İçeriğe geç

Kızıl Yemin

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Kızıl Yemin

Bölüm 3

Bölüm 3; İlk Kurşun

Malikânenin devasa salonu, saniyeler içinde savaş alanına dönmüştü.

Patlamanın etkisiyle kristal avizeler sallanıyor, tavandan ince cam parçaları dökülüyordu.

Alarm sesleri kulakları sağır edecek kadar yüksekti.

Maskeli adam silahını hiç indirmeden Nehir'e doğrultmuştu.

"USB'yi bana ver!"

Nehir'in nefesi kesildi.

Eli istemsizce cebine gitti.

Kaan bunu fark etti.

"Dokunma."

Sesi her zamanki kadar sakindi.

Ama gözlerindeki öfke ilk kez bu kadar belirgindi.

Maskeli adam alaycı bir kahkaha attı.

"Demek zayıf noktan bu kız."

Kaan tek kaşını kaldırdı.

"Yanlış tahmin."

"Öyle mi?"

Adam tetiğe hafifçe dokundu.

"Öyleyse neden önüne geçtin?"

Kaan hiçbir şey söylemedi.

Sadece Nehir'i biraz daha arkasına aldı.

Nehir şaşkındı.

Bir saat önce tanıştığı bu adam...

Neden kendisini koruyordu?

Yoksa gerçekten koruyor muydu?

Belki de USB onun için çok değerliydi.

Belki de Nehir sadece yaşayan bir emanetti.

Tam o sırada...

Üst kattan bir keskin nişancı ateş etti.

Bang!

Kurşun maskeli adamın omzuna isabet etti.

Adam acıyla geriye savruldu.

"Şimdi!"

Mert bağırır bağırmaz güvenlikler harekete geçti.

Salon bir anda kurşun sesleriyle doldu.

Nehir korkuyla kulaklarını kapattı.

Hayatı boyunca yalnızca filmlerde gördüğü sahnelerin tam ortasındaydı.

Kaan hiç tereddüt etmeden belindeki silahı çekti.

Arka arkaya iki el ateş etti.

İki saldırgan yere düştü.

Kalanlar geri çekilmeye başladı.

"Çıkın buradan!"

Mert'in emriyle güvenlikler saldırganların peşinden koştu.

Birkaç dakika sonra malikânede yeniden sessizlik hâkim oldu.

Sadece alarm sesi...

Ve Nehir'in hızla atan kalbi duyuluyordu.

Kaan silahını masanın üzerine bıraktı.

Ceketinin kolunu sıvarken kolunda hafif bir kan izi olduğu ortaya çıktı.

Nehir istemsizce yaklaştı.

"Yaralandın."

"Çizik."

"Ama kanıyor."

"Geçer."

Nehir sinirlendi.

"Sen hep böyle misin?"

Kaan başını çevirdi.

"Nasıl?"

"Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun."

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini pencereye çevirdi.

"Bu dünyada acını gösterirsen kaybedersin."

Bu cümlede öyle bir yalnızlık vardı ki...

Nehir ilk kez onun sadece acımasız biri olmadığını hissetti.

Sanki içinde yıllardır konuşmayan başka biri vardı.

Mutfakta ilk yardım çantası bulunmuştu.

Görevli kadın sessizce çantayı masaya bıraktı.

"Gidebilirsiniz."

Kadın odadan çıktı.

Nehir çantayı açtı.

"Pansuman yapacağım."

"Gerek yok."

"Sus."

Kaan şaşkınlıkla ona baktı.

Hayatında kimse ona böyle konuşmamıştı.

Nehir pamukla kanı temizlemeye başladı.

"Canın yanıyor mu?"

"Hayır."

"Yalan."

"Alışığım."

Nehir'in eli durdu.

"İnsan acıya alışmamalı."

Kaan hafifçe gülümsedi.

Bu kez gülümsemesi önceki kadar sert değildi.

"Ben çok geç kaldım."

Gece ilerlemişti.

Nehir, kendisine hazırlanan odadaydı.

Oda neredeyse bir otel süiti kadar büyüktü.

Ama bu ihtişamın içinde kendini hiç güvende hissetmiyordu.

Cebinden USB'yi çıkardı.

Siyah...

Küçücük...

Ama uğruna insanlar ölüyordu.

"İçinde ne var?"

Merakı ağır basmaya başlamıştı.

Kapıyı kilitledi.

Masanın üzerindeki dizüstü bilgisayarı açtı.

USB'yi yavaşça taktı.

Ekranda tek bir klasör belirdi.

ARES

Şifre istiyordu.

Nehir tam bilgisayarı kapatacakken...

Klasörün altında küçük bir metin dikkatini çekti.

"Parola: Arslan'ın en büyük sırrı."

"Arslan..."

Kaan Arslan.

Bu tesadüf olamazdı.

Tam o sırada kapı tıklandı.

Nehir hızla USB'yi çıkardı.

"Kimsin?"

"Ben."

Kaan.

Kapıyı açınca onu kapının önünde gördü.

Üzerinde artık ceket yoktu.

Beyaz gömleğinin birkaç düğmesi açıktı.

Kolundaki pansuman hafifçe görünüyordu.

"Uyumadın."

"Uyuyamadım."

Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.

"Burada güvendesin."

Nehir istemsizce güldü.

"Güvende mi?"

"Evin bombalandı."

"Senin evin."

"Artık sen de hedeftesin."

Bu söz Nehir'in yüzündeki ifadeyi değiştirdi.

"Yani eve dönemeyecek miyim?"

"Şimdilik hayır."

"Annem beni merak eder."

"Merak etmeyecek."

"Nereden biliyorsun?"

"Arandı."

"Neyi?"

"Ailen."

Nehir'in gözleri büyüdü.

"Ben söylemeden mi?"

"Evet."

"Sen... annemle konuştun?"

"Kızının arkadaşında kaldığını söyledim."

Nehir öfkeyle bağırdı.

"Sen benim hayatıma karışamazsın!"

Koridordaki görevliler irkilerek birbirine baktı.

Kaan ise tek bir adım bile geri atmadı.

"Karıştım."

"Sen kendini ne sanıyorsun?"

"Hayatta kalmanı sağlayan kişi."

İkisi de birkaç saniye boyunca birbirine baktı.

Aralarındaki sessizlik, söylenmeyen yüzlerce cümleden daha ağırdı.

Tam Nehir kapıyı kapatacakken...

Mert koşarak koridora geldi.

"Patron!"

Kaan döndü.

"Ne var?"

"Adamı yakaladık."

"Konuştu mu?"

"Hayır."

Mert derin bir nefes aldı.

"...ama ölmeden önce tek bir isim söyledi."

Kaan'ın yüzü sertleşti.

"Hangi isim?"

Mert'in cevabı yalnızca iki kelimeydi.

"Nehir Aydın."

Koridor buz kesmişti.

Nehir'in yüzündeki kan çekildi.

"Ben... onu tanımıyorum."

Kaan ise tek kelime etmedi.

Çünkü ilk kez aklından geçen ihtimal, her şeyi değiştirebilirdi.

Ya Nehir bu oyunun içine tesadüfen girmediyse?

Devam edecek... 🖤

Bölüm sonu

3 yorum