Malikânenin çalışma odası...
Duvarları kaplayan koyu renk ahşap raflar, tavana kadar uzanan kitaplarla doluydu. Büyük pencerelerden süzülen yağmur damlaları camlarda ince izler bırakıyordu.
Odanın ortasında...
Nehir, elindeki eski fotoğrafa bakakalmıştı.
Parmakları hafifçe titriyordu.
Fotoğraftaki küçük kız...
Boynundaki kelebek kolye...
Aynısı...
Yıllardır kendi boynunda taşıdığı kolyeyle aynıydı.
Arkasından gelen ayak sesleriyle irkildi.
Kaan...
Kapının önünde durmuş, gözlerini fotoğraftan ayırmıyordu.
"Nereden buldun onu?"
Nehir yavaşça başını kaldırdı.
"Masanın üzerindeydi."
Kaan birkaç adım attı.
Fotoğrafı dikkatlice elinden aldı.
Uzun süre konuşmadı.
Sanki yıllardır dokunmaya cesaret edemediği bir anıya yeniden dokunuyordu.
Nehir sessizliği bozdu.
"Bu kız kim?"
Kaan derin bir nefes verdi.
"...Bilmiyorum."
"Neden yalan söylüyorsun?"
Kaan ilk kez gözlerini kaçırdı.
"Çünkü bazı gerçekler, öğrenildiği anda insanın hayatını değiştirir."
"Benim hayatım zaten değişti."
Kaan ona baktı.
Bu cümlede haklıydı.
Üç gün önce sıradan bir hukuk öğrencisiydi.
Şimdi ise mafyanın hedefindeydi.
Kaan fotoğrafı çekmeceye koydu.
"Şimdilik bunu unut."
"Unutamam."
"Nehir."
"Hayır."
İlk kez sesini yükseltti.
"Babamın dosyası..."
"Bu fotoğraf..."
"USB..."
"Hepsi birbirine bağlı."
Kaan uzun süre sustu.
Sonunda yavaşça konuştu.
"Evet."
Nehir'in kalbi hızlandı.
"Demek biliyorsun."
"Bildiğim şeyler var."
"O zaman anlat."
"Anlatamam."
"Neden?"
"Çünkü önce emin olmam gerekiyor."
"Ben oyuncak değilim!"
"Zaten tam da bu yüzden."
Aynı saatlerde...
İstanbul'un dışında, denize bakan eski bir yalının bodrum katında...
Yavuz Kara ağır adımlarla ilerliyordu.
Odanın ortasında diz çökmüş genç bir adam vardı.
"Başaramadın."
Adam başını eğdi.
"Affedin efendim."
Yavuz bastonunu yere vurdu.
"Affetmek..."
Soğuk bir gülümsemeyle devam etti.
"...Benim huyum değildir."
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri Asya girdi.
"Kaan hâlâ kızın yanında."
Yavuz başını kaldırdı.
"Aslında beklediğim buydu."
Asya şaşkındı.
"Ne demek istiyorsun?"
Yavuz pencereye yürüdü.
"Çünkü o kız..."
Yüzünde ilk kez tuhaf bir gülümseme belirdi.
"...oyunun en önemli taşı."
Malikânede...
Akşam olmuştu.
Emine Hanım mutfakta yemek hazırlıyordu.
Nehir ise balkona çıkmıştı.
Yağmur sonunda durmuştu.
Şehir ışıkları uzaktan parlıyordu.
Arkasından gelen sesi duymadı.
"Üşüteceksin."
Kaan...
Elinde ince bir battaniyeyle gelmişti.
"İstemiyorum."
"Yine de al."
Battaniyeyi omuzlarına bıraktı.
Nehir şaşırdı.
"Bazen..."
Kaan korkutucu görünmüyordu.
Sadece...
Yorgundu.
"Niye bana yardım ediyorsun?"
Kaan balkon demirlerine yaslandı.
"Bilmiyorum."
"Bu cevap değil."
"Belki de yıllardır ilk kez..."
Durdu.
"...birinin ölmesini istemiyorum."
Nehir'in gözleri onun yüzünde kaldı.
İlk kez o buz gibi adamın içinde kırılmış bir çocuk olduğunu hissetti.
Rüzgâr hafifçe eserken ikisi de uzun süre konuşmadı.
Sessizlik...
Garip şekilde huzur veriyordu.
Ertesi sabah...
Mert aceleyle çalışma odasına girdi.
"Patron!"
Kaan dosyalara bakıyordu.
"Ne var?"
"USB'nin şifresini kırdık."
Kaan ayağa kalktı.
"Ekrana ver."
Bilgisayar açıldı.
Dosyanın içinde onlarca belge vardı.
İsimler...
Banka hesapları...
Fotoğraflar...
Ve en altta tek bir video.
Video oynatıldı.
Ekrana yaşlı bir adam geldi.
Titreyen sesiyle konuşuyordu.
"Eğer bu videoyu izliyorsanız..."
"...demek ki bana bir şey oldu."
Kaan dikkatle izliyordu.
Adam devam etti.
"Bu dosyanın sahibi..."
"...Nehir Aydın'dır."
Nehir'in nefesi kesildi.
"Ben mi?"
Adam devam etti.
"Çünkü gerçek kimliğini öğrenme hakkı sadece ona ait."
Kaan ve Mert birbirlerine baktılar.
Gerçek kimlik...
Bu ne demekti?
Tam video devam edecekken...
Ekran bir anda karardı.
Bilgisayarda kırmızı harfler belirdi.
ERİŞİM ENGELLENDİ
Ve hemen altında tek cümle...
"Gerçeği öğrenmesine izin vermeyeceğiz."
O anda malikânenin bütün ışıkları yeniden söndü.
Koridorlarda alarm sesleri yükseldi.
Mert silahını çekti.
"Patron..."
Kaan'ın telefonu çaldı.
Arayan...
Asya Kara.
Telefonu açtı.
Asya'nın sesi bu kez titriyordu.
"Kaan... Babam kontrolden çıktı. Nehir'yi bu gece öldürmek için geliyorlar!"
Kaan'ın yüzü bir anda sertleşti.
Pencereye koştu.
Malikânenin demir kapılarının önünde...
Farları yanan onlarca siyah araç durmuştu.
Ve araçlardan inen silahlı adamlar, tek bir hedef için ilerliyordu.
Nehir Aydın.
Devam Edecek... 🖤