Gece...
Malikânenin üzerini ağır bir sessizlik kaplamıştı.
Kimse uyuyamıyordu.
Çalışma odasında yalnızca şöminenin çıtırtısı duyuluyordu.
Kaan, elindeki eski fotoğrafa uzun uzun baktı.
İki aile...
Mutlu yüzler...
Ve arkada duran o gizemli adam...
"Onu kendi ellerimle toprağa verdim..."
Bu cümle zihninden çıkmıyordu.
Kapı çalındı.
"Patron."
Mert içeri girdi.
"Ne buldun?"
"Fotoğrafın çekildiği günü araştırdım."
Kaan başını kaldırdı.
"Devam et."
"Fotoğraf tam on beş yıl önce, Sapanca'da çekilmiş."
"Başka?"
Mert derin bir nefes aldı.
"O gün orada sadece Arslan ve Aydın aileleri yokmuş."
Kaan'ın kaşları çatıldı.
"Kim vardı?"
Mert önündeki dosyayı açtı.
"Kara ailesi."
Odanın içi buz gibi oldu.
Aynı gece...
Nehir odasında dönüp duruyordu.
Boynundaki kelebek kolyeyi avucunun içine aldı.
"Anne..."
diye fısıldadı.
"Neden bana hiçbir şey anlatmadın?"
Tam o sırada kapısı hafifçe vuruldu.
"Ben."
Kaan...
Nehir kapıyı açtı.
Kaan'ın yüzü her zamankinden daha ciddiydi.
"Benimle gelir misin?"
"Nereye?"
"Sana göstermek istediğim bir yer var."
Malikânenin en alt katına indiler.
Dar bir koridorun sonunda çelik bir kapı vardı.
Kaan cebinden kartını çıkarıp kapıyı açtı.
İçerisi eski bir arşiv odasıydı.
Duvarlarda yüzlerce dosya...
Kutular...
Eski fotoğraflar...
Ve ortada büyük bir masa...
Nehir şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Burası ne?"
"Babamın arşivi."
Kaan masanın çekmecesinden ince, siyah bir defter çıkardı.
"Babam öldürülmeden önce her şeyi buraya yazmış."
Nehir heyecanla defteri aldı.
İlk sayfayı açtı.
Yalnızca tek bir cümle vardı.
"Eğer bu defter Nehir Aydın'ın eline geçtiyse, artık hiçbir sır sonsuza kadar saklanamayacak."
Nehir'in elleri titredi.
"Benim adım..."
Kaan da şaşkındı.
"Babam seni yıllar önce tanıyormuş."
Tam o sırada...
Arşiv odasının lambaları titredi.
Sonra tamamen söndü.
"Elektrikler mi gitti?"
Hayır...
Birileri çelik kapıyı dışarıdan kilitlemişti.
Tak!
Nehir hızla kapıya koştu.
"Kaan!"
Kapıyı itti.
Açılmıyordu.
Dışarıdan ayak sesleri duyuldu.
Sonra boğuk bir erkek sesi...
"İkiniz de çok şey öğrendiniz."
Kaan yumruklarını sıktı.
"Kim var orada?"
Adam güldü.
"Gerçeği öğrenmeye bu kadar yaklaşmanız hata oldu."
Bir anda odanın havalandırma sisteminden beyaz bir gaz yayılmaya başladı.
Nehir öksürmeye başladı.
"Kaan..."
Kaan hemen ceketini çıkarıp Nehir'in ağzını ve burnunu kapattı.
"Derin nefes alma!"
Gaz hızla bütün odayı dolduruyordu.
Kaan çelik kapıya omzuyla vurdu.
Bir kez...
İki kez...
Üçüncü darbede kapının kilidi çatladı.
Tam o sırada Nehir'nin dizleri çözüldü.
Gözleri kapanmaya başladı.
"Nehir!"
Kaan onu düşmeden yakaladı.
Kollarına aldı.
İlk kez onu bu kadar çaresiz görüyordu.
"Nehir, bana bak!"
Nehir güçlükle gözlerini açtı.
"Kaan..."
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Ben... korkuyorum."
Kaan'ın yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı.
Saçını usulca geriye itti.
"Ben buradayım."
"Bir şey olmayacak."
Nehir, başını istemsizce Kaan'ın omzuna yasladı.
Kaan onu sımsıkı tutarken, yıllardır ilk kez gerçekten birini kaybetmekten korktuğunu hissetti.
Tam o sırada...
BOOOM!
Çelik kapı büyük bir patlamayla yerinden söküldü.
Dumanın içinden siyah kıyafetli özel tim içeri girdi.
"Patron!"
Mert önde koşuyordu.
"Kaan!"
Kaan kollarındaki Nehir'ye baktı.
Nefes alıyordu...
Ama bileğinde ince bir kırmızı işaret vardı.
Sanki biri gaz yayılmadan hemen önce ona bir iğne batırmıştı.
Mert şaşkınlıkla eğildi.
"Patron..."
"Bu gazın işi değil."
Kaan'ın gözleri öfkeyle parladı.
"Demek içimizdeki hain..."
Nehir'ye bakıp dişlerini sıktı.
"...ona dokunmayı başarmış."
Devam Edecek... 🖤