Malikânenin sağlık odasını derin bir sessizlik kaplamıştı.
Nehir hâlâ gördüğü görüntülerin etkisinden çıkamamıştı.
Elleri titriyordu.
"Bu... nasıl olabilir?"
Kaan pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki yağmuru izliyordu.
Yağmur...
Çocukluğundan beri en nefret ettiği şeydi.
Çünkü her yağmur ona aynı geceyi hatırlatıyordu.
Ama yıllardır o geceyi hatırlamamaya çalışmıştı.
Şimdi ise...
Nehir'in söylediği tek cümle bütün duvarlarını yıkmıştı.
"Sen de oradaydın."
Mert sessizce içeri girdi.
"Patron."
Kaan arkasını dönmedi.
"Konuş."
"Adamlarımız eski çocuk yuvasının kayıtlarını buldu."
Kaan'ın omuzları gerildi.
"Ne kayıtları?"
"On beş yıl öncesine ait."
Nehir şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Çocuk yuvası mı?"
Mert dosyayı masaya bıraktı.
"Yangından sonra iki çocuk kısa süreliğine aynı yurtta kalmış."
Kaan dosyayı açtı.
İlk sayfada iki isim vardı.
Kaan Arslan
...
Nehir Aydın
Oda sessizliğe gömüldü.
"Demek..."
Nehir'in sesi titriyordu.
"Biz gerçekten tanışıyorduk."
Kaan ağır ağır sandalyeye oturdu.
İlk kez yüzündeki soğuk ifade tamamen kaybolmuştu.
"Hatırlıyorum..."
Mert ve Nehir aynı anda ona baktılar.
Kaan gözlerini kapattı.
"Çok küçük bir kız vardı."
"Her gece kâbus görürdü."
"Neden ağladığını söylemezdi."
Nehir'in gözleri dolmaya başladı.
Kaan devam etti.
"Ona..."
Bir an duraksadı.
"...'Küçük Kelebek' derdim."
Nehir istemsizce boynundaki kolyeye dokundu.
Kalbi göğsüne sığmıyordu.
"Bu ismi..."
"Yıllardır kimse bana söylemedi."
Tam o sırada Nehir'in zihninde yeni bir görüntü belirdi.
Eski bir çocuk bahçesi...
Salıncak...
Sekiz yaşlarında bir çocuk.
Kaan...
Küçük Kaan, cebinden küçük tahta bir kelebek çıkarıyordu.
"Ağlama."
"Bir gün seni bulacağım."
"Söz veriyorum."
Sonra küçük parmağını uzatıyordu.
"Yemin mi?"
Küçük Nehir de gülümseyerek parmağını uzatıyordu.
"Yemin."
Görüntü bir anda kayboldu.
Nehir gözyaşlarını tutamadı.
"Hatırladım..."
Kaan hızla ona döndü.
"Neyi?"
"Sen..."
"Gerçekten bana söz vermiştin."
Akşam...
Malikânenin bahçesi ilk kez bu kadar sakindi.
Yağmur durmuştu.
Toprak kokusu her yeri sarmıştı.
Nehir tek başına yürürken Kaan sessizce yanına geldi.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda Nehir sessizliği bozdu.
"Demek beni tanıyordun."
"Hayır."
"Hatırlamıyordum."
"Bugüne kadar."
Nehir hafifçe gülümsedi.
"Yine de sözünü tutmuşsun."
Kaan şaşırdı.
"Hangi sözü?"
"Beni bulacağına dair."
Kaan cevap veremedi.
Çünkü bunun tesadüf mü, kader mi olduğunu kendisi de bilmiyordu.
Tam o sırada Mert koşarak bahçeye geldi.
"Patron!"
"Ne oldu?"
"Adamlarımız depoda birini yakaladı."
"Kimi?"
"İçimizdeki haini."
Kaan'ın bakışları sertleşti.
"Getirin."
Birkaç dakika sonra elleri bağlı genç bir güvenlik görevlisini diz çöktürdüler.
Kaan yavaş adımlarla önüne geldi.
"Neden?"
Adam korkuyla başını kaldırdı.
"Ben..."
"Konuş."
"Beni tehdit ettiler."
"Kim?"
Adam ağlamaya başladı.
"Yüzünü hiç görmedim."
"Sesini?"
"Evet."
"Ne dedi?"
Adam titreyerek cevap verdi.
'Kız yaşayacak...'
Kaan kaşlarını çattı.
"Devam et."
'Çünkü gerçek miras ona ait.'
Nehir şaşkınlıkla Mert'e baktı.
"Miras mı?"
Adam son kez konuştu.
'Ama Kaan Arslan gerçeği öğrenirse... ikisini de öldürün.'
Bir anda...
Bang!
Silah sesi bahçede yankılandı.
Kurşun, diz çöken adamın göğsüne isabet etti.
Herkes aynı anda arkasını döndü.
Malikânenin dış duvarındaki tepede siyah kıyafetli bir keskin nişancı vardı.
Mert silahını çekti.
"Keskin nişancı!"
İkinci kurşun bu kez doğrudan Kaan'a doğru geldi.
Nehir hiç düşünmeden kendini Kaan'ın önüne attı.
"Kaan!"
Kaan refleksle Nehir'yi belinden kavrayıp yere çekti.
Kurşun, arkalarındaki mermer sütuna saplandı.
Mermer parçaları etrafa saçıldı.
Nefes nefese kalan ikili birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Kaan'ın kolları hâlâ Nehir'nin etrafındaydı.
İlk kez sesi titredi.
"Bir daha bunu yapma..."
Nehir de fısıldadı.
"Sen de benim için yapıyorsun."
Kaan cevap veremedi.
Çünkü haklıydı.
Tam o sırada Mert'in bağırışı duyuldu.
"Patron!"
"Keskin nişancı kaçtı!"
Kaçarken arkasında tek bir şey bırakmıştı...
Siyah bir zarf.
Kaan zarfı açtı.
İçinden eski, yanmış bir gazete kupürü çıktı.
Manşette şu yazıyordu:
"On beş yıl önceki yangında iki çocuk mucizevi şekilde kurtuldu."
Gazete kupürünün altına kırmızı kalemle yalnızca iki kelime yazılmıştı:
"Sadece biri..."
Ve altında devam eden cümle:
"...gerçek Aydın."
Devam Edecek... 🖤