Malikânenin sağlık odası...
Beyaz duvarlar...
Keskin ilaç kokusu...
Ve derin bir sessizlik...
Nehir gözlerini yavaşça araladığında tavandaki ışık gözlerini kamaştırdı.
Başını çevirdi.
Kolunda serum vardı.
Kapının yanında ise biri sessizce oturuyordu.
Kaan...
Dirseklerini dizlerine dayamış, ellerini birleştirmiştı.
Saatlerdir aynı pozisyonda bekliyor gibiydi.
Nehir hafifçe doğrulmaya çalışınca Kaan hemen ayağa kalktı.
"Yatma."
"İyiyim."
"Değilsin."
"Biraz başım dönüyor."
Kaan doktora haber vermek için kapıya yöneldi.
Nehir usulca seslendi.
"Kaan..."
Adam durdu.
"Dün gece..."
"Beni sen mi taşıdın?"
Kaan kısa bir sessizliğin ardından başını salladı.
"Evet."
"Teşekkür ederim."
Kaan hiçbir şey söylemedi.
Sadece gözlerini kaçırdı.
Bir süre sonra doktor içeri girdi.
"Tahliller temiz."
Mert merakla sordu.
"Peki ya bileğindeki iz?"
Doktor ciddileşti.
"O bir iğne izi."
Nehir şaşkınlıkla bileğine baktı.
"İğne mi?"
"Evet."
"Ama içinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz."
Kaan'ın çenesi gerildi.
"Ne kadar sürede öğrenirsiniz?"
"Bugün içinde."
Doktor çıktıktan sonra odada yalnızca üçü kaldı.
Kaan pencerenin önüne yürüdü.
"Nehir artık yalnız dolaşmayacak."
Nehir hemen itiraz etti.
"Ben çocuk değilim."
Kaan arkasını dönmeden cevap verdi.
"Artık bu tartışmayı yapmayacağız."
Öğleden sonra...
Nehir bahçeye çıkmak istedi.
Koridorun sonunda yürürken bir anda başı döndü.
Duvara tutundu.
Tam düşecekken...
Kaan onu omzundan tuttu.
"Daha dinlenmen gerekiyordu."
Nehir gülümsemeye çalıştı.
"Her düştüğümde yetişmek zorunda mısın?"
Kaan istemeden hafifçe gülümsedi.
"Görünüşe göre evet."
İkisi de birkaç saniye birbirine baktı.
Son günlerde ilk kez savaş, dosyalar ve tehditler yokmuş gibi hissediliyordu.
O anda bahçeden Emine Hanım'ın sesi geldi.
"Yemek hazır evlatlar!"
Nehir istemsizce güldü.
"Evlatlar mı?"
Kaan omuz silkti.
"Emine Hanım herkese böyle der."
Akşam...
Mert aceleyle çalışma odasına girdi.
"Patron."
"Konuş."
"İğnenin içindeki madde bulundu."
Kaan ayağa kalktı.
"Neymiş?"
"Bir ilaç."
"Nasıl bir ilaç?"
Mert dosyayı uzattı.
"Bu ilaç öldürmüyor."
"O zaman?"
"Geçmişe ait bastırılmış anıları tetikleyebiliyor."
Nehir şaşkınlıkla Mert'e baktı.
"Anılar mı?"
Tam o sırada Nehir'in başına keskin bir ağrı saplandı.
Ellerini şakaklarına götürdü.
Bir anda gözlerinin önünde görüntüler belirdi.
Yağmurlu bir gece...
Küçük bir kız çocuğu...
Elinde kelebek kolye...
Karşısında diz çöken genç bir adam...
Adam gülümsüyordu.
"Korkma küçük kelebek..."
"Ben seni hep koruyacağım."
Nehir nefes nefese gözlerini açtı.
"Ben..."
Kaan hemen yanına geldi.
"Ne oldu?"
Nehir'in gözleri dolmuştu.
"Ben... o sesi hatırlıyorum."
"Kimin sesi?"
Nehir, Kaan'a baktı.
"Senin..."
Kaan donup kaldı.
"Ne dedin?"
"Çocuktum..."
"Sen de oradaydın."
Odanın içini sessizlik kapladı.
Kaan'ın aklına yıllardır unuttuğunu sandığı bir görüntü geldi.
Yağmurlu bir gece...
Kucağında ağlayan küçük bir kız...
Ve boynunda kelebek kolye...
"Bu... mümkün değil."
Aynı saatlerde...
Terk edilmiş fabrikanın en üst katında...
Yüzü hâlâ gölgeler içinde kalan gizemli adam, masanın üzerindeki eski bir kaseti eline aldı.
Yanındaki Asya'ya baktı.
"Kaan hatırlamaya başladı."
Asya tedirgin oldu.
"Bu kötü mü?"
Adam yavaşça gülümsedi.
"Hayır..."
"Asıl istediğim buydu."
Sonra kaseti eski bir oynatıcıya yerleştirdi.
Ekranda cızırtılı bir görüntü belirdi.
Küçük Kaan...
Ve küçük Nehir...
El ele koşuyorlardı.
Adam ekranı izlerken tek bir cümle söyledi:
"Yıllar önce yarım kalan hikâye, yeniden başlayacak..."
Tam o sırada kasetin son karesinde bir yüz göründü.
Nehir'in yıllar önce öldüğünü sandığı babası...
Ve yanında...
Kaan'ın babası.
İkisi de hayattaydı.
Devam Edecek... 🖤