İçeriğe geç

Kızıl Yemin

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kızıl Yemin

Bölüm 4

Bölüm 4; Geçmişin Gölgesi

Koridor buz kesmişti.

"...Nehir Aydın."

Mert'in ağzından çıkan iki kelime, malikânenin sessizliğini paramparça etmişti.

Nehir, olduğu yerde donup kaldı.

"Ne... ne dedin sen?"

Mert gözlerini Kaan'dan ayırmadan konuştu.

"Yakalanan adam ölmeden önce sadece bu ismi söyledi."

Kaan'ın bakışları ağır ağır Nehir'e döndü.

Soğuktu.

Şüphe doluydu.

İlk kez Nehir'i gerçekten inceliyormuş gibi bakıyordu.

Nehir öfkeyle başını iki yana salladı.

"Ben onu tanımıyorum."

Sessizlik...

"Gerçekten tanımıyorum!"

Kaan tek kelime etmedi.

Sadece Mert'e döndü.

"Cesedi inceletin."

"Tamam patron."

"Telefonları, bağlantıları, hepsi önümde olsun."

"Emredersiniz."

Mert uzaklaşırken Kaan hâlâ Nehir'e bakıyordu.

Nehir bu bakışlardan rahatsız olmuştu.

"Neden bana öyle bakıyorsun?"

"Çünkü birileri seni tanıyor."

"Ama ben onları tanımıyorum."

"Buna inanmak istiyorum."

"İstiyorum ne demek?"

"Ben kanıta inanırım."

Bu söz, Nehir'i daha da sinirlendirdi.

"Yani bana güvenmiyorsun."

"Güvenmek..."

Kaan kısa bir kahkaha attı.

"...benim lügatimde olmayan bir kelime."

Sabah olmuştu.

Malikânenin büyük yemek salonunda uzun bir masa hazırlanmıştı.

Nehir bütün gece uyuyamamıştı.

Merdivenlerden inerken etrafa dikkatlice baktı.

Burası gerçekten bir evden çok bir kaleyi andırıyordu.

Her köşede güvenlik vardı.

Bahçede siyah araçlar sıralanmıştı.

Kapılar şifreyle açılıyor, koridorlar kameralarla izleniyordu.

Kaan masanın başında oturmuş gazete okuyordu.

Üzerinde siyah bir gömlek vardı.

Geceki sert görünümünün aksine sabah oldukça sakindi.

Nehir sandalyeyi çekti.

"Ben gitmek istiyorum."

Gazeteyi indirmedi bile.

"Hayır."

"Beni burada tutamazsın."

"Tutuyorum."

"Bu suç."

"Benim dünyamda kurallar biraz farklı."

Nehir gözlerini devirdi.

"Sen gerçekten sinir bozucusun."

Kaan gazeteyi kapattı.

İlk kez hafifçe gülümsedi.

"Bunu daha önce de söylediler."

"O zaman dinlememişsin."

"Hayır."

"Kibirlisin."

"Belki."

"Ukalasın."

"Olabilir."

"Sinir bozucusun."

"Kesinlikle."

Nehir istemsizce sustu.

Adam, söylediklerinin hiçbirine alınmıyordu.

Bu durum onu daha da sinirlendiriyordu.

Tam o sırada mutfaktan yaşlı bir kadın geldi.

Elinde sıcak çay vardı.

"Günaydın evladım."

Nehir şaşırdı.

"Günaydın."

Kadın gülümseyerek önüne kahvaltı koydu.

"Ben Emine."

"Memnun oldum."

"Patronumuz ilk kez bir misafiri bu kadar uzun süre evde tutuyor."

Kaan boğazını temizledi.

"Emine."

Kadın gülerek sustu.

"Tamam tamam."

Nehir ise bu cümleyi kafasına takmıştı.

"İlk kez mi?"

Emine Hanım başını salladı.

"Evet kızım."

"Buraya kimse kolay kolay gelemez."

Kahvaltı bittikten sonra Kaan ayağa kalktı.

"Benimle gel."

"Nereye?"

"Şirkete."

"Ben neden?"

"Çünkü yalnız bırakamam."

"Ben çocuk değilim."

"Ama hedefsin."

Nehir derin bir nefes verdi.

"Mecbur muyum?"

"Evet."

Yarım saat sonra...

Siyah konvoy İstanbul'un merkezindeki gökdelenlerden birinin önünde durdu.

Binanın girişinde büyük harflerle yazıyordu:

ARSLAN HOLDİNG

Takım elbiseli çalışanlar Kaan'ı görünce hemen ayağa kalktı.

"Günaydın Sayın Arslan."

"Günaydın efendim."

Nehir şaşkınlıkla etrafına bakıyordu.

"Dün gece mafya..."

"...bugün holding sahibi."

Kaan yürümeye devam etti.

"İkisi de benim."

Asansör en üst kata çıktı.

Kapılar açılır açılmaz bütün kat sessizleşti.

Kaan'ın odası neredeyse bir daire büyüklüğündeydi.

Yerler siyah mermer...

Tavandan yere kadar uzanan camlar...

Bütün İstanbul ayaklarının altındaydı.

Nehir pencerenin önüne yürüdü.

"Manzara gerçekten güzel."

Kaan masasına oturdu.

"İnsanlar yükseğe çıkınca her şeyi kontrol ettiklerini sanır."

"Peki sen?"

"Ben kontrol etmeye çalışmıyorum."

Başını kaldırdı.

"...kontrol ediyorum."

Tam o sırada kapı hızla açıldı.

İçeri genç bir kadın girdi.

Uzun siyah saçları, kusursuz makyajı ve pahalı kıyafetleriyle dikkat çekiyordu.

Kadın önce Kaan'a sarılmak istedi.

Ama Kaan geri çekildi.

"Neden haber vermeden geldin?"

Kadın o anda Nehir'i fark etti.

Yüzündeki gülümseme silindi.

"Bu kim?"

"Konu dışı."

Kadın sinirle Nehir'i baştan aşağı süzdü.

"Yeni sekreter mi?"

Nehir cevap vermeden önce Kaan konuştu.

"Hayır."

"Öyleyse?"

"Misafirim."

Kadının gözlerinde kıskançlık belirginleşmişti.

"Kaan..."

Sesi sertleşti.

"...bu kız kim?"

"Nehir."

"Onu neden burada tutuyorsun?"

"Bu seni ilgilendirmez."

Kadın yumruklarını sıktı.

"Ben Asya Kara'yım."

Nehir'in kalbi sıkıştı.

Kara...

Dün gece saldırıyı düzenleyen mafyanın soyadı da buydu.

Asya hafifçe eğildi.

"Kaan'ın çocukluk arkadaşı."

Sonra gülümsedi.

"...ve gelecekteki eşi olacağım."

Nehir istemese de gözlerini Kaan'a çevirdi.

Kaan'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.

"Asya."

"Evet?"

"Çık."

Kadın şaşkınlıkla kaldı.

"Ne?"

"Sana çık dedim."

Asya'nın yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

Kapıya yönelirken son kez Nehir'e baktı.

O bakışta nefret vardı.

Saf nefret...

Akşam...

Malikâneye döndüklerinde hava yeniden yağmurluydu.

Nehir odasına çıkarken alt kattan sesler duydu.

Kapı tam kapanmamıştı.

İçeride Kaan ve Mert konuşuyordu.

"Patron."

"Konuş."

"Nehir'in dosyası geldi."

Nehir istemeden kapının arkasında kaldı.

"Babası..."

Kaan dosyaya baktı.

"...on beş yıl önce öldürülmüş."

"Evet."

"Neden dosyada fail yok?"

"Çünkü dosya kapatılmış."

Kaan'ın kaşları çatıldı.

"Kim kapattı?"

Mert yutkundu.

"Eski savcı..."

Kısa bir sessizlik oldu.

"...Yavuz Kara'nın adamıymış."

Nehir'in dizlerinin bağı çözüldü.

Babasının dosyası...

Yıllardır çözülemeyen cinayet...

Ve şimdi...

Her şey dönüp dolaşıp Kara ailesine çıkıyordu.

Tam geri çekilecekken ayağı vazoya çarptı.

ÇAT!

Koridor sessizliğe gömüldü.

Kaan başını kapıya çevirdi.

"Soğuk bir sesle..."

"Orada kim var?"

Nehir nefesini tuttu.

Kapı yavaşça açılmaya başladı...

Devam edecek... 🖤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.