"Bazı şehirler sır saklar... İstanbul ise sırlarını geceleri fısıldar."
Saatler gece yarısına yaklaşıyordu.
İstanbul'un sokakları gündüze göre daha sessizdi.
Galata Kulesi, sarı ışıkların altında bütün ihtişamıyla yükselirken çevresindeki dar taş sokaklar neredeyse bomboştu.
Siyah araçlardan biri kulenin birkaç sokak gerisinde durdu.
Kaan önce indi.
Her zamanki gibi siyah takım elbisesinin üzerine koyu renk uzun bir palto giymişti. Kulaklığını takarken gözleri sürekli etrafı tarıyordu.
Ardından Nehir indi.
Bu kez kırmızı elbisesinin yerine daha sade, krem rengi yüksek yakalı bir kazak ve siyah deri ceket giymişti. Siyah pantolonu ve kısa topuklu botlarıyla rahat hareket edebileceği belli oluyordu.
Saçlarını toplamıştı.
Yüzündeki makyaj neredeyse yok denecek kadar hafifti.
Kaan kısa bir an ona baktı.
"Üşüyor musun?"
Nehir başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bugün rahat hareket etmem gerekiyor."
Kaan istemsizce gülümsedi.
"Doğru seçim."
Mert telsizden konuştu.
"Patron."
"Çatılar temiz."
"Doğu girişinde iki adam var."
"Batı tarafı boş."
Kaan başını salladı.
"Herkes yerini korusun."
Sonra gözlerini Nehir'ye çevirdi.
"Ne olursa olsun..."
"...yanımdan ayrılmayacaksın."
Nehir hafifçe gülümsedi.
"Bu cümleyi son zamanlarda çok kuruyorsun."
"Kurmaya devam edeceğim."
"Neden?"
Kaan birkaç saniye sustu.
Sonunda yalnızca tek bir cümle kurdu.
"Çünkü seni kaybetmeyi göze alamam."
Nehir'in kalbi bir an duracak gibi oldu.
Kaan söylediği sözün ağırlığını fark etmişti.
Bakışlarını hemen başka yöne çevirdi.
"Yürüyelim."
Dar taş sokaklarda ilerlerken rüzgâr giderek şiddetleniyordu.
Galata Kulesi'nin gölgesi üzerlerine düşüyordu.
Bir anda...
Karşı kaldırımdan siyah montlu küçük bir çocuk koşarak geldi.
Hiç konuşmadan Nehir'nin eline beyaz bir zarf bıraktı.
Sonra kalabalığın arasına karışıp kayboldu.
"Dur!"
Mert peşinden koştu.
Ama çocuk çoktan gözden kaybolmuştu.
Nehir titreyen elleriyle zarfı açtı.
İçinde yalnızca eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta annesi Leyla...
Kaan'ın babası...
Ve hiç tanımadığı genç bir kadın birlikte gülümsüyordu.
Fotoğrafın arkasına tek cümle yazılmıştı.
"Düşman sandığın kişi... seni en çok koruyan kişi olabilir."
Tam o sırada...
Kulenin saatinden on iki kez çan sesi yükseldi.
Dong...
Dong...
Dong...
Son sesle birlikte bütün sokak bir anda karardı.
Elektrikler kesilmişti.
Etrafta yalnızca ay ışığı vardı.
Mert bağırdı.
"Patron!"
"Elektrikler bilinçli kesildi!"
Kaan hemen Nehir'nin elini tuttu.
"Yanımdan ayrılma."
Nehir ilk kez onun elini tuttuğunu fark etti.
Soğuk gecede...
O tek dokunuş bile içini ısıtmıştı.
Ama ikisi de ellerini bırakmadı.
Karanlığın içinden bir kadın sesi yükseldi.
"Nehir..."
Ses...
Annesinindi.
"Anne!"
Nehir sesi takip ederek birkaç adım attı.
Kaan kolundan tuttu.
"Dur."
"Bu bir tuzak olabilir."
"Ya gerçekten annemse?"
Kaan cevap veremedi.
Çünkü aynı anda karşı sokakta bir kadın silueti belirdi.
Başındaki koyu renk eşarbı rüzgâr savuruyordu.
Nehir'nin gözleri doldu.
"Anne..."
Kadın tam onlara doğru yürümeye başlamıştı ki...
Bang!
Silah sesi gecenin sessizliğini parçaladı.
Kadın yere düştü.
"NEREDEEE?"
Nehir çığlık atarak koşmaya çalıştı.
Kaan onu belinden yakaladı.
"Hayır!"
"Gitmene izin veremem!"
"Nehir, dur!"
Nehir gözyaşları içinde çırpınıyordu.
"Bırak beni!"
"O annem!"
Kaan onu daha da sıkı tuttu.
"Keskin nişancı hâlâ burada!"
Tam o sırada Mert'in sesi duyuldu.
"Patron!"
"Vurulan kadın..."
"...Leyla Hanım değil!"
Herkes donup kaldı.
Yerde yatan kadın...
Peruk takıyordu.
Yüzündeki makyaj akmaya başlamıştı.
Biri...
Nehir'nin annesine benzetilmişti.
Tam o anda kulenin tepesinden bir lazer ışığı doğrudan Kaan'ın göğsüne geldi.
Keskin nişancı...
Nişan almıştı.
Nehir bunu fark eder etmez düşünmeden Kaan'ı itti.
Kurşun...
İkisinin arasından geçerek taş duvara saplandı.
Kaan hızla Nehir'yi arkasına aldı.
Silahını çekip çatıya doğru ateş etti.
İki el...
Üç el...
Sonra sessizlik.
Mert telsizden bağırıyordu.
"Çatıyı sarın!"
"KİMSE KAÇMASIN!"
Ancak keskin nişancı yine izini kaybettirmişti.
Tam olayın bittiğini sandıkları anda...
Kaan'ın cebindeki telefon yeniden çaldı.
Bu kez görüntülü aramaydı.
Ekranda yüzü görünmeyen bir adam vardı.
Bozuk sesi bütün arabaya yayıldı.
"Kaan Arslan..."
"Bugün seni öldürebilirdim."
"Ama henüz değil."
Kaan öfkeyle konuştu.
"Ne istiyorsun?"
Adam hafifçe güldü.
"Sana bir hediye bıraktım."
Ekran bir anda kapandı.
Aynı saniyede...
Galata Kulesi'nin girişindeki eski taş bankın altından küçük siyah bir kutu bulundu.
Mert kutuyu dikkatlice açtı.
İçinden kan lekeli eski bir alyans çıktı.
İç kısmına tek bir tarih kazınmıştı.
14 Mayıs 2008
Ve hemen altında iki harf...
L & A
Nehir şaşkınlıkla alyansa baktı.
"Bu..."
Kaan'ın yüzü bembeyaz kesildi.
Çünkü o alyansı tanıyordu.
Babasının yıllardır kayıp olan yüzüğüydü.
Ama üzerindeki "L" harfi...
Her şeyi değiştirecek kadar büyük bir sır saklıyordu.
Devam Edecek... 🖤