Pera Palace’ın döner kapısı ağır ağır döndüğünde, balo salonunun girişindeki uğultu bir anlığına dalgalanıp kesildi.
Mermer zeminde yankılanan dört çift topuk sesi, salondaki tüm fısıltıları bastıracak kadar kendinden emindi. Kapıdan aynı hizada, kusursuz bir senkronla içeri adım attılar: Mina, Derin, Arya ve Lara.
Salonun ortasındaki devasa kristal avizenin sarı ışıkları, üzerlerine vurduğu an sanki sahne spotları sadece onlara odaklanmıştı.
En önde yürüyen Mina, omzunu açıkta bırakan bordo ipek elbisesinin asil duruşuyla yürüyen bir yangın gibiydi; dudaklarındaki kan kırmızısı mat ruj, salondaki kadınların dikkatini ilk anda çeken detay oldu. Hemen sağında Arya, gece mavisi kadife elbisesinin derin yırtmacıyla her adımında gözleri üzerine mıknatıs gibi çekiyor, dudaklarının kenarındaki o hafif, gizemli tebessümle etrafı süzen erkekleri saniyeler içinde etkisiz hale getiriyordu. Solundaki Derin, zümrüt yeşili saten elbisesinin sırt dekoltesi ve keskin eyeliner’ıyla modern, ulaşılamaz ve fazlasıyla tehlikeli duruyordu. Grubun arkasını sağlama alan Lara ise smokin tarzı siyah tulumu, kusursuz fiziği ve her an patlamaya hazır bir yayın gerginliğini taşıyan dik duruşuyla bir koruma zarafetinde ilerliyordu.
Şehrin bürokratları, holding patronları, cemiyet kadınları ve flaşlarını patlatan birkaç magazin muhabiri... Hepsinin bakışları bu dört kıza kilitlenmişti.
"Şunlara bak... Kimin kızları bunlar?"
"Girişteki davetli listesini kim kontrol etti? Manken falanlar mı?"
Fısıltılar dalga dalga yayılırken, garsonlardan biri elinde şampanya kadehleriyle dolu bir gümüş tepsiyle hemen yanlarında belirdi. Mina, ince parmaklarıyla kadehlerden birini aldı; dudaklarına götürür gibi yapıp sadece kokusunu içine çekti. Gözleri salonun diğer ucundaki VIP locaya çevrilmişti.
Zafer Dağhan oradaydı.
Üzerinde özel dikim koyu gri takım elbisesi, yakasında altın rozeti ve elinde kristal viski kadehiyle etrafındaki belediye yetkililerine projesini anlatıp gür kahkahalar atıyordu. Kendini gecenin kralı, dokunulmaz bir imparator sanıyordu.
Kulaklıklardan Derin’in fısıltısı duyuldu. Saçlarını düzeltir gibi yaparak kulağındaki minik vericiye dokunmuştu: "Ana kumanda masasını ve DJ kabinini gördüm. Sahne arkasındaki teknik ekibin arasına sızıyorum. Üç dakikaya görüntü aktarıcısı bende."
Arya kadehini hafifçe kaldırdı. "Zafer'in yanındaki gruptan biri eski bir aile dostumuzun ortağı. Oraya sokulup dikkatleri dağıtmam bir dakikamı alacak. Mina, sahne konuşması için mikrofona geçiş anını kolla."
"Hazırım," dedi Mina soğukkanlılıkla. "Lara, sen çıkış hattını kontrol et. Bu herif ekrandakileri gördüğü an salondan kaçmaya çalışacak. Arkadaki servis asansörünü ve otopark merdivenini tut."
Lara dudaklarını kıvırıp siyah ceketinin yakasını düzeltti. "Otopark -2'deyim. Kaçış yolu yok."
Arya zarif adımlarla Zafer Dağhan’ın masasına doğru süzülürken, salondaki birkaç genç iş insanı kızların yanına yaklaşmaya yeltendi. Mina, onlara doğru dönüp sadece soğuk, mesafeli tek bir bakış fırlattı. O bakış, salondaki en cüretkar adamı bile olduğu yerde durdurmaya yetecek kadar ağırdı.
Kızların güzelliği bir süs değil; hedeflerine yaklaşırken kullandıkları en kusursuz kamuflajdı.
Zafer Dağhan kadehini masaya vurdu ve mikrofondan sunucunun sesi yükseldi: "Ve şimdi, Altın Vadi Rezidansları Tanıtım Filmi ve konuşmasını yapmak üzere Sayın Zafer Dağhan’ı sahneye davet ediyoruz!"
Alkış tufanı koptu. Zafer ceketini ilikleyerek, yüzündeki o kibirli, sahte hayırsever gülümsemesiyle sahneye doğru yürümeye başladı.
Tam o sırada Derin, sahne arkasındaki karanlık teknik koridordan fısıldadı:
"Dosya yüklendi. Ekran benim kontrolümde. Gösteri başlıyor kızlar."
Mina kadehini yanından geçen garsonun tepsisine bıraktı. Çantasındaki siyah mat ruju hafifçe yokladı. Salonun dev projeksiyon perdesinin hemen yanında yerini aldı.
Zafer Dağhan kürsüye çıktı, mikrofonu iki eliyle kavradı. "Değerli konuklar, bu gurur dolu gecede..."
Salonun ışıkları karardı. Dev ekranda tanıtım filmi yerine, cızırtılı bir ses kaydı ve kan donduran fotoğraflar belirmek üzereydi.