Malikânenin önünde dizilen siyah araçların farları geceyi aydınlatıyordu.
Motor sesleri...
Kapıların açılış sesi...
Ve ellerinde uzun namlulu silahlarla araçlardan inen onlarca adam...
Nehir pencereye yaklaştığında nefesi kesildi.
"Bu kadar insan..."
Mert hızla kulaklığını taktı.
"Doğu cephesi hazır!"
"Çatı timi yerini alsın!"
"Kimse içeri girmeyecek!"
Koridorlarda koşuşturan güvenliklerin ayak sesleri yankılanıyordu.
Malikâne artık bir kaleden çok savaş alanına benziyordu.
Kaan ise hiç paniklemiyordu.
Masanın çekmecesini açtı.
İçinden siyah bir tabanca, şarjörler ve omzuna taktığı deri bir silah kılıfı çıkardı.
Her hareketi sakindi.
Sanki bunu yüzlerce kez yaşamıştı.
Nehir onu izliyordu.
"Gerçekten savaşacak mısın?"
Kaan şarjörü yerine oturttu.
"Başka seçenek yok."
"Polisi arasana."
Kaan kısa bir kahkaha attı.
"Bu savaş polis gelmeden biter."
"Ya biri ölürse?"
Kaan birkaç saniye sustu.
"Ölecekler."
Bu cümle o kadar sakindi ki Nehir ürperdi.
Tam o sırada...
BOOOM!
Demir giriş kapısı büyük bir patlamayla yerinden fırladı.
Alarm sesleri yeniden yükseldi.
"Patron!"
Mert bağırdı.
"İçeri girdiler!"
Silah sesleri arka arkaya duyulmaya başladı.
Kaan hızla Nehir'e döndü.
"Benimle gel."
"Nereye?"
"Güvenli odaya."
"Hayır."
Kaan durdu.
"Ne dedin?"
"Kaçmayacağım."
"Bu inatlaşmanın zamanı değil."
"Ben saklanırken insanlar benim yüzümden ölsün istemiyorum."
Kaan sinirle yaklaştı.
"Nehir..."
"...burada kahramanlık yapma."
Nehir gözlerini ondan ayırmadı.
"Ben kahraman olmaya çalışmıyorum."
"Öyleyse beni dinle."
"Ya dinlemezsem?"
Kaan derin bir nefes aldı.
İlk kez sesini yükseltti.
"Çünkü seni kaybetmeyi göze alamıyorum!"
...
Koridorda bir anda sessizlik oldu.
Mert bile olduğu yerde donup kaldı.
Nehir'in gözleri büyümüştü.
"Ne?"
Kaan söylediği şeyi fark etmişti.
Bir an için gözlerini kapattı.
Sonra yeniden eski sert hâline döndü.
"Güvenli odaya git."
Nehir hiçbir şey diyemedi.
Kalbi göğsüne sığmıyordu.
Tam o sırada üst kattaki cam büyük bir gürültüyle parçalandı.
İçeri üç saldırgan atladı.
Kurşunlar duvarlara isabet ediyordu.
Kaan hiç düşünmeden ateş açtı.
İki saldırgan yere düştü.
Üçüncüsü ise koridora kaçtı.
Mert peşinden koştu.
"Nehir!"
Kaan'ın sesi sertti.
"Başını eğ!"
Kurşunlardan biri merdiven korkuluğuna isabet etti.
Parçalanan ahşap Nehir'in yanağını hafifçe çizdi.
Küçük bir kan damlası süzüldü.
Kaan bunu görünce dondu.
Bir saniye...
Sadece bir saniye...
Ama o saniye içinde yüzündeki ifade tamamen değişti.
Öfke...
Hem de şimdiye kadar görülmemiş bir öfke.
Silahını kaldırdı.
Koridorun ucundaki saldırgan daha tetiğe dokunamadan yere yığıldı.
Yaklaşık yarım saat süren çatışmanın ardından malikâne sessizliğe büründü.
Bahçede ambulanslar...
Yerde boş kovanlar...
Kırılmış camlar...
Ve yağmur...
Yeniden başlamıştı.
Nehir sessizce bahçeye çıktı.
Derin bir nefes aldı.
Kaan birkaç adım arkasında durdu.
"Yanağın."
"Bir şeyim yok."
"Ciddi misin?"
"Senin omzun daha kötü."
İkisi de istemsizce gülümsedi.
Bu, günlerdir yaşadıkları kâbusun içindeki ilk gerçek gülümsemeydi.
Tam o anda...
Nehir'in ayağı kaydı.
Islak taş zeminde dengesini kaybetti.
Düşecekken Kaan onu belinden tuttu.
Nehir'nin elleri istemsizce Kaan'ın omuzlarına geldi.
İkisi de nefes almayı unutmuş gibiydi.
Yağmur damlaları saçlarından süzülüyordu.
Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
Nehir, Kaan'ın gözlerine baktı.
O buz gibi gözlerde ilk kez yumuşak bir ifade vardı.
Kaan ise Nehir'in yanağındaki ince çizikten başka hiçbir şeye odaklanamıyordu.
Parmaklarının tersiyle yanağındaki kanı dikkatlice sildi.
"Acıyor mu?"
Nehir fısıldadı.
"Hayır."
Kaan'ın eli hâlâ yanağındaydı.
Tam o sırada...
"Patron!"
Mert'in sesi ikisini de irkiltti.
Hemen birbirlerinden uzaklaştılar.
Mert nefes nefeseydi.
"Bir sorun var."
Kaan ciddileşti.
"Ne oldu?"
"Yakalanan adamlardan biri konuştu."
"Neyi söyledi?"
Mert derin bir nefes aldı.
"Bu saldırının amacı Nehir'i öldürmek değilmiş."
Nehir şaşkınlıkla baktı.
"O zaman?"
Mert'in yüzü bembeyazdı.
"Onu canlı ele geçirmekmiş."
"Neden?"
Mert başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
Sonra cebinden küçük, eski bir zarf çıkardı.
"Bu, saldırganın cebinden çıktı."
Zarfın üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu:
"Arslan'a emanet edilen kız, Kara ailesinin mirasıdır."
Nehir'nin elleri titremeye başladı.
Kaan zarfı sıkıca tuttu.
Çünkü ilk kez...
Düşmanı olan Kara ailesi ile korumaya çalıştığı Nehir arasında sandığından çok daha büyük bir bağ olabileceğini hissetmişti.
Devam edecek... 🖤