İçeriğe geç

Kızıl Ruj Operasyonu

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Kızıl Ruj Operasyonu

Bölüm 8

BÖLÜM 8: AYNA ÇATLADIĞINDA

St. Jude Koleji’nin kafeteryasında öğle vakti, günün en hareketli ve en tehlikeli anıydı.

Melis, voleybol takımının tam ortasına kurulmuş, bir yandan tabağındaki salatayı karıştırıyor, diğer yandan sabah Nazlı’ya yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatıp kahkahalar atıyordu. "Yemin ederim dolabını açtığımda naftalin koktu! Bir de burslu okuyup bize kafa tutacak güya..." Masadakiler, Melis’in gözüne girmek için yapmacık kahkahalarla ona eşlik ediyordu.

Kafeteryanın diğer ucundaki köşe masada ise dört kız oturuyordu. Mina tepsisindeki yeşil elmayı dilimliyor, Arya sakin adımlarla tırnaklarını inceliyor, Lara pipetini kemiriyor, Derin ise kucağında tuttuğu telefonundan okulun ortak Wi-Fi ağına çoktan sızmış bulunuyordu.

"Bağlantı tamam," dedi Derin, kafeteryadaki gürültünün arasında sadece kızların duyabileceği bir ses tonuyla. "Okulun tüm sınıflarına ve koridorlarına bağlı olan dijital panoların sunucusuna girdim. Melis’in yedek bulut hesabındaki gizli sohbet geçmişi ve ses kayıtları indirme havuzunda."

Arya elindeki bardağı masaya bıraktı. "Hedefin en hassas noktası ne, biliyorsunuz değil mi? 'Mükemmel popüler kız' imajı. Kendi takım arkadaşlarını arkalarından nasıl aşağıladığını bilseler, o masada yanında tek bir kişi bile kalmaz."

"Kendi zehrinde boğulacak," dedi Mina. Elmanın son dilimini ağzına attı ve Derin’e baktı. "Başlat."

Derin tek bir tuşa dokundu.

Saniyeler içinde kafeteryanın ana girişindeki dev bilgi panosu, menü listesini göstermeyi bıraktı ve ekran siyah bir zemine büründü. Ardından, kafeteryanın ses sistemine bağlı hoparlörlerden parazitli bir ses yükseldi. Müzik kesildi.

"Melis’in Gizli İtirafnamesi" başlığı dev ekranda parladı.

İlk ses kaydı patladı; Melis’in bizzat kendi sesi, buz gibi bir netlikle kafeteryada çınladı:

"Ece’nin bacaklarını gördünüz mü? Koca bir fil gibi koşuyor sahada. Kaptanın ben olmam gerekiyordu, onu bilerek çizginin dışına ittim ki bileği burkulup maçtan çıksın..."

Masada Melis’in hemen sağında oturan libero Ece, elindeki çatalı havada donmuş halde bıraktı. Yüzü kireç gibi oldu.

Kayıt durmadı; bir sonrakine geçti:

"Berrin’in burnu estetik olmasa yüzüne kim bakar? Babasının iflasın eşiğinde olduğunu biliyorum, bana yaranmak için her gün kahvemi taşıyor zavallı..."

Melis’in karşısında oturan diğer kız şok içinde ayağa fırladı.

Melis sandalyeden öyle bir sıçradı ki masadaki portakal suyu bardağı devrilip tepsisine aktı. "Kapatın! Kim yapıyor bunu?! Görevli yok mu burada, kapatın şunu!" diye çığlık attı.

Fakat ekran sadece ses kayıtlarıyla kalmadı. Melis’in anonim bir sosyal medya hesabı açıp Nazlı başta olmak üzere burslu öğrencilere attığı hakaret ve tehdit mesajlarının ekran görüntüleri, mesajların atıldığı IP adresinin Melis’in kendi telefonuna ait olduğunu kanıtlayan teknik raporla birlikte alt alta dizildi.

Kafeteryada derin, boğucu bir sessizlik oluştu. Birkaç dakika önce Melis’in çevresinde pervane olan takım arkadaşları, tiksinircesine ondan ikişer adım geriye çekildi.

"Melis... Sen iğrenç birisin," dedi Ece, gözleri dolarak. Masadaki çantasını alıp arkasını döndü ve kafeteryayı terk etti. Arkasından masadaki diğer herkes tek tek kalktı.

Melis, devrilmiş bardağın ve masaya yayılan meyve suyunun ortasında yapayalnız kalmıştı. Tüm okul ona, gerçek yüzüne bakıyordu. Çaresizce etrafına bakındı. "Yalan bunlar! Bana komplo kuruyorlar!" diye bağırdı ama kimse yüzüne bile bakmıyordu. Aşağıladığı o burslu öğrenciler bile ona sadece acıyarak bakıp geçiyordu.

O sırada kafeteryanın kapısına doğru yürüyen dört kız, Melis’in tam önünden geçti.

Lara duraksayıp masanın kenarına hafifçe parmağını vurdu. "Kıyafetlerin marka olabilir Melis, ama karakterin gerçekten bit pazarından bile ucuzmuş."

Melis gözlerinden taşan yaşlarla başını kaldırdığında Mina ile göz göze geldi.

Mina tek kelime etmedi. Çantasından çıkardığı o siyah mat ambalajlı ruju masadaki peçetelerden birinin üzerine bıraktı. Kapağını açmadı, tek bir çizgi çekmedi. Sadece masanın ortasına dikti.

Melis o ruju gördüğü an dondu. Önceki gece televizyonda Zafer Dağhan’ın gömleğinde ve arabasında gösterilen o kırmızı ruj izini hatırladı. Gözleri dehşetle büyüdü, dudakları titredi. Kiminle dans ettiğini o saniye anladı; karşısındakiler sadece kolej kızı değildi, şehri sallayan gölgelerin ta kendisiydi.

Mina arkasını döndü, kızlarla birlikte kafeteryadan çıktılar.

Okulun arka bahçesine çıktıklarında Derin telefonuna gelen şifreli bir e-postayı fark etti. Adımlarını yavaşlattı, ekranı hızla kaydırdı. Yüzündeki o muzip gülümseme bir anda dondu.

"Kızlar..." dedi Derin, sesi birden ciddileşerek.

Mina, Arya ve Lara durup ona döndü.

"Ne oldu Derin?" diye sordu Mina.

Derin telefonu Mina’ya doğru çevirdi. "Okul dışındaki posta kutumuza az önce isimsiz bir dosya düştü. Zafer Dağhan olayı şehirde çok ses getirdi demiştik ya... Biri bizi bulmuş. Bize bir hedef göndermiş."

Arya kaşlarını çattı. "Kim?"

"Şehrin doğu yakasında bir yer altı dövüş kulübü ve yasa dışı çocuk işçiliği şebekesi," dedi Derin, sesi alçalarak. "Ve başında olan adam... Zafer Dağhan gibi bir iş insanı değil. Doğrudan organize suç bağlantısı olan, eli kanlı biri. Mesajın altında tek bir not var: 'Eğer gerçekten adalet dağıtıyorsanız, gidin ve Demirkan’ı durdurun.'"

Lara’nın gözlerinde tanıdık, tehlikeli bir ışıltı parladı. "İşte şimdi gerçek bir oyuna başlıyoruz."

Mina bahçenin rüzgarında uçuşan saçlarını kulağının arkasına attı.

Lise zorbaları sadece bir antrenmandı. Şehrin gerçek karanlığı, onları doğrudan ringe çağırıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.