Kırılan camların sesi hâlâ kulaklarda yankılanıyordu.
Silah sesleri...
Bağrışmalar...
Ve odanın tam ortasında duran maskeli adam...
Maskesini yavaşça çıkardı.
Kaan'ın yüzündeki ifade ilk kez tamamen değişti.
Şaşkınlık...
Öfke...
Ve inanamayış...
"...Emir."
Adam hafifçe gülümsedi.
"Demek hâlâ ismimi hatırlıyorsun."
Nehir şaşkınlıkla ikisine baktı.
"Kaan... Kim bu?"
Kaan'ın sesi soğuktu.
"Eskiden kardeşim dediğim adam."
Odanın içi buz kesti.
Mert silahını doğrulttu.
"Bir adım daha atarsan vururum."
Emir alaycı bir kahkaha attı.
"Hâlâ aynı sadık koruma..."
"Hiç değişmemişsin."
Dışarıda çatışma devam ediyordu.
Koruma ekipleri saldırganlarla çatışırken evin içindeki hava daha da ağırlaşmıştı.
Emir cebinden eski, gümüş renkli bir çakmak çıkardı.
Kaan onu görür görmez yumruklarını sıktı.
O çakmak...
Yıllar önce babasının en yakın dostuna verdiği hediyeydi.
"Onu nereden buldun?"
Emir gözlerini Kaan'dan ayırmadan cevap verdi.
"Bulmadım."
"Babamdan kaldı."
Kaan'ın bakışları sertleşti.
"Yalan söylüyorsun."
"Keşke..."
Yaşlı kadın korkuyla duvara yaslandı.
"Yeter..."
"Hepiniz aynı hatayı yapıyorsunuz."
Nehir hemen kadının yanına koştu.
"Ne biliyorsunuz?"
Kadın gözlerini kapattı.
"O gece..."
"Yangını çıkaran kişi..."
Sesi titredi.
"...sandığınız kişi değildi."
Tam cümlesini bitirecekken...
Bang!
Bir kurşun duvara saplandı.
Mert hızla kadını korumanın arkasına çekti.
"Kaan! Keskin nişancı!"
Emir ise sanki bunu bekliyormuş gibi geri çekildi.
"Bugün cevap almaya gelmedim."
"Sadece sizi uyarmaya geldim."
Kaan silahını kaldırdı.
"Neyden?"
Emir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Asıl düşman..."
"...Kara ailesi değil."
Bir anlık sessizlik...
Nehir'in kalbi hızla atıyordu.
"O zaman kim?"
Emir cevap vermedi.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
"Kaan..."
"Babana gerçekten ne olduğunu öğrenmek istiyorsan..."
"...eski adliyeye git."
Sonra gözden kayboldu.
Gece...
Malikâneye döndüklerinde herkes sessizdi.
Mert, saldırıda ele geçirilen eşyaları masaya dizmişti.
Bir telefon...
Bir anahtar...
Ve küçük, deri kaplı bir not defteri...
Nehir defteri eline aldı.
İlk sayfada sadece tek cümle vardı.
"Adalet bazen mahkemede değil, gölgelerde yazılır."
Kaan'ın gözleri bir anda değişti.
"Bu..."
Nehir merakla baktı.
"Nedir?"
"Babamın el yazısı."
Tam o sırada...
Not defterinin arasından eski bir anahtar düştü.
Üzerinde küçük pirinç bir plaka vardı.
Arşiv Odası – B12
Mert hemen bilgisayara yöneldi.
"Patron..."
"Bu numara eski İstanbul Adliyesi'nin bodrum katındaki özel arşive ait."
Kaan anahtarı avucunda sıktı.
"Demek cevaplar orada."
Nehir kararlı bir sesle konuştu.
"Ben de geliyorum."
"Hayır."
"Bu benim ailemle ilgili."
"Tehlikeli."
"Artık korkmuyorum."
Kaan uzun süre sustu.
Sonunda başını hafifçe salladı.
"Peki."
"Ama bir şartla."
"Neymiş?"
"Bir an bile yanımdan ayrılmayacaksın."
Nehir gülümsedi.
"Söz."
Kaan da istemsizce gülümsedi.
"O kelimeyi dikkatli kullan."
"Neden?"
"Çünkü seninle verdiğimiz sözler..."
Bir an durdu.
"...yarım kalmamalı."
Nehir'in yanakları hafifçe kızardı.
Aynı dakikalarda...
Şehrin dışında, karanlık bir depoda...
Yavuz Kara elindeki dosyayı masaya bıraktı.
Karşısında diz çökmüş bir adam vardı.
"Emir, Kaan'la görüştü."
Adam başını eğdi.
"Evet efendim."
Yavuz yavaşça ayağa kalktı.
"Öyleyse..."
Pencereye yürüdü.
"...artık ikinci aşamaya geçiyoruz."
Masanın üzerindeki fotoğrafı eline aldı.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Nehir'e şaşırtıcı derecede benziyordu.
Yavuz fotoğrafa bakarak fısıldadı:
"Annenin yarım bıraktığı işi... şimdi kızın tamamlayacak."
Nehir'in annesi hakkında söylenen bu söz, odadaki herkesten gizli kalmıştı.
Ama gerçek...
Hiç düşündükleri gibi değildi.
Devam Edecek... 🖤