"Bazen aradığın insan karşında durur. Ama onu tanımak için önce geçmişteki yalanlarını unutman gerekir."
Nehir birkaç saniye boyunca karşısındaki kadına bakakaldı.
"Lina..."
Kadın başını yavaşça salladı.
"Evet."
Kaan hâlâ hareket etmiyordu.
Gözleri Lina'nın yüzündeydi.
Yıllardır zihninde yalnızca bulanık bir çocukluk anısı olarak kalan kız...
Şimdi karşısındaydı.
Kaan'ın sesi güçlükle çıktı.
"Sen..."
Lina ona baktı.
"Abi."
Tek kelime.
Ama Kaan'ın bütün savunması o anda yıkıldı.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Lina da ona doğru yürüdü.
Yıllardır birbirinden ayrı kalan iki kardeş, sonunda birbirlerine sarıldı.
Kaan gözlerini kapattı.
"Öldüğünü söylediler."
"Biliyorum."
"Seni aradım."
"Ben de seni."
"Niye gelmedin?"
Lina geri çekildi.
"Çünkü seni bulmamı istemeyen insanlar vardı."
Kaan'ın yüzü sertleşti.
"Kim?"
Lina cevap vermeden önce Nehir'ye baktı.
"Önce sana bir şey söylemem gerekiyor."
Nehir şaşkınlıkla kendisini gösterdi.
"Bana mı?"
Lina başını salladı.
"Seninle ilgili."
Odanın ortasındaki eski masaya oturdular.
Lina, yıllardır sakladığı bir dosyayı çantasından çıkardı.
Dosyanın üzerinde tek bir kelime vardı:
AYDIN
Nehir'nin kalbi hızlandı.
"Bu benim ailem."
Lina dosyayı açtı.
"Annen yıllarca seni korumaya çalıştı."
"Kimden?"
"ARES'ten değil."
Nehir kaşlarını çattı.
"O zaman kimden?"
Lina derin bir nefes aldı.
"Kızıl Konsey'den."
Kaan'ın yüzü değişti.
"Konsey?"
"ARES'in üstünde olan yapı."
Nehir şaşkınlıkla baktı.
"Yani bütün bunların arkasında daha büyük birileri mi var?"
Lina başını salladı.
"ARES yalnızca görünen taraftı."
"Konsey ise perde arkasındaydı."
Kaan ayağa kalktı.
"Babam bunu biliyor muydu?"
"Evet."
"Annem?"
"Evet."
"Sen?"
Lina acı bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Ben de."
Kaan yumruklarını sıktı.
"Ve bana hiçbir şey söylemediniz."
Lina gözlerini indirdi.
"Çünkü seni kullanacaklarını biliyorduk."
Nehir dosyanın son sayfalarına baktı.
Bir fotoğraf vardı.
Küçük Nehir.
Yanında küçük Kaan.
Ve arkalarında iki kadın.
Leyla...
Ve Lina.
Fotoğrafın altında şu yazıyordu:
"Kızıl Yemin'in iki varisi."
Nehir'nin nefesi kesildi.
"Varis mi?"
Lina başını kaldırdı.
"Sen ve Kaan."
Kaan şaşkınlıkla baktı.
"Ne demek bu?"
Lina cevap verdi:
"Babalarınızın yaptığı anlaşma."
"Yıllar önce iki aile bir araya geldi."
"Birbirlerini korumak için."
Nehir yavaşça sordu:
"Yani bizim ailelerimiz..."
"Birbirlerine düşman değildi."
Lina'nın gözleri Kaan'a kaydı.
"Tam tersine."
"Birlikte hareket ediyorlardı."
Kaan'ın telefonu çaldı.
Ekranda:
BABAM
Kaan hemen açtı.
"Konuş."
Karşı taraftan babasının sesi geldi.
"Lina'yı bulduysan artık son aşamaya geçebiliriz."
Kaan'ın gözleri daraldı.
"Sen neredesin?"
"İstanbul'da değilim."
"Neredesin?"
Kısa bir sessizlik.
"Annenin yanında."
Nehir'nin gözleri büyüdü.
"Annem?"
Kaan telefonu hoparlöre aldı.
Babası devam etti:
"Leyla yaşıyor."
Nehir'nin gözleri doldu.
"Onu bana ver."
"Önce Kızıl Yemin'in ne olduğunu öğrenmelisiniz."
Kaan öfkeyle sordu:
"Ne yemini?"
Babası yalnızca şunu söyledi:
"Kırmızı defterin son sayfasına bak."
Telefon kapandı.
Kaan hemen defteri çıkardı.
Son sayfayı açtı.
Sayfanın ortasında iki isim vardı:
KAAN ARSLAN
NEHİR AYDIN
Altlarında ise tek bir cümle:
"Biri ihanete uğrarsa, diğeri bedelini ödeyecek."
Nehir'nin yüzündeki ifade değişti.
Kaan ona baktı.
"Demek bütün bunların amacı..."
Lina cümleyi tamamladı:
"Sizi birbirinize karşı kullanmak."
Tam o sırada dışarıdan fren sesi geldi.
Bir araba durdu.
Ardından kapı çarpıldı.
Lina ayağa kalktı.
"Buraya gelmemeliydik."
Kaan silahını çıkardı.
"Neden?"
Lina pencereye baktı.
Çünkü aşağıda...
Siyah araçların arasında tek bir kişi duruyordu.
Kaan onu görür görmez dondu.
Nehir de pencereye yaklaştı.
"Kim o?"
Kaan'ın sesi kısıldı.
"Cemal."
Ama Cemal yalnız değildi.
Yanında...
Leyla vardı.
Ve Leyla başını kaldırıp doğrudan Nehir'ye bakıyordu.
Devam Edecek... 🖤