusu...

Kaan elindeki zarfı uzun süre açmadı.

Nehir'in gözleri ise zarftan ayrılmıyordu.

"Kaan..."

Sessizliği ilk bozan o oldu.

"İçinde ne yazıyor?"

Kaan derin bir nefes aldı.

"Bilmiyorum."

Parmaklarını zarfın kenarına götürdü.

Yavaşça açtı.

İçinden eski, sararmış bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta iki adam yan yana duruyordu.

Biri genç bir Kaan'ın babası...

Diğeri ise...

Nehir'in yıllar önce kaybettiği babası.

Nehir şaşkınlıkla fotoğrafı eline aldı.

"Bu... bu imkânsız."

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu.

"Kardeşten öte iki dost... Ta ki ihanet aralarına girene kadar."

Nehir'in dizleri titredi.

"Babam..."

Kaan ilk kez şaşkın görünüyordu.

"...Babamla birlikte çalışıyormuş."

Tam o sırada Mert içeri girdi.

"Patron."

Kaan başını kaldırdı.

"Ne var?"

"Eski arşivlerden birkaç dosya bulduk."

"Getir."

Mert kalın, tozlu bir klasörü masaya bıraktı.

Üzerinde büyük harflerle tek bir kelime yazıyordu.

ARES

Nehir'in nefesi kesildi.

"USB'deki klasör..."

"Evet."

Kaan dosyayı açtı.

İlk sayfada büyük kırmızı bir mühür vardı.

GİZLİ

Altında ise şu cümle yer alıyordu:

'Ares, iki aile tarafından kurulan gizli bir oluşumdur.'

Kaan sayfaları çevirmeye devam etti.

Her satır yeni bir soru doğuruyordu.

Arslan ailesi...

Aydın ailesi...

Yıllar önce birlikte çalışmıştı.

Sonra...

Bir gece her şey değişmişti.

"Demek bu yüzden..."

Nehir fısıldadı.

"Babam öldürüldü."

Kaan cevap vermedi.

Çünkü dosyada eksik sayfalar vardı.

Tam gerçeğe ulaşacakları yerde...

Sayfalar koparılmıştı.

Aynı saatlerde...

Yavuz Kara malikânesinde büyük bir şöminenin önünde oturuyordu.

Asya sessizce içeri girdi.

"Başaramadılar."

Yavuz başını kaldırmadı.

"Biliyorum."

"Asıl plan neydi?"

Yavuz yavaşça ayağa kalktı.

Duvardaki eski bir tabloyu indirdi.

Arkasında gizli bir kasa vardı.

Kasayı açtı.

İçinden küçük bir mücevher kutusu çıkardı.

Kutunun içinde...

Diğerinin aynısı olan bir kelebek kolye duruyordu.

Asya şaşkınlıkla baktı.

"Bu..."

Yavuz hafifçe gülümsedi.

"Bir kolye..."

"...iki hayatı birbirine bağlar."

Malikânede...

Gece ilerlemişti.

Nehir odasına çıkmıştı.

Boynundaki kolyeyi avucunun içine aldı.

Annesi yıllar önce ona vermişti.

"Bunu hiç çıkarma."

demişti.

O zaman nedenini anlamamıştı.

Şimdi ise...

Her şey bu kolyeye bağlanıyor gibiydi.

Kapısı hafifçe çaldı.

"Ben."

Kaan.

Nehir kapıyı açtı.

Kaan'ın elinde küçük bir kutu vardı.

"Bu ne?"

"Yaran için."

Kutuyu uzattı.

İçinde yara izi kalmaması için kullanılan bir krem vardı.

"Almana gerek yoktu."

"İz kalmasını istemedim."

Nehir gülümsedi.

"Ben izlerden korkmam."

Kaan bir an durdu.

"Ben korkarım."

"Neden?"

"Çünkü bazı izler..."

Gözlerini kısa bir an için kaçırdı.

"...insana her gün geçmişini hatırlatır."

Nehir ilk kez onu bu kadar kırılgan görüyordu.

Kapının önünde sessizlik oluştu.

İkisi de konuşmuyordu.

Ama suskunluk bile ağır değildi artık.

Tam o sırada...

Malikânenin alarmı yeniden çalmaya başladı.

Kırmızı ışıklar yanıp sönüyordu.

Mert'in sesi hoparlörden yankılandı.

"Patron! Güvenlik sistemine dışarıdan biri değil... içeriden biri giriş yaptı!"

Kaan'ın yüzü sertleşti.

"Ne demek içeriden?"

"Birisi kasayı açtı!"

Kaan ve Nehir birlikte çalışma odasına koştular.

Kapı sonuna kadar açıktı.

Kasa boştu.

Ares dosyası...

Yoktu.

Ama kasanın içinde tek bir şey bırakılmıştı.

Siyah bir satranç taşı...

Şah.

Ve altına iliştirilmiş küçük bir not:

"Oyun yeni başlıyor, Kaan Arslan."

Devam Edecek... 🖤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.