İçeriğe geç

Kızıl Yemin

Bölüm 17 · 3 dk okuma

Kızıl Yemin

Bölüm 17

Bölüm 17; Karanlık Arşiv

"Bazı kapılar anahtarla açılır... Bazıları ise geçmişle."

Sabahın ilk ışıkları henüz İstanbul'un üzerine tam olarak doğmamıştı.

Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Hafif bir sis, şehrin sokaklarını örterken malikânenin önünde üç siyah araç sessizce hazır bekliyordu.

Kaan, siyah ceketinin düğmesini ilikledi. Belindeki silahı kontrol etti, ardından masanın üzerinde duran eski pirinç anahtarı avucuna aldı.

Üzerinde yalnızca tek bir yazı vardı.

Arşiv Odası - B12

Bu küçücük anahtar, belki de on beş yıldır peşinden koştukları bütün soruların cevabını saklıyordu.

Koridordan gelen ayak sesleriyle başını kaldırdı.

Nehir...

Sade siyah bir pantolon ve krem rengi gömlek giymişti. Saçlarını ilk kez sıkı bir atkuyruğu yapmıştı. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, son günlerde neredeyse hiç uyumadığını gösteriyordu.

Kaan istemsizce birkaç saniye ona baktı.

"İyi misin?"

Nehir küçük bir tebessüm etti.

"İyiymiş gibi davranıyorum."

Kaan başını hafifçe eğdi.

"Bazen bu bile yeter."

Yarım saat sonra...

Araçlar, yıllar önce kapatılan eski İstanbul Adliyesi'nin önünde durdu.

Bina, terk edilmiş görünüyordu.

Kırık camlar...

Paslanmış demir kapılar...

Sarmaşıkların kapladığı gri duvarlar...

Rüzgâr, boş koridorlardan uğultu gibi geçiyordu.

Nehir ürperdi.

"Burası gerçekten ürkütücü."

Mert etrafı kontrol ederken sessizce konuştu.

"Yıllardır kimse girmemiş."

Kaan cebinden anahtarı çıkardı.

"Hadi."

Kapıyı itince paslı menteşeler acı bir ses çıkardı.

İçeri girdiklerinde ağır bir rutubet kokusu yüzlerine çarptı.

Koridor boyunca eski dosyalar yere saçılmıştı.

Duvarlarda sararmış ilanlar asılıydı.

Sanki zaman burada durmuştu.

Merdivenlerden bodrum kata indiler.

Her adımda ayak sesleri yankılanıyordu.

Nehir istemsizce Kaan'a biraz daha yaklaştı.

"Beni korkutmaya mı çalışıyor burası?"

Kaan hafifçe gülümsedi.

"Hayır."

"Sadece geçmişini saklıyor."

Koridorun sonunda büyük, çelik bir kapı duruyordu.

Üzerinde paslanmış harflerle şunlar yazıyordu:

B12

Kaan anahtarı kilide yerleştirdi.

Bir an duraksadı.

"Sence hazır mıyız?"

Nehir derin bir nefes aldı.

"Gerçeği öğrenmek hiçbir zaman kolay olmaz."

Kilit yavaşça döndü.

Tak...

Kapı ağır ağır açıldı.

İçerisi beklediklerinden çok farklıydı.

Yüzlerce raf...

Binlerce dosya...

Ortada büyük bir masa...

Ve tavandan sarkan tek bir ampul...

Mert etrafa bakarken fısıldadı.

"Burası resmen zaman kapsülü."

Kaan rafları incelemeye başladı.

Dosyaların üzerinde yıllar yazıyordu.

1998...

2003...

2007...

Sonunda en alt rafta siyah deri kaplı kalın bir klasör buldu.

Üzerinde altın harflerle tek kelime yazıyordu.

ARES

Nehir'nin nefesi hızlandı.

"Bulduk..."

Kaan dosyayı dikkatlice açtı.

İlk sayfada eski bir mahkeme tutanağı vardı.

Altında büyük kırmızı mühür...

GİZLİ

Nehir satırları okumaya başladı.

"ARES, devlet içerisinde yasa dışı faaliyet gösteren suç örgütlerini ortaya çıkarmak amacıyla kurulmuş gizli bir operasyon birimidir."

Kaan kaşlarını çattı.

"Bu..."

"Mafya örgütü değil."

Mert devamını okudu.

"Arslan ve Aydın aileleri bu operasyonun kurucuları..."

Üçü aynı anda birbirine baktı.

Yıllardır sandıkları her şey...

Yanlıştı.

Tam o sırada...

Koridorun derinliklerinden metal bir ses duyuldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Nehir irkilerek Kaan'ın koluna dokundu.

"Birileri var."

Kaan tek hamlede silahını çekti.

"Mert."

"Sağ koridor."

"Ben sol taraftan bakıyorum."

Nehir masanın yanında kaldı.

Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.

Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.

Bir gölge...

Sonra bir diğeri...

Ve karanlığın içinden yaşlı bir adam çıktı.

Elleri havadaydı.

"Ateş etmeyin."

Kaan silahını indirmedi.

"Kimsin?"

Adam yavaşça cebinden eski bir kimlik çıkardı.

Hakim Selim Ersoy.

"Ben..."

"...ARES soruşturmasının son savcısıydım."

Nehir şaşkınlıkla ona baktı.

"Yaşıyorsunuz..."

Adam acı bir şekilde gülümsedi.

"Yaşamak denirse..."

Selim Bey ağır ağır masaya oturdu.

Elleri titriyordu.

"Yıllardır sizi bekliyordum."

Kaan dikkatle baktı.

"Bizi mi?"

"Evet."

"Neden?"

Çünkü bu dosya...

Sadece doğru kişilere teslim edilmeliydi."

Nehir merakla eğildi.

"Babam gerçekten suçlu muydu?"

Yaşlı adam hiç düşünmeden cevap verdi.

"Hayır."

Kaan'ın nefesi kesildi.

"Peki benim babam?"

Adam bu kez uzun süre sustu.

Sonunda gözlerini Kaan'a çevirdi.

"Baban..."

"...ihanete uğradı."

Tam devam edecekken...

Bütün bina bir anda sarsıldı.

BOOOM!

Tozlar tavandan dökülmeye başladı.

Mert bağırdı.

"Patron!"

"Dışarıdan patlayıcı yerleştirmişler!"

Koridorlardan duman yükselirken alarm sesi duyuldu.

Selim Bey panikle ayağa kalktı.

"Dosyayı alın!"

"Ne olursa olsun..."

"...yanlış ellere geçmesin!"

Kaan hızla dosyayı eline aldı.

Tam çıkacakları sırada...

Koridorun girişinde siyah takım elbiseli dört adam belirdi.

En öndeki adam yavaşça alkışladı.

"Geç kaldınız."

Kaan gözlerini kıstı.

"Sen..."

Adam hafifçe gülümsedi.

"Bu kez kaçmayacağım."

Elini kaldırdı.

Arkasındaki adamlara tek bir emir verdi.

"Dosyayı alın... Kız sağ kalacak, Kaan ise ölmeyecek."

Nehir şaşkınlıkla fısıldadı:

"Öldürmeyecekler mi?"

Adamın yüzündeki gülümseme daha da büyüdü.

"Hayır..."

"Çünkü Kaan Arslan'ın yaşayarak çekeceği acı... ölümden çok daha değerli."

Devam Edecek... 🖤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.