"Bazen bir insanı tanımak için yıllar yetmez... Bazen tek bir bakış yeter."
Boğaz'ın üzerine gece tamamen çökmüştü.
Restoranın geniş camlarından görünen İstanbul manzarası, masadaki mum ışığıyla birleşince ortama huzurlu bir hava katıyordu. Dışarıda teknelerin ışıkları suya yansıyor, içeride ise hafif bir piyano melodisi çalıyordu.
Garson ana yemekleri servis ettikten sonra sessizce masadan uzaklaştı.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Bu sessizlik ilk günlerdeki gibi gergin değildi.
Tam aksine...
Birbirlerinin yanında susabilmek bile ikisine iyi geliyordu.
Nehir, önündeki bardağı parmaklarının arasında yavaşça çevirirken gözlerini Boğaz'ın ışıklarına çevirdi.
"Biliyor musun..."
Kaan başını kaldırdı.
"Neyi?"
"Avukat olduğum gün... babam bana bir şey söylemişti."
"Neymiş?"
"'Adalet bazen geç gelir ama mutlaka gelir.'"
"Eskiden buna bütün kalbimle inanırdım."
Kaan sessizce onu dinliyordu.
"Şimdi?"
Nehir derin bir nefes aldı.
"Şimdi... bunca şey yaşandıktan sonra adaletin gerçekten var olup olmadığını sorguluyorum."
Kaan birkaç saniye sustu.
Bakışlarını Boğaz'ın karanlık sularına çevirdi.
"Adalet bazen mahkeme salonunda kazanılmaz, Nehir."
"Bazen önce gerçeği bulmak gerekir."
Nehir gözlerini ondan ayırmadı.
"Ya gerçek de can yakıyorsa?"
Kaan bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.
"O zaman da gerçeği öğrenmekten vazgeçmeyiz."
Nehir, Kaan'ın yüzüne baktı.
İlk kez onun bu kadar kararlı konuştuğunu görüyordu.
Ve ilk kez...
İçindeki umutsuzluğun yerini küçücük de olsa bir umut almaya başlamıştı.
Garson tatlıları getirirken Nehir gülümseyerek menüye baktı.
"Çikolatalı sufle..."
Kaan hafifçe kaşını kaldırdı.
"Seviyor musun?"
"Bayılırım."
"Ben de."
Nehir şaşkınlıkla güldü.
"İlk kez ortak bir şeyimiz çıktı."
Kaan hafifçe tebessüm etti.
"Hayır."
"Bir tane daha var."
"Neymiş?"
"İkimiz de kolay pes etmiyoruz."
Nehir gülerek başını salladı.
"Bu konuda haklısın."
İlk kez birlikte güldüler.
O an ne ARES vardı...
Ne tehditler...
Ne de peşlerindeki insanlar...
Sadece iki insan...
Aynı masada oturuyordu.
Yemek bittikten sonra dışarı çıktılar.
Boğaz'dan gelen serin rüzgâr Nehir'nin saçlarını savurdu.
Omuzlarını hafifçe topladı.
Kaan bunu fark etti.
Hiçbir şey söylemeden ceketini çıkarıp omuzlarına bıraktı.
"Üşürsün."
Nehir cekete sarılırken istemsizce gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Kaan kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi.
"Rica ederim."
Bir süre sahil boyunca yürüdüler.
Şehrin kalabalığı uzakta kalmıştı.
Sadece dalga sesleri ve rüzgâr duyuluyordu.
"Nehir."
"Efendim?"
"Küçükken en çok neyi severdin?"
Nehir düşündü.
"Yağmurdan sonra toprak kokusunu."
"Sen?"
Kaan gözlerini denize çevirdi.
"Yağmuru hiç sevmezdim."
"Neden?"
"Çünkü en kötü anılarım hep yağmurlu gecelerde yaşandı."
Nehir sessizce ona baktı.
İlk kez Kaan'ın sadece güçlü biri olmadığını, geçmişiyle mücadele eden bir adam olduğunu hissediyordu.
Farkında olmadan yürürken elleri birbirine değdi.
İkisi de aynı anda durdu.
Kısa bir sessizlik...
Nehir elini hemen çekmedi.
Kaan da...
İlk kez bakışlarını ondan kaçırmadı.
Tam o sırada...
Kaan'ın telefonu çaldı.
Ekranda yazan tek şey vardı.
Bilinmeyen Numara
Kaan telefonu açtı.
"Konuş."
Karşı taraftan nefes nefese bir kadın sesi duyuldu.
"Kaan... Ben Leyla."
Kaan'ın yüzü bir anda ciddileşti.
"Nehir'nin annesi..."
Nehir hızla telefona döndü.
"Annem mi?"
Kaan telefonu hoparlöre aldı.
"Leyla Hanım, neredesiniz?"
Kadının sesi titriyordu.
"Dinleyin... Vaktimiz yok."
Arka planda araba sesleri ve bağrışmalar duyuluyordu.
"Beni bulmaya çalışmayın."
"Beni izliyorlar."
Nehir'in gözleri doldu.
"Anne, iyi misin?"
Kadın birkaç saniye sustu.
Sonra sesi daha da alçaldı.
"Nehir... Sana söyleyemediğim çok şey var."
"Baban sana her şeyi anlatamadı."
"Ve sakın..."
Bir anda telefondan sert bir fren sesi geldi.
Ardından bir çarpma sesi...
Kadının korkuyla attığı kısa bir çığlık...
Ve...
Hat kesildi.
"Anne!"
Nehir'in sesi gecenin sessizliğinde yankılandı.
Tekrar aradı.
Telefon kapalıydı.
Kaan hiç vakit kaybetmeden Mert'i aradı.
"Mert."
"Numarayı takip edin."
"Şimdi."
Yaklaşık iki dakika sonra Mert geri aradı.
"Patron..."
"Sinyali bulduk."
"Nerede?"
"Galata Kulesi."
Kaan derin bir nefes aldı.
Telefonu kapatırken yüzü yeniden sertleşmişti.
Nehir endişeyle ona baktı.
"Ne oldu?"
Kaan gözlerini Galata'nın ışıklarına çevirdi.
"Annen bizi oraya çağırmıyor..."
"...birileri onun üzerinden bize tuzak kuruyor."
Nehir'in kalbi sıkıştı.
Çünkü ilk kez...
Annesinin gerçekten büyük bir tehlikenin içinde olduğunu hissediyordu.
Ve bu kez kaybedecekleri şey...
Sadece bir dosya değildi.
Devam Edecek... 🖤