İçeriğe geç

Kızıl Yemin

Bölüm 22 · 3 dk okuma

Kızıl Yemin

Bölüm 22

Bölüm 22; Gelen Misafir

"Bazen kapıyı çalan kişi, geçmişin kendisidir."

Malikânenin alarm sesi duvarlarda yankılanıyordu.

Güvenlik görevlileri saniyeler içinde giriş kapısına koştu.

Kaan ise tek kelime etmeden silahını beline yerleştirdi.

"Nehir."

"Evet?"

"Ben söylemeden dışarı çıkmıyorsun."

Nehir itiraz edecek gibi oldu ama Kaan'ın yüzündeki ifadeyi görünce vazgeçti.

Bu kez onun sertliğinin altında yalnızca öfke değil...

Endişe de vardı.

Büyük demir kapı yavaşça açıldı.

Yağmur yeniden başlamıştı.

Kapının önünde siyah bir minibüs duruyordu.

Farların ışığı yağmur damlalarının arasından süzülüyordu.

Araçtan uzun boylu, gri saçlı bir adam indi.

Üzerinde koyu kahverengi bir trençkot vardı.

Saçlarına düşen yağmur damlalarına aldırmadan ellerini yavaşça kaldırdı.

"Silahım yok."

Mert yine de silahını indirmedi.

"Kimsin sen?"

Adamın bakışları doğrudan Kaan'a çevrildi.

"Benim adım..."

"...Cemal."

"Eski bir ARES ajanıyım."

Bahçedeki herkes sessizleşti.

Kaan ağır adımlarla adama yaklaştı.

"İspat et."

Cemal cebinden eski, metal bir rozet çıkardı.

Rozetin üzerinde yılların aşındırdığı bir kartal amblemi vardı.

Altında ise tek kelime yazıyordu.

ARES

Kaan rozeti eline aldı.

Gerçekti.

"Neden geldin?"

Cemal derin bir nefes verdi.

"Çünkü artık saklanacak zaman kalmadı."

Bakışlarını Nehir'ye çevirdi.

"Annen yaşıyor."

Nehir'in gözleri doldu.

"Nerede?"

"Bilmiyorum."

"Ama peşindekilerin kim olduğunu biliyorum."

Salonda...

Herkes büyük masanın etrafına toplanmıştı.

Şömine yanıyor ama kimsenin içini ısıtmıyordu.

Cemal önündeki bardaktan bir yudum su içti.

"On beş yıl önce..."

"ARES'in içinde bir köstebek vardı."

Kaan kaşlarını çattı.

"Kim?"

"Bilmiyoruz."

"Çünkü gerçek kimliğini hiçbir zaman öğrenemedik."

Nehir dikkatle dinliyordu.

"O gece çıkan yangın..."

"...bir kaza değildi."

"O zaman?"

"Bütün belgeleri yok etmek için planlandı."

Kaan yumruğunu sıktı.

"Babam bunu biliyor muydu?"

Cemal gözlerini yere indirdi.

"Baban..."

"...köstebeği bulmuştu."

Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.

"Sonra ne oldu?"

"Ertesi gün öldürüldü."

Mert bilgisayarın başından seslendi.

"Patron."

"Ne var?"

"Galata Kulesi çevresindeki kameraları inceledim."

"Evet?"

"Ekranda ilginç biri var."

Herkes monitöre döndü.

Görüntü bulanıktı.

Ama seçilebiliyordu.

Siyah başörtülü bir kadın...

Galata Kulesi'nin karşı sokağında durmuş, uzaktan Kaan ve Nehir'yi izliyordu.

Nehir ayağa fırladı.

"Durdur görüntüyü!"

Mert görüntüyü büyüttü.

Kadının yüzü netleşmeye başladı.

Nehir'in nefesi kesildi.

"Bu..."

"...annem."

Tam o sırada görüntü aniden karardı.

Dosya kendi kendine silinmeye başladı.

"Ekrana biri sızıyor!"

Mert panikle klavyeye sarıldı.

"Ağımıza girdiler!"

Birkaç saniye içinde bütün görüntüler yok oldu.

Sadece tek bir kare kaldı.

Siyah arka plan...

Ve kırmızı harflerle yazılmış tek bir cümle:

"Geç kaldınız."

Aynı dakikalarda...

İstanbul'un dışında, deniz kıyısındaki terk edilmiş bir depoda...

Leyla Aydın elleri bağlı şekilde sandalyeye oturuyordu.

Yüzünde yorgunluk vardı ama gözlerinde korku yoktu.

Kapı açıldı.

İçeri siyah takım elbiseli bir adam girdi.

Yüzü hâlâ gölgelerin arasındaydı.

Masanın üzerine eski bir fotoğraf bıraktı.

Fotoğrafta küçük Nehir gülümsüyordu.

Adam sakin bir sesle konuştu.

"Konuşmanın zamanı geldi, Leyla."

Leyla başını kaldırdı.

"Asla."

Adam hafifçe eğildi.

"O zaman..."

"...kızın senin yerine gerçeği öğrenecek."

Leyla'nın gözlerinden ilk kez bir damla yaş süzüldü.

"Hayır..."

"...onu bu oyunun içine çekmeyin."

Adam soğuk bir gülümsemeyle kapıya yöneldi.

"Geciktin."

"Daha o doğduğu gün bu oyunun içine girdi."

Kapı kapanırken Leyla fısıldadı:

"Affet beni Nehir..."

Aynı anda...

Malikânede...

Kaan, çalışma odasının penceresinden dışarı bakıyordu.

Elindeki dosya masaya açıktı.

Nehir sessizce yanına geldi.

"Uyumadın mı?"

"Hayır."

"Neden?"

Kaan gözlerini karanlıktan ayırmadı.

"İçimde kötü bir his var."

Nehir onun yanına yaklaştı.

"Birlikte atlatacağız."

Kaan ilk kez gözlerinin içine baktı.

"Ya seni koruyamazsam?"

Nehir hiç düşünmeden cevap verdi.

"O zaman bu kez seni ben korurum."

Kaan'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Tam o sırada...

Çalışma odasının kapısı sertçe açıldı.

Mert nefes nefeseydi.

"Patron!"

"Ne oldu?"

"Bodrumdaki kasalardan biri..."

"...az önce içeriden açıldı."

Kaan ve Nehir aynı anda birbirlerine baktılar.

İkisi de aynı şeyi düşündü.

Malikânenin içinde yalnız değillerdi.

Devam Edecek... 🖤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.